Orta Doğu’da deneyimler ve tarihsel örnekler (2)
- 09:06 6 Şubat 2026
- Jineolojî
“Ancak reel sosyalizm, milliyetçi ideolojilerden kurtulamadığı için kuramsal tutarlılığı zayıflamıştır. 1975-1990 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, Komünist Parti’nin doğrudan silahlı çatışmalara katılmasıyla sonlanmıştır.”
Gelawêj Şarbajar
1928 yılında Fransa Mandası altında Suriye ve Lübnan Komünist Partisi kurulmuştur. Fransız etkisinin yoğun olduğu bu dönemde, Fransa’daki komünist örgütlenmelerin etkisiyle bu parti şekillenmiştir. Parti içinde Ermeni, Arap ve Yahudi işçiler, Hristiyan aydınlar yer almıştır. Partinin sloganları “Emperyalizme karşı laiklik” ve “Tüm halkların kendi kaderini tayin hakkı” şeklindedir. 1943-1950 arasında Komünist Parti gelişim göstermiştir. 1958’de Cemal Nasır öncülüğünde yükselen Arap milliyetçiliği, bu partinin de siyasal hattını etkilemiş, 1960’larda milliyetçiliğin etkisi Komünist Parti’de belirginleşmiştir. Sovyetler