‘Toplumda tek yürek Rojava gerçekliğidir’

  • 09:04 4 Şubat 2026
  • Güncel
Büşra Turan 
 
WAN - Rojava’ya yönelik saldırıların kadın kazanımlarını hedef aldığını belirten TJA’lı Öznur Evin, erkek şiddetinin cezasızlık politikalarıyla derinleştirildiğine dikkat çekerek, kanunların kağıt üzerinde değil, fiiliyatta uygulanması gerektiğini vurguladı.
 
Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadın katliamları her geçen gün artarken, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve cezasızlık politikaları kadınların yaşam hakkını doğrudan tehdit etmeye devam ediyor. Koruma kararlarına rağmen kadınların evlerinde, sokakta ya da “güvenli” olarak tanımlanan alanlarda katledilmesi, mevcut yasaların fiilen uygulanmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Erkek egemen devlet anlayışının kadınları korumak yerine şiddeti derinleştirmesinin yanında, Rojava’ya yönelik saldırıların da bu zihniyetin bir uzantısı olduğu belirtiliyor. Rojava’ya yönelik saldırılarda ilk olarak kadın bedeninin hedef yapılması ise Rojava'da kadın kazanımlarının sistematik biçimde hedef alındığını ortaya koyuyor.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Öznur Evin, kadın katliamlarına ilişkin değerlendirmede bulundu.
 
‘Kanunlar uygulanmalı’
 
Erkek şiddetinin yalnızca erkeklere dayalı bir sorun olmadığını belirten Öznur Evin, devletlerin oluşturduğu kanunların uygulanmamasının şiddeti derinleştirdiğini ifade etti. Öznur Evin, “Var olan bir yasa uygulanmıyorsa, yerine getirilmiyorsa herhangi bir geçerliliği de söz konusu olmaz. Olası bir durumda kadının katledilmesiyle beraber oluşan bir zeminde erkek çok rahat bir şekilde namus algısına bulanabiliyor. Başka bir toplumsal değere hitap ederek ‘Ben bunu yapmak zorundaydım’ deyip cezasızlık alabiliyor. Kadına yönelik şiddeti sadece erkek şiddeti olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu noktada devletin oluşturduğu kanunlar ve bu kanunların ne kadar hüküm sürdüğü ya da bu kanunların kadını ne ölçüde savunan bir noktada olduğu çok önemlidir. Kanunlar sadece yazılı şekliyle değil, gerçekte de fiiliyatta da var olması gereken şeylerdir” dedi.
 
‘Caydırıcı cezaların oluşturulması gerekir’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesiyle birlikte kadın katliamlarında ciddi bir artış yaşandığının altını çizen Öznur Evin, cezasızlık politikalarının kadınların yaşamını doğrudan tehdit ettiğini kaydetti. Öznur Evin, “Erkeklerin nefsi müdafaa olarak nitelendirip, daha çok ailenin ‘namus’ algısına büründürerek, kadını öldürme ya da katletme girişimlerinin cezasızlıkla sonuçlanması ve herhangi bir cezai yaptırıma tabi tutulmaması nedeniyle kadın ölümleri her geçen gün artmaktadır. Bununla beraber kolluk kuvvetlerine ya da devlet sistemine yardım için müracaat eden kadınlar, aldıkları yasal kararlara rağmen evlerinde ya da sokak ortasında katledilebiliyorsa, bu yasaların geçerliliğinin olmadığı açıktır. Eğer bir yasa yaratıldıysa ve kanunda yer aldıysa, bunun hükümlerinin yerine getirilmesi gerektiğini söylemek zorundayız. Bununla beraber caydırıcı cezaların oluşturulması gerekir. Bir kadının hayatını tehlikeye düşüren bir davranış çok az bir cezaya tabi tutuluyorsa, bunun daha yüksek cezalardan ağırlaştırılmış müebbetlere kadar varan yaptırımlarla karşılık bulması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
 
