‘Kadın Mahkemesinde’ hikayelerini anlatıp mücadele hattı kuruyorlar!
- 09:07 25 Mart 2026
- Güncel
Melek Avcı
ANKARA- Belçika’da gerçekleştirilecek olan 2026 Women’s Tribunal’e ilişkin değerlendirme yapan Anna Cooper, bunun kadınlara kendilerini ifade edebilecekleri alternatif bir alan sunduğunu, kadınların burada yalnızca yaşadıkları şiddeti anlatmadığını, aynı zamanda ortak bir mücadele hattı kurduğunu söyledi.
Kadınlara yönelik şiddet ve hak ihlallerini gündeme taşımayı amaçlayan ve uluslararası kadın dayanışmasını büyüten 2026 Women’s Tribunal (Kadın Mahkemesi), 25-28 Mart tarihleri arasında uluslararası katılımla düzenleniyor. Farklı ülkelerden kadın örgütleri, feminist ağlar ve aktivist yapılar tarafından organize edilen tribunal, 1976 yılında Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen Uluslararası Kadınlara Karşı Suçlar Mahkemesi’nin devamı niteliğinde. Program, Avrupa merkezli feminist yapılar başta olmak üzere çeşitli uluslararası ağların ortak çalışmasıyla hazırlanırken, TJK-E (Avrupa Kürt Kadın Hareketi) de düzenleyici ve katılımcı yapılar arasında yer alıyor. Tribunal’a çok sayıda ülkeden aktivist, akademisyen ve kadın hakları savunucusu katılacak.
Birkaç güne yayılan etkinlik programında paneller, tanıklık oturumları, forumlar, atölyeler ve kültürel etkinlikler yer alıyor. Programın merkezinde ise farklı coğrafyalardan göçmen kadınların yaşadıkları deneyimleri aktardığı tanıklık oturumları bulunuyor. Bunun yanı sıra “Deep Democracy Session (TRIBU26)” gibi kolektif tartışma alanları da programın önemli başlıkları arasında.
1976 yılında Brüksel’de gerçekleştirilen Uluslararası Kadınlara Karşı Suçlar Mahkemesi’nin mirasını taşıyan bu girişim, aradan geçen yarım yüzyıla rağmen kadınların benzer deneyimleri yaşamaya devam ettiğini hatırlatırken, aynı zamanda kadın mücadelesinin sürekliliğine de işaret etmekte. Tribunal kapsamında sunulan tanıklıkların ve yapılan tartışmalar etkinlik sonrasında raporlaştırılarak, arşivlenecek.
2026 Women’s Tribunal’ın organizsayon ekibinde yer alan Anna Cooper, programa ve mahkemeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Atölyeler, sanat ve tartışmalar
Birçok farklı kimlikten kadınları bir araya getirdiklerini ve kadınların tanıklıklarını dinleyeceklerini söyleyen Anna Cooper, “Bizim için, Uluslararası Kadınlara Karşı Suçlar Mahkemesi’nin kurulmasının üzerinden 50 yıl geçmesinin ardından bunu anmak ve aynı zamanda bunu sanat aracılığıyla görünür kılmak çok önemliydi. Bu yüzden yaratıcılığa, sanata, güçlenmeye odaklanan ve birçok farklı kimlikten kadını bir araya getiren bir etkinlik oluşturmak istedik. Aynı zamanda bugün kadınlara yönelik şiddet, toplumsal cinsiyet ve eşitsizlik konularında kadınların kendi tanıklıklarını paylaşabilmeleri için yeni yollar bulmayı hedefledik; yani atölyeler aracılığıyla, tartışmalar yoluyla, sanatsal pratikler ve performanslar aracılığıyla bunu gerçekleştirmek ve gerçekten bir araya gelerek bir kız kardeşlik, dayanışma ortamı yaratmak ve feminizm tarihindeki bu önemli anı kutlamak istedik” diye belirtti.
