
Prof. Kariane Westrheim: Türkiye çağrıya karşılık vermeli
- 09:01 5 Nisan 2025
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısını değerlendiren EUTCC Başkanı Prof. Kariane Westrheim, “Sayın Öcalan’ın en harika yanı ise öyle ya da böyle olacak demek yerine, ‘ben bunu öneriyorum ama buna herkes karar vermeli’ demesidir. Türkiye'nin şu ya da bu şekilde çağrıya bir karşılık vermesi gerekiyor. Silah bırakma bir müzakerenin parçası olmak zorunda. Bu kongreyi yapmadan ve Türkiye tüm bu güvenlik önlemlerini almadan bunun olması imkansızdır” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat tarihinde “Asrın Çağrısı” olarak değerlendirilen “Barış ve demokratik toplum çağrısını” gerçekleştirdi. Aradan bir ayı aşkın bir zaman geçmesine rağmen devlet tarafından henüz atılmış bir adım, PKK kongresinin toplanmasına dönük şartların oluşturulmasına dair bir hamle yapılmış değil. Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan gelişmeler için bayram sonrasına işaret ederken, yanı sıra toplum CHP gündemi ve kayyımlarla oyalanmaya çalışılıyor, uluslararası toplum ve Türkiye’deki halklar iktidarın harekete geçmesi için çağrılarını sürdürüyor.
Daha önce de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın umut hakkının uygulanması için Nobel Ödüllü insanları örgütleyen ve buna ilişkin çalışmalar yürüten Avrupa Birliği Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC) Başkanı Prof. Kariane Westrheim gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
“Adımlar atılırsa ve bu talepler karşılanırsa, bu sadece Türkiye için değil, tüm bölge için çok şey ifade edecektir. Bu yüzden çok önemli. Ana talep Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması. Siyasi ortaklarıyla, PKK ile konuşma özgürlüğüne sahip olmalı.”
* Öncelikle Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda (AP) düzenlenen 19'uncu "Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler" başlıklı konferansı’tan başlayalım. Bu konferansa katıldınız, neler tartışıldı neler ele alındı?
Kürtlerin gerçekleştirdiği konferans çok güzeldi ve şu anda Türkiye’de ve Suriye’de yaşananlar bağlamında yapıldı. DEM Parti’den Tuncer Bakırhan ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nden İlham Ahmed de konuşma yaptı. Çok iyi oldu ki çünkü şu anda neler olup bittiğine dair genel bir bakış sundular. İnsanlar sürecin ilerleyişi konusunda çok tedirgin ve meraklılar ve birçok soru hala cevapsız. Anladığımız kadarıyla onlar da beklemede, neler olduğunu kesin olarak söylemiyorlar ama genel bir bakışa kavuştuk ki bu son derece iyi oldu. Avrupa Parlamentosu'ndan çok sayıda milletvekilinin orada bulunması da çok umut vericiydi ve birçoğu neler olup bittiğini çok iyi anladı. Ancak elbette ne yapabilecekleri ya da bir şey yapıp yapmayacakları konusunda hala ilgili değiller. Bu yüzden sadece umut ediyoruz. Konferansın sonuç bildirgesinde de bir çağrıda bulunuldu ve Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine ve Irak'ta Kürt bölgesine yönelik saldırılarının uluslararası hukukun ihlali olduğu, Türkiye İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasına son verilmesi talep edildi. En nihayetinde başlatılan bu sürecin ilerlemesi için siyasi ve hukuki tedbirlerin derhal alınmasını talep ettik ve bizim için özgürlük her şeyin ön koşuludur. Adımlar atılırsa ve bu talepler karşılanırsa, bu sadece Türkiye için değil, tüm bölge için çok şey ifade edecektir. Bu yüzden çok önemli. Ana talep Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması. Siyasi ortaklarıyla, PKK ile konuşma özgürlüğüne sahip olmalı. Dolayısıyla bir kongrenin gerçekleşmesine ve güvenlik önlemlerine ihtiyaç var. Ama hala Türkiye'den bu konuda bir cevap yok.
