'Enternasyonalist mücadele hattını örmek elzem'
- 09:05 28 Şubat 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA - DEM Parti Kadın Meclisi ve TJA aktivisti Gülbahar Deniz, bu yıl 8 Mart’ı kadın katliamları, yoksulluk, siyasal baskılar ve kadın kazanımlarına dönük saldırılar gölgesinde karşıladıklarını belirterek, “Kadın dayanışmasını büyütmek ve enternasyonalist mücadele hattını örmek artık elzem” dedi.
Kadınlar, 8 Mart'a erkek-devlet şiddetinin, yoksullaştırma politikalarının ve kazanımlara dönük saldırıların derinleştiği bir süreçte gidiyor. Buna karşı ise sokakta, meydanda ve yaşamın her alanında büyüyen kadın dayanışması, bu yılın 8 Mart’ını da mücadeleyi büyütme hattı olarak öne çıkarıyor. DEM Parti Kadın Meclisi’den ve TJA aktivisti Gülbahar Deniz, bu yıl 8 Mart’ı nasıl karşıladıklarını değerlendirdi.
Aile Yılı vurgusu
8 Mart’ın hem bir kazanım hem de bir direniş günü olduğunu söyleyen Gülbahar Deniz, yıllardır kutlamadan ziyade mücadeleyi büyütme günü olarak yaklaştıklarını belirtti. Gülbahar Deniz, bu yıl da iktidarın politikalarına ve ilan ettiği “aile yılı”na karşı dayanışmanın yükseldiğini söylese de, yanı sıra kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerinin arttığı bir yılda olduğunu ifade etti. Gülbahar Deniz, “Aile Yılı ilan ettikleri bir yılda cinsiyetçiliği, ırkçılığı ve milliyetçiliği tetiklediler ama bu sadece devletin çıkardığı bir yasayla sınırlı değil. Çıkardığı yasayla birlikte, basınından medyasına varana kadar organize bir şekilde bu, üstümüze boca ediliyor ve bunun propagandası yapılıyor. Geçtiğimiz günlerde bir günde 6 kadın katledildi. Gülistan Doku'nun daha failleri bulunamadı; bizim açımızdan ise failleri belli. Onun mücadelesini yıllardır kadınlar verirken, Rojin Kabaiş katledildi. Bu, bir sistem ve zihniyet meselesi. 'Fail belli' derken devleti, mahkemeleri ve bütün mekanizmaları kastediyoruz” sözlerini kullandı.
Kadın yoksulluğu ve şiddete karşı ortak mücadele
Katliam ve fiziksel şiddetin yanında, kadınların giderek bir “kadın yoksulluğu” ile kadınların kamusal alandan dışlandığı bir tablonun da bu yıl derinleştiğini belirten Gülbahar Deniz, “Bugün en basit haliyle kadınların kamusal alanda görünür olmak, buralarda da mücadele etmek, bunu savunurken kadınların bir yürüyüşe, bir mitinge ya da sosyalleşmek için bir ilçeden bir ilçeye gitmek için bile yol parasına varana kadar hesap yapmak zorunda olduğu bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Ama bütün bunlara karşı da hem Türkiye'de hem dünyada inanılmaz yükselen bir kadın bilinci ve kadın mücadelesi var. Bugün Türkiye'de her kadın cinayetinde, çocuk istismarında, örgütlü kadın hareketlerinden ya da siyasi partilerde görev alan kadınlardan değil, hiç aktif olarak siyasette yer almayan kadınlar bile çok hızlı buna refleks verebiliyor. Tabii ki bu da yıllarca verilen kadın mücadelesinin bir yansımasıdır. Örneğin, bugün Türkiye'de ilk defa bir kadın mitingi yapıldı. Bu çok değerliydi, çok kıymetliydi. Evet, yıllardır Türkiye'de dönem kadınlar ortak işler yapıyor. Çok değerli, çok kıymetli kolektif işler yürütülüyor. Ama ilk defa bu kadar farklı çevrelerden, çok geniş bir kadın bileşenle bir miting yapıldı. Bu miting tamamen, kendi hayatlarımızı geri almak, kazanımlarımıza yapılan saldırılara karşı bir cevaptı” diye konuştu.