‘Güvenli denilen alanlarda kadınlar katlediliyor’
 
Devletlerin kadınları koruma noktasında yerine getirmesi gereken sorumluluklara dikkat çeken Öznur Evin, “Bu noktada şiddete meyilli erkeklerin, bu kanunlardan korkarak böylesi eylemlerden uzak durma ihtimallerinin de yüksek olduğunu düşünebiliriz. Türkiye’yi şu şekilde değerlendirmek gerekiyor; Evet, kadın haklarını savunan yasalar kanunda yer alıyor ama bunların fiiliyatta herhangi bir karşılığı yok. En basit örneği vermek gerekirse, devletin en korunaklı alanlarından biri üniversite kampüsleridir. Rojin Kabaiş, kampüs gibi bir alanda akşam saat 20.00’de kayboldu ve 18 gün sonra cenazesi bulundu. Aslında Türkiye’nin kadın haklarına yaklaşım tarzını sadece bu örnekle görmek mümkündür. Bir öğrenci erken bir saatte, güvenli bir alanda kaybolabiliyorsa bu durum Türkiye’deki yasasızlığı da ortaya koymaktadır. Yasaların yazılı olması çok önemli değil, asıl önemli olan bunların fiiliyatta yaptırımlarının olmasıdır. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni feshederek kadınlara yaklaşım tarzını ortaya koymuştur. Sonrasında da var olan yasaları uygulamayarak kadınların erkekler tarafından katledilmesinin ve şiddete maruz kalmasının önünü açmıştır” şeklinde konuştu.
 
‘Rojava’da kadın kazanımları hedef alınmıştır’
 
Öznur Evin, Rojava’ya yönelik saldırılara işaret ederken, burada kadın kazanımlarının hedef alındığını vurgulayarak, bu saldırıların bilinçli ve ideolojik bir zeminde gerçekleştiğini dile getirdi. Öznur Evin, “Kadının örülmüş saçının kesilmesi ve bununla övünülerek ‘sadece sağlam kalan tarafı burası’ denilmesi, erkek devleti anlayışının Rojava’daki kadın haklarına ve kadınların oluşturduğu alanlara saldırısının ne denli derin olduğunu ortaya koymaktadır. Var olan erkek egemen devletlerin, kadın kazanımlarına ve kadınların hak taleplerine karşı verdikleri cevaplar da bu şekildedir. Rojava’daki kadın devrimine saldırı aslında bilinçli bir saldırıdır. Rojava’nın yapısına baktığımızda, toplumsal eşitliğin ve kadın-erkek eşitliğinin yaratıldığı, daha demokratik ve daha barışçıl bir zeminde yürütülen bir yaşam sisteminden bahsediyoruz. Bu nedenle kadınların toplumun her alanında kolaylıkla söz sahibi olabildiği, çalışmalara dahil olabildiği bir zemin yaratılmıştır ve yaşam bu şekilde örgütlenmiştir. Ancak erkek egemen devletler bu yaşama saldırmaya başlamıştır. Çünkü devletler bunu bir tehlike olarak görmüş ve bu nedenle Rojava’ya çeteler eliyle saldırarak kadın kazanımlarını hedef almıştır. Bu noktada Rojava Devrimi’ne yapılan saldırıyı yalnızca bir topluma yönelik saldırı olarak değerlendirmek yanılsama olur. Burada kadına yönelik açık bir saldırı vardır. En basitinden bir kadının saçları kesiliyorsa, bu saldırının nereye yöneldiğinin bir mesajıdır. Bir kadının cenazesinin dördüncü kattan aşağı atılarak hakarete uğraması da saldırının doğrudan kadına yönelik olduğunu açıkça göstermektedir” sözlerine yer verdi. 
 