“Bu çağrıyı, 27 Şubat'tan sonra ve şu ana kadar, dördü listenin en başında olmak üzere 270'in üzerinde Nobel Ödüllü kişi, her meslekten, gruptan insan, politikacılar, eski devlet başkanları, akademisyenler imzaladı.”
* Konferansın temel amacı hangi talepleri sunmak, hangi mesajları vermekti?
Avrupa Birliği'den Kuzey Doğu Suriye'deki Özerk Yönetimi tanıması çağrısında bulunuyoruz. Bu, sürecin ya da Suriye'deki durumun Kürtler açısından iyileşmesi için kesinlikle gereklidir, bunu desteklemeleri ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Sayın Abdullah Öcalan’ın davasıyla ilgili kararının derhal uygulanmasını sağlamaları ve yine mevcut soruna, Orta Doğu ve Türkiye'de şu anda olup bitenlere yönelik siyasi çözüm sürecini güçlendirmek için tüm mekanizmaları kullanmaları gerekmektedir. Avrupa Birliği'ne PKK'yi terör listesinden çıkarması ve devam etmekte olan proje lehine olumlu sinyaller göndermesi çağrısında bulunmamız da çok önemliydi. Bence Avrupa Birliği'nin yapabileceği ve öncelikli yapması gereken şey budur. Ancak uluslararası toplum ve büyük kuruluşlar çok sessiz olduğu için gerçekten adım atıp atmayacaklarını bilmiyoruz. Asıl mesele buydu, ama konferansın sonunda barış sürecine destek için bir çağrımız daha vardı. Bir basın toplantısı düzenledik. Başta söylemeyi unuttum, basın toplantısını yaptığımız kişiler ayrıca konferansa da davet edildi. İki Nobel Barış Ödülü sahibi, Şirin Ebadi ve ABD'den Jody Williams, çok iyi konuşmalar yaptı. Herkes ve özellikle de Şirin, bu süreç lehine çok güçlü bir konuşma yaptı. Bu çok ama çok olumluydu. Ardından da kısa bir basın toplantısı düzenleyerek barış sürecine destek çağrısında bulunduk. Bu, elbette şu anda devam etmekte olan süreci güçlendirmek için bir çağrıdır. Bu çağrıyı, 27 Şubat'tan sonra ve şu ana kadar, dördü listenin en başında olmak üzere 270'in üzerinde Nobel Ödüllü kişi, her meslekten, gruptan insan, politikacılar, eski devlet başkanları, akademisyenler imzaladı. Çok sayıda da sendika var. Sanırım çağrıya destek verecek STK'ler daha fazla olacaktır. Bu çağrı, Nobel Barış Ödülü sahibi Jody Williams tarafından okundu. Yani olumlu birçok şey aynı anda yaşanıyor ve sürüyor. Bu çok umut verici.
“Süreci izleyen biri olmalı, imza ve belgelerle süreci güvence altına alan bir taraf olmalıdır. Ancak süreç henüz o noktada değil. Belki oraya varmamız uzun zaman alacak, ama bence bu çok önemli. Türkiye adım atmasa dahi bu süreç başladı ve artık durdurulamaz.”
* Türkiye’nin Kürtlere dönük saldırıları sınır ötesinde sürerken, biliyorsunuz ki 27 Şubat’ta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Barış ve Demokratik Toplum" çağrısı yaptı. Bu çağrıyı ilk dinlediğinizde ne hissettiniz ve hangi analizleri yaptınız?