‘2022’den bu yana bir örgütler ağı inşa ediyoruz’
Bu programı 2022’den beri yerelde örgütleme çalışmaları yürüttüklerini söyleyen Anna Cooper, “Sürecin hikayesine gelirsek, Antwerp’te bir grup kadınla birlikte çalışıyorduk. Madam Fortuna, 2022’den bu yana ‘2026Women’ adlı projenin bir parçası olarak Antwerp’te göçmen kadınlarla yerel düzeyde çalışıyordu. Daha sonra 2024’ten itibaren Marsilya ve Rotterdam’daki kadın gruplarıyla bağlantı kurmayı başardık ve bu, üç farklı liman kentinde yaşayan göçmen kadınları ilk kez bir araya getirebildiğimiz yıl oldu. Bu buluşma, kadınların bu şehirlerde yaşadıkları deneyimleri paylaşmaları ve bunun etrafında sanatsal bir performans üretmeleri açısından önemliydi. Yani 2022’den bu yana adım adım birlikte çalışıyor ve bir örgütler ağı inşa ediyoruz. Bugün Belçika, Fransa, İspanya, Almanya ve daha birçok yerden 45 farklı örgüt güçlerini birleştirerek bu mahkemeyi hayata geçirmek, atölyeler ve performanslar düzenlemek ve aynı zamanda kendi yerel kadın gruplarını mahkemeye getirmek için güçlerini birleştiriyor. Bu tür bir dayanışma ağı, mahkemenin gerçekleşmesini mümkün kılan en önemli unsurlardan biri” sözlerini kullandı.
‘50 farklı masada 500 kadın bir araya gelerek ‘derin demokrasi’ tartışacak’
Bu mahkemenin bir fırsat olarak kullanılması gerektiğinin çok önemli olduğunu belirten Anna Cooper, şöyle konuştu: “Bizim için en önemli yaklaşım, Avrupa’da yaşayan ancak dünyanın farklı ülkelerinden gelen ve hem kendi ülkelerinde şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yaşamış hem de Avrupa’da göçmen kadınlar olarak bunları yaşayan kadınların, bu tribunalı bir araya gelip deneyimlerini paylaşabilecekleri bir fırsat olarak kullanabilmelerini sağlamak. Bu tribunalın, onların yaşadıklarını, aile üyelerinin ya da arkadaşlarının yaşadıklarını anlatabilecekleri, kendi tanıklıklarını dile getirebilecekleri ve bu kişisel deneyimleri farklı kültürlerden, farklı sosyal arka planlardan ve farklı yaş gruplarından kadınlarla paylaşabilecekleri bir alan olması hedeflenmektedir. Bizim için bu meseleler etrafında kız kardeşlik ve dayanışmanın inşa edilmesi gerçekten çok önemli. Ayrıca 28 Mart Cumartesi günü tüm gün sürecek olan TRIBU26 da olacak. Bu, 50 farklı masa ve farklı gruplarla birlikte 500 kadının bir araya geleceği bir ‘derin demokrasi’ oturumu olacak ve gün boyunca kadınlar kendi deneyimlerini ve tanıklıklarını ortaya koyacaklar. Günün amacı ise, günün sonunda ortak talepler ve kolektif eylemlerden oluşan bir çerçeve ortaya çıkarmak; yani bir tür manifesto oluşturmak. Bu manifestoyu daha sonra yaygınlaştırmak ve hem ülkelere özgü sorunlar -özellikle savaş ya da iç çatışma yaşayan ülkelerdeki durumlar - hem de dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar pek çok kadının ortak olarak deneyimlediği sorunlar hakkında söz üretmek ve bunları dile getirmek için kullanmak istiyoruz. Yani bizim için mesele, tüm bunları bir araya getirmek ve etkinliğin sonunda bu konulara dair somut bir şey söyleyebilmek.”
‘Dayanışmayı geliştirmek de sürecin parçası’
Özellikle yapılacak olan mahkemenin konseptinin çok önemli olduğunu belirten Anna Cooper, “Bizim için tribunal konsepti gerçekten çok önemli. Şiddet yaşamış, ayrımcılığa uğramış, toplumsal cinsiyet eşitsizliği deneyimlemiş kadınların bir araya gelip bunları konuşabilecekleri, ifade edebilecekleri ve aynı zamanda çözümler üzerine birlikte düşünebilecekleri bir alan olması önemli. Ayrıca bu mücadelede birbirimizi gerçekten destekleyebilmek için kız kardeşlik ve dayanışmayı nasıl geliştirebileceğimizi birlikte düşünmek de bu sürecin bir parçası. Bizim için önemli olan bir diğer nokta ise, bu tribunalda sanatsal yöntemleri kullanmak. 50 yıl sonra, insanların bir araya gelip birlikte şarkı söyleyebilecekleri, şiir atölyeleri yapabilecekleri, birlikte yazabilecekleri, dokuma yapabilecekleri ve kendi görüşlerini ve tanıklıklarını birçok farklı şekilde ifade edebilecekleri bir alan yaratmak istiyoruz. Böylece daha resmi hukuki ya da akademik ortamlarda kendini ifade etme deneyimi olmayan kadınların da kendilerini ifade edebilecekleri bir yol açılmış oluyor. Farklı geçmişlerden gelen tüm kadınların kendilerini ifade edebileceği bir alan yaratmak bizim için çok önemli. Bu nedenle bizim için tribunal, disiplinler arası bir yaklaşımı benimseyen ve bu yönüyle öne çıkan bir tribunal anlayışını ifade ediyor” diye belirtti.