‘Her kadının bu sisteme, kapitalist erkek sermaye üçlüsüne itirazıdır’
Kadınlar olarak gündemlerinin Rojava Kadın Devrimi ve kazanılmış haklar olduğunu hatırlatan Gülbahar Deniz, bugün bahsedilen bu sistematik saldırıların sadece Türkiye’de değil, dünyada yaşandığını belirtti. Gülbahar Deniz, “Şimdi dünyaya birkaç örnekle bakarsak önemlidir; çünkü kişisel olarak gördüğümüz bir acının kadınların o bilinçli davranışlarıyla, o bireysel acıyı kamusal alana taşıyarak aslında bir kadın mücadelesinin parçası haline nasıl getirdiğinin somut örneğidir. Bugün Fransa'da Gisela diye bir kadının eşi tarafından uyuşturucu verilerek, yüzlerce erkeğin cinsel istismarına maruz bırakılmasını bütün dünya kamuoyuna taşıyarak bir kadın mücadelesinin parçası haline getirdi. Bugün günümüzde Epstein'in dosyasını konuşuyoruz. Ancak yeni değil, çok eskidir. 2019'da yine Virginia diye bir kadın ki bugün aslında o zengin, güçlü olarak, bir erkek katil grubu olarak baktığımızda, bir tek kadının nasıl cesaretle, cesurca bunlara meydan okuduğunu ve bunları deşifre ettiğini ve yaşadığı şeyin kişisel olmadığını gördük. O da kamuoyuna taşıyarak yine bir kadın mücadelesinin parçası haline getirdi. Burada bir bilinç yükselmesi ve artık her kadının kendi durduğu noktada bu sisteme, kapitalist erkek sermaye üçlüsüne itirazıdır. Biat etmeyişidir” diye belirtti.
Saldırılara karşı büyüyen bir isyan dalgası
Türkiye’ye bakıldığında ise, biat etmeyen ve mücadele eden yüzlerce kadının bugün cezaevlerinde olduğunu söyleyen Gülbahar Deniz, bu 8 Mart’ta da bu çoklu saldırıların devam ettiğini belirtti. Gülbahar Deniz şöyle devam etti: “Bunun karşısında kadınlar çoklu bir mücadele hattı geliştirerek, örerek bununla mücadele etti. Yine Afganistan'da kadınlar, Taliban rejimine karşı ne hapishanelerde ne evlerde bunu kabul etmediklerini ve hayatlarını geri alacaklarını, yaşamlarını savunacaklarının sesini dünyada yükselttiler. Tekrar oradan gelip İran'a molla rejimine karşı yıllardır mücadele eden ve yine yıllar önce bir saç telinden örülen Jin Jiyan Azadî ile evrenselleşen bir slogan değildi, bir felsefeydi, bir kadın mücadelesiydi ve yine İran'da kadınların en önde mücadele ettiği bir isyan dalgası büyüttü. Yıllardır Filistinli kadınlar ne İsrail'e ne de hegemon güçlerin o yayılmacı politikalarına karşı biat etmeyip, her dönem mücadelelerini yükseltti. Bunlar, baktığımızda dünyanın diğer ucundan diğer ucuna bireysel ve kolektif olarak görülen ama bunları bir araya getirdiğimizde hepsinin bir kadın mücadelesinin bir parçası olduğunu, dolayısıyla biz 21. yüzyılın kadın devrimi olacağını savunduğumuzda bunun bir slogandan ibaret olmadığını, bir kadın mücadelesinin nasıl yükseldiğini hep birlikte görerek yol yürüyoruz.