Aslında çağrıyı bekliyorduk, çünkü uzun zamandır konuşuluyordu, bu yüzden herkes bekliyordu. Çağrı geldiğinde süreç sadece daha da netleşir diye düşündük. Ama zaman geçtikçe bu çağrının, yazılan kelimelerden daha fazlası olduğunu gördüm. Bence son derece iyi bir çağrıydı ve silahsızlanmanın ana konu olduğunu, savaşın sona ereceğini görmek beni mutlu etti. Belki de ana mesaj buydu, ancak aynı zamanda şunu da söylemeliyim ki işlerin hızlanmasından, çok hızlı ilerlemesinden, Kürtlerin Türkiye'nin istediği ya da talep ettiği şeyleri bir karşılık almadan kabul etmesinden korkuyordum. Bu yüzden yasal, siyasi önlemler ve güvenlik önlemleri taleplerinin çok güçlü olduğunu gördüm. Kürtler de bu konularda çok güçlü mesajlar veriyor ve bence bu kesinlikle gerekli. Ayrıca, bu gibi süreçlerde gerçek bir müzakere sürecinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bence üçüncü bir taraf olmalı ama Türkiye üçüncü bir taraf istemiyor. Dışarıdan insanların herhangi bir şekilde sürece dahil olmasını istemiyorlar. Yalnız kalmak istiyorlar, çünkü o zaman süreci dikte edebilirler ama bir gözlemci olmalı, süreci izleyen biri olmalı, imza ve belgelerle süreci güvence altına alan bir taraf olmalıdır. Ancak süreç henüz o noktada değil. Belki oraya varmamız uzun zaman alacak ama bence bu çok önemli. Yine de umut işareti var, kritik bir zamanda olunduğu yazıyor, ama şimdi de umut var ve bence Türkiye adım atmasa dahi bu süreç başladı ve artık durdurulamaz. Durdurabilmek için yol engebeli olacak ve birçok taş olacaktır, ama durdurulamazlar. Öyle ya da böyle devam edecek. Elbette uluslararası toplumun, AB gibi büyük kurumların, devletlerin sahneye girmesi ve gerçekten arenaya çıkıp, yeter artık demesi de gerek; “Hayır, barış için devam etmeliyiz. Türkiye'de barış için yola devam etmeliyiz” denilmeli. Er ya da geç bir değişim olmak zorunda.
“Bence çözüme değil ama Türkiye'nin sivillere, kuzeydoğuya, Suriye'ye ve genel olarak Kürtlere yönelik saldırganlığı ve davranışları konusunda birilerinin ses yükseltmesine ve bir şeyler söylemeye başlamasına daha yakın bir zamandayız.”
* Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve umut hakkının uygulanması için 2 yıldır Avrupa’da ve birçok yerde eylemsellikler başlatıldı. Siz de yer aldınız, tüm bu örgütlü mücadelenin sonucu olarak Türkiye’nin adım atması okunabilir mi?
Bunun, ilerleyen süreç için kesinlikle bir anlamı var. AB, devletler ve tüm bunlar vasıtasıyla uluslararası toplumunda da bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Ama daha da önemlisi, insanların kitlesel seferberliği ya da tabanın her zaman baskı yaratma gücünün olmasıdır. Ayrıca 69 Nobel Barış Ödülü sahibinin mektubunun da çok büyük bir anlamı oldu. Elbette bir çözüm değil ama bir süreci başlatmak için itici bir güç oldu, çünkü bundan kısa bir süre sonra Türkiye bu konuda konuşmaya başladı, ama tabii ki kabul etmeyen bir yerden, ama sonuç olarak başladı ve tüm bu eylemlerin kesinlikle bir anlamı vardı.
* Çağrının hemen ardından baktığımızda hala Kürtlere yönelik savaş sürüyor, Türkiye saldırılarına devam ediyor. Buna dair ne düşünüyorsunuz?