‘Resmi hukuk kadınların birçok açıdan yüzüstü bırakıyor’
Erkek devlet şiddetine maruz kalan kadınların devlet ve iktidarın hukuk mekanizmalarını kullanmaktansa bu mahkeme ve benzer örgütsel ağlara katılmalarının nedenini ise Anna Cooper, şöyle açıkladı: “Bence ne yazık ki şiddet yaşamış pek çok kadın, resmi hukuki süreçler tarafından büyük ölçüde hayal kırıklığına uğratılıyor. Polisin onlara davranış şekli, nasıl muamele gördükleri ya da şikayet ettikleri durumların hukuki dava işlemlerine dönüştürülmemesi gibi nedenlerden dolayı... Örneğin Belçika’da bildirilen tecavüz vakalarına baktığımızda, bunların yalnızca yüzde 23’ü gerçekten mahkemelere taşınıyor. Bu yüzden ne yazık ki resmi hukuki mekanizmalar, tecavüz başta olmak üzere aile içi şiddet ve cinsel taciz gibi farklı şiddet biçimlerine maruz kalmış kadınları birçok açıdan yüzüstü bırakıyor. Bu nedenle kadınların bir araya gelmeye, yaşadıklarını ve deneyimlerini farklı bir şekilde ifade etmeye duydukları çok gerçek bir ihtiyaç ve boşluk var. Bunu diğer kadınlarla paylaşabilmek, kendi yerel toplulukları içinde bir destek ağı geliştirmek, ama aynı zamanda farklı topluluklarla, farklı kimlikler ve etnik geçmişlerden kadınlarla köprüler kurmak ve kadınlar arasında böyle bir dayanışma ağının var olduğunu hissetmek önemli. Elbette bu durum, hukuki temsilin ve adalet sisteminin iyileştirilmesi ihtiyacının yerini tutmaz; ancak farklı bir düzeyde, duygusal ve topluluk temelli bir destek sağlama açısından önemli bir katkı sunabilir.”
‘Çok geniş bir örgüt çeşitliliği ve çalışma alanı var’
Birlikte çalıştıkları 45 ortak örgütün yerelde de tek başına çözüm gücü olmaya çalıştığını belirten Anna Cooper, “İster aile içi şiddete maruz kalan kadınların evlerinden çıkmalarına destek olmak olsun, ister başka bir şey olsun, yerel düzeyde zaten pek çok çözüm üretiyorlar. Mesela Brüksel’deki Foyer örneğini düşünebiliriz; Cuma günü 52 kadınla birlikte geliyorlar ve bu kadınlar, evde maruz kaldıkları şiddet ortamından çıkabilmeleri için barınma ve konaklama desteği sağlanmış kişiler. Bu bence çok önemli bir çözüm. Bunun dışında bazı örgütler daha çok kadınların finansal olarak desteklenmesine odaklanıyor; yani kadınların ekonomik olarak bağımsız olmalarını sağlayarak şiddet içeren aile içi durumlardan çıkabilmelerini mümkün kılmaya çalışıyorlar. Ayrıca daha çok politik düzeyde çalışan birçok örgüt de var; bunlar protestolar örgütlemeye, kampanyalar düzenlemeye ve kadın haklarını koruyacak yasaların geliştirilmesi için siyasetçiler üzerinde baskı oluşturmaya odaklanıyorlar. Ayrıca çalışma alanında faaliyet gösteren örgütler de var; örneğin işyerinde kadın hakları için mücadele eden sendikalar. Yani kadın haklarını korumak için bir araya gelen çok geniş bir örgüt çeşitliliği söz konusu, ancak bunlar farklı düzeylerde ve farklı alanlarda çalışıyorlar. Bence önemli olan da bu; yani birçok farklı düzeyde çözümler sunabilmek ve kadınların yaşamlarını iyileştirecek yollar geliştirebilmek. Bu çözümlerin yalnızca devlet ya da sistemle sınırlı olmaması, aynı zamanda daha özerk olması ve kadınların şiddet, ayrımcılık ve eşitsizlik durumlarından çıkabilmeleri için ihtiyaç duydukları desteğin sağlanmasına imkân tanıması önemli” ifadelerini kullandı.