‘7’den 70’e silahlanan bir kadın gerçekliği var’
 
Öznur Evin, uluslararası kamuoyunun Rojava’ya yönelik saldırılar karşısındaki sessizliğinin çıkar ilişkilerine dayandığını söyleyerek, bu tutumun saldırılara verilen dolaylı desteği ortaya koyduğunu belirtti. Öznur Evin, “Rojava’da var olan demokratik ulus sistemi aslında kendileri için bir zarar olarak görülüyor. DAİŞ ya da HTŞ gibi, insanların kulaklarını, uzuvlarını ve saçlarını kesen bir sisteme bel bağlanıyorsa, burada onların da bu saldırılarda payının olduğu açıktır. Egemen sistem sessizlik üretiyorsa, DAİŞ gibi barbarlıkla dolu bir zihniyeti besleyen bir noktada durduğunu görebiliriz. Rojava’da 14 yıl boyunca yaşanan kaosu herkes biliyor. Orada kadınların DAİŞ’e karşı verdiği mücadeleyi, DAİŞ karşısında kendilerinden neleri feda ettiklerini açıkça görebiliriz. Kendi bedeninden vazgeçen, aynı zamanda DAİŞ karşısında 7’den 70’e silahlanan bir kadın gerçekliği vardır. Çünkü DAİŞ’in zihniyeti kadınları savaş ganimeti olarak görmek, kadın pazarlarında satmak ve cariye olarak kullanmak üzerine kuruludur; bunu 9 yaşından itibaren çocukluk çağıyla birlikte yürütmüşlerdir. Buna karşı erkek egemenliğe ve barbarlığa direnen, kendisini, toplumunu ve toprağını koruyan bir kadın gerçekliği Rojava’da vardır. Şu an dünyanın tamamının sessiz kaldığı nokta da aslında budur” diye vurguladı.
 
‘Rojava kadınların kırmızı çizgisidir’
 
Kadın kazanımlarına yönelik sessizliğin, demokratik ulus anlayışına karşı geliştirilen bilinçli bir tutum olduğuna dikkat çeken Öznur Evin, şu değerlendirmelerde bulundu. “Rojava kadınlar açısından kırmızı çizgidir. Yarın bir gün DAİŞ Rojava’dan çıktıktan sonra dünyanın herhangi bir yerine sirayet edebilecek bir yapıdadır. Kadınlara yönelik saldırıların daha da artacağını net bir şekilde görmek gerekiyor. Eğer Rojava’da kadın öncülüğünde DAİŞ çökertildiyse ve bugün egemen güçlerin eliyle yeniden hortlatıldıysa, bu hortlayan güçler yarın bir gün kendilerini de bulacaktır. Benim kırmızı çizgim Rojava’dır ve Rojava Devrimi’dir, Rojava Devrimi’yle kadınların kazanımlarıdır. Her alana çıktığımızda kadın kazanımlarına sahip çıkma gibi bir meselemiz var. Eylemlerimizde ve toplumda gördüğümüz tek nokta, tek yürek Rojava gerçekliğidir. Rojava’yı sahiplenme, Rojava’nın ruhunu yaşatma ve bu noktada Kürdistan’ın tamamında Rojava’ya yönelik bir birliktelik söz konusudur. Bu birliktelik, aynı zamanda ulus bilincinin güçlendiğini gösteren bir gerçekliktir. Çalışmalarımızı gece gündüz sürdürüyoruz. Katılımların çok daha fazla olabileceğinin farkındayız. Halkımıza çağrımızdır; Rojava bizim kırmızı çizgimizdir. Rojavasız bir Kürdistan’ı düşünmek mümkün değildir. Rojava bizim kalemizdir. Rojava’yı sahiplenme ruhuyla alanlarda olmamız gerektiğini ifade etmek isterim. Rojava nasıl o karanlık çağdan kurtarıldıysa, tekrar kurtarılacaktır. Bunun da Kürt halkı ve demokratik yapıların bir arada mücadelesiyle devam edeceğinin bilincindeyiz.”