Motivasyonumuz ve yönümüz kadın devrimi
Tabii ki bizim açımızdan yine en büyük gündem Rojava'daki savaştı. Çünkü Rojava belki de bu bütün tarif ettiğimiz mücadelenin yaşam bulduğu, en somutlaşan halidir. Dolayısıyla dünyadaki bütün kadınların gözü, kalbi ve yüreği hala Rojava'da atıyor. Rojava'daki kadınların mücadele ederek ördükleri, inşa ettikleri bir yaşamdır. Ama aynı zamanda, dünyadaki tüm kadınlara bir armağanıdır. Rojava'daki kadınlar savaşarak kendi yaşam alanlarını, hayatlarını kazandılar ama aynı zamanda oradaki devrim inşasında birebir de öncü olarak mücadele ettiler ve o yaşamı inşa ettiler. Bu senede bu savaşın sadece bir toprak parçasına olmadığı, meselenin Kürt meselesi olduğu kadar da bir kadın devrimi olduğu ve bu saldırının direkt bunu hedef aldığını; HTŞ gibi bir zihniyete Suriye'yi teslim etmenin ne anlama geldiğini geçmiş deneyimlerde Afganistan'da nasıl Taliban'a, Filistin'de Hamas'a, Suriye'de de HTŞ gibi cihadist ve dinci gerici zihniyete teslim ederek kadın mücadelesini boğmaya yönelik olduğunu çok net olarak biliyoruz. Rojava kadın devrimi, savaşarak kazanılan, mücadele ederek inşa edilen ama bugünde diplomaside de müzakerede de, kadınlar masadaydı. Kadınlar kendi hakları için de o masadaydılar. O yüzden gözlerine baka baka şu mesajı bütün dünyaya, bütün o faşistlere, dincilere ve cihadist çetelere verdiler: Kolay ölmeyeceğiz ama anlamsız da yaşamayacağız. Dolayısıyla teslim olmayacağız. Bu hegemonik güçlere ve cihadist çetelere ne kadar bir mesajsa, bizim için de bu net bir mesajdır. Dolayısıyla, motivasyonumuzu ve yönümüzü çevirdiğimiz bir yerdir Rojava Kadın Devrimi.”
‘Enternasyonalist kadın mücadelesi hattı örülmeli’
Bu yıl da yürütecekleri mücadele hattının çok net olduğunu söyleyen Gülbahar Deniz, “Şimdi bakın, dünya liderlerine, profiller birbirine çok benziyor. Bu bir tesadüf değil. Yani Trump'tan Putin'e kadar, ya da Tayyip Erdoğan'a kadar, Macaristan'dan Amerika'ya ve Avrupa'ya varana kadar aynı profildir. Ama diğer taraftan da daha gerici profiller öne çıkıyor. Dolayısıyla ne ile karşı karşıya olduğumuzu ve nasıl bir mücadele hattı yürüteceğimiz çok nettir. Kadın dayanışması, kadın mücadelesini genişletmek ama bir enternasyonal kadın mücadelesi önümüzde bir ödev ve elzem olarak duruyor. Türkiye'de biz neler yapmalıyız? Ulaşamayacağımız ya da ortaklaşmayacağımız kadın kalmamalı diye düşünüyorum. Bunun bir yere ya da bir kadın hareketine ya da bir kadın kurumuna havale etmeyecek kadar önemli olduğunu çünkü saldırdıkları şey bizim hayatlarımızdır. Bizim bedenlerimizdir. Bizim yaşamlarımızdır. Dolayısıyla bu sene en azından şunu umut edelim: Önümüzdeki 8 Mart’a kadar güçlü bir kadın mücadelesi hattını örerek, özellikle sokaklarda, mahallelerde mücadeleyi daha da büyüterek, örgütlü mücadelemizi ilmek ilmek örerek, bu faşist, ırkçı, cinsiyetçi dünyada buna teslim olmayacağımızı, biat etmeyeceğimizi, bunların gözlerine haykırarak böyle bir mücadele hattı yürütmeyi planlamalıyız” sözlerini kullandı.