‘Son 50 yıldır uğruna mücadele ettiğimiz haklara karşı bir geri tepme yaşanıyor’
İlk kadın mahkemesinin üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen kadınların aynı sorunları ve şiddeti konuşmaya devam ettiğini; geriye gidişin yanı sıra bazı iyileşmelerin de yaşandığını söyleyen Anna Cooper, şöyle konuştu: Bu hafta sonu Antwerp’te gerçekleşecek tribunal sırasında bunun gerçekten çok önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum; çünkü 1976’daki ilk tribunalda bulunan ve o zamandan bu yana feminist hareketlerde önemli rol oynamış bazı kadın katılımcılar da burada olacak. Bu, onların bugün kadınlarla bir araya gelip, 50 yıl önce gündeme getirilen meseleleri ve bugün hâlâ geçerliliğini koruyan sorunları birlikte tartışabilmeleri açısından önemli. Farklı yaş gruplarından ve çok farklı kültürel bağlamlarda yaşayan kadınlar arasındaki bu karşılaşmanın gerçekten büyük bir değeri olduğunu düşünüyorum. Bugün açısından baktığımızda ise projenin önemli bir kısmının Antwerp, Brüksel, Marsilya, Barselona ve Rotterdam’da göçmen kadınlarla çalışmaya dayanması dikkat çekici. Bu kadınlar yalnızca kadın oldukları için değil, aynı zamanda farklı bir ülkeden geliyor olmaları, farklı bir ırksal ya da etnik arka plana sahip olmaları nedeniyle de ayrımcılığı deneyimliyorlar. Bu yüzden, ele alınması gerçekten önemli olan şeyin, bu tür bir kırılganlık ve ayrımcılığın kesişimi olduğunu düşünüyorum. Ve bu, çalıştığımız liman kentlerindeki kültürel çeşitliliğin artmasıyla birlikte, bugün belki de geçmişe kıyasla en az onun kadar, hatta muhtemelen daha da yoğun bir şekilde deneyimliyoruz. Bence birlikte çalıştığımız birçok örgüt, son 50 yıl ve daha uzun süredir uğruna mücadele ettiğimiz haklara karşı şu anda bir geri tepme (backlash) yaşandığını hissediyor; bu hakların artık sorgulanır hale geldiğini düşünüyorlar. Siyasetin sağa ve faşist yönelimlere doğru kaymasıyla birlikte, bu hakların hâlâ korunmasını sağlamak ve onları kaybetmemek için mücadeleyi sürdürmek gerektiği düşünüyoruz. Bu nedenle mücadelenin devam etmesini sağlamak ve farklı örgütler arasındaki bağı güçlü tutmak çok önemli; böylece kadın haklarına saygının gerilemesi değil, ilerlemesi güvence altına alınabilir.”
‘Ataerkil mitolojinin maskesini düşürmek’ atölyesini TJK-E düzenleyecek
Mahkeme’deki ortak çalışma yürüttükleri örgütlerden birinin Kürt Kadın Hareketi olduğunu hatırlatan Anna Cooper, birlikte mücadelenin önemine dikkat çekti. Anna Cooper, “Avrupa’daki Kürt kadın hareketi tribunalın temel ortak örgütlerinden biri. Bu nedenle orada yer alacaklar ve Cuma günü ‘ataerkil mitolojinin maskesini düşürmek’ başlıklı bir atölye düzenliyorlar. Bu atölye Brüksel’de TJK-E ve Jineoloji tarafından organize ediliyor. Onlarla Cuma günkü atölyede iş birliği yapmak gerçekten çok güzel. Ayrıca Cumartesi akşamı kapanış töreninin bir parçası olarak sahne alacak Kürt kadınlardan oluşan bir grup da olacak. Bu nedenle Kürt Kadın Hareketi’nden kadınların sürece dahil olacak olması, orada bulunmaları ve kendi mücadelelerine dair deneyimlerini paylaşabilecekleri bir alanın açılması bizi gerçekten çok mutlu ediyor. Bu bağı kurabilmek ve birlikte çalışabilmekten dolayı çok memnunuz” dedi.