Evet, tabii ki durum çok zor. Herkes süreci başlattıklarını biliyor ama hala saldırıyorlar. “Saldırıya uğruyoruz güvenlik” gerekçesini ortaya atıyorlar ve daha dün “teröristlerle masaya oturmayacağız” diyor, ama aynı zamanda Sayın Öcalan'dan silah bırakmasını istedikleri sırada saldırıyorlar. Gerçekten Erdoğan gibi bir aklı anlamak mümkün değil. Ama bence bu beklenmedik bir şey değil, çünkü Türkiye'yi tanıyoruz, bunu hep yapıyorlar ve neden birdenbire saldırılarını durdursunlar ki? Daha önce de söylediğim gibi, bu bir sürecin henüz sonunu görmedik, somut bir şey yok ve şu anda pek çok cephede savaş devam ediyor ve pek çok insan bu soruna farklı açılardan yaklaşmaya çalışıyor. Eminim ki bu, farklı devletlerin iktidarları tarafından da çok tartışılıyor, ancak henüz bilmediğimiz pek çok şey yaşanıyor. Ama umarım birileri Türkiye'nin bu saldırılarına bir son verir, çünkü Türkiye şu anda çok zayıf bir konumda. Bence çözüme değil ama Türkiye'nin sivillere, kuzeydoğuya, Suriye'ye ve tabii ki genel olarak Kürtlere yönelik saldırganlığı ve davranışları konusunda birilerinin ses yükseltmesine ve bir şeyler söylemeye başlamasına daha yakın bir zamandayız.
“Sayın Öcalan’ın en harika yanı ise öyle ya da böyle olacak demek yerine, ‘ben bunu öneriyorum ama buna herkes karar vermeli’ demesidir. Türkiye'nin şu ya da bu şekilde çağrıya bir karşılık vermesi gerekiyor. Silah bırakma bir müzakerenin parçası olmak zorunda. Bu kongreyi yapmadan ve Türkiye tüm bu güvenlik önlemlerini almadan bunun olması imkansızdır.”
* Çağrının içinde barındırdığı mesajlara baktığımızda barış talep edilirken PKK’nin kongreyi toplaması Kürt Halk Önderi’nin koşullarının sağlanması için hala Türkiye tarafından bir adım atılmadı. Buna nasıl bakıyorsunuz?
Yine, perde arkasını bilmediğimiz için araştıramadığımız şeyler olduğunu düşünüyorum. Ama tabii ki herkes Türkiye'den bir şeyler yapmasını bekliyor ve istiyor, ama yine de yapmıyorlar. Söylediğim gibi, “Hayır, teröristlerle oturmayacağız ve bu imkansız” dedi. Biz ise asla pes etmiyoruz. Şunu asla söylemeyeceğiz “tamam, güvenlik önlemlerimizi bıraktık, tamam hemen silahsızlanacağız.” Bunu asla söylemeyecekler ve Kürtler de bunu asla kabul etmeyecek. Bence Türkiye şu ya da bu şekilde bir adım atmadığı sürece Kürtlerin ne tür bir adım atacağını bilemeyiz çünkü PKK'nin ve Sayın Öcalan’ın buna tepki göstermesi ya da bir tür mesaj göndermesi, bu adıma cevap vermesi için Türkiye'nin şu ya da bu şekilde çağrıya bir karşılık vermesi gerekiyor. O zamana kadar ne olur bilemiyorum, ama yine de bu sürece inanıyorum. İstanbul'daki kitlesel protestoları görüyorsunuz, çok sayıda Kürt bu protestolara katılıyor ve tabii ki şunu herkes biliyor Ekrem İmamoğlu Kürtler olmasaydı iktidarda olamazdı. Dolayısıyla şu anda böyle bir karışıklık içindeler ve Erdoğan'ın neden gözünü İstanbul'a çevirdiğini ve şu anda süreç konusunda neden sessiz kaldığını bilmiyoruz, belki de dikkatleri başka bir arenaya; kendisine muhalif olan ve ortadan kaldırmak zorunda olduğu başka bir kişiye çekmek için bunu yapıyor. Bunu göreceğiz ama bence Türkiye'den bir tür yanıt gelmeli ve bence gelecek de ama ne ve ne zaman olacağını bilmiyoruz.
* Sizce Türkiye’deki hükümet süreci neden geciktiriyor? Bir an önce hangi adımlar atılmalıdır?
Öncelikle Sayın Öcalan özgür olmalı, çünkü siyasi bir liderin, partisindeki arkadaşları ve üyeleriyle, özellikle de PKK ile herhangi bir yazışma ya da diyalog kurma şansı olmadan cezaevinde tecrit edilmiş bir şekilde tutulması kabul edilemez. Dolayısıyla bunun bir önkoşul olduğunu düşünüyorum. Birincisi, özgür olması gerekiyor. Fakat bunun olacağına, bunu yapacaklarına dair hiçbir işaret yok. Türkiye bu adımı atmalıdır. Bu talep edilen bir koşul. Elbette, konuyu tartışmak, yoldaşlarının bu konuda hemfikir olup olmadıklarını görmek için bu kongreyi toplamalıdır, çünkü durumla ilgili bir tür ortak fikir ve karar olmalıdır. Sayın Öcalan’ın en harika yanı ise öyle ya da böyle olacak demek yerine, “ben bunu öneriyorum ama buna herkes karar vermeli” demesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için önce bu sürece ilişkin bir mesaj vermemiz gerekiyor. Bu tarz, Türkiye'nin istediği bir şey değil, çünkü onlar bir anda silahsızlanmalarını, sadece silahları bırakmalarını talep ediyor; tüm sorunun bir anda çözülmesinden ve öte taraflarının özgür olmasından başka bir şey sunmuyorlar. Fakat herkes, uluslararası toplum da bunun imkânsız olduğunun bilincindedir, çünkü silah bırakma bir müzakerenin parçası olmak zorunda. Bu kongreyi yapmadan ve Türkiye tüm bu güvenlik önlemlerini almadan bunun olması imkansızdır. Bu nedenle Türkiye üzerinde bir dış baskıya her zamankinden daha fazla ihtiyaç var ve bu şimdi daha kolay olmalı. Çünkü Türkiye hem içeride hem de dışarıda çok zayıfladı. Ülke dışında da pek çok sorunu mevcut. Dolayısıyla bu süreç konusunda da Türkiye ile karşı karşıya gelmek tartışmak daha kolay olmalı diye düşünüyorum. Sadece birilerinin kalkıp Türkiye ile yüzleşme görevini üstlenmesini ve “yeter artık” demesini ummalı, oturup konuşmalıyız ve bu kim olacak? Bilmiyorum. Bu aşamada bu konuda bir şey söylemek mümkün değil, ancak yine de bir şeyin başladığına inanıyorum. Henüz bu işin sonunu görmedik, çünkü bu haliyle yürütmek imkânsız, ama bir şey başlamışsa dediğim gibi durduramazsınız.
“Bu süreci nihayete erdirecek olan Kürtlerin ta kendisidir. Bu Türkiye'nin işi değil çünkü Türkiye'nin yüzleşmesi ve masaya oturmaya zorlandığını görüyoruz ama Kürtler buna çok hazır.”
*Son olarak nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Sadece Kürt kurumlarından çok ama çok etkilendiğimi belirteyim. Evet, PKK, Kürt hareketi, kadın örgütlenmesi, bunların hepsi ve yaptıkları, başardıkları şeyler son derece önemli. Çalışan tüm kurumlar o kadar aktif ki, bence bu inanılmaz bir şey. Sonuçta bu süreci nihayete erdirecek olan Kürtlerin ta kendisidir. Bu Türkiye'nin işi değil, çünkü Türkiye'nin yüzleşmesi ve masaya oturmaya zorlandığını görüyoruz, ama Kürtler buna çok hazır. Halihazırda o kadar çok iyi örgütleri, iyi siyasetçileri ve sözcüleri, sizin gibi gazeteciler var ki... Bu yüzden gerçekten etkilendim ve bu bana yanınızda olmak, süreci izlemek ve sizinle çalışmaya devam etmek için çok fazla enerji veriyor, destekleyebildiğim kadar desteklemeye çalışıyorum. Ancak bu süreci sonuna kadar götürecek olan Kürtlerdir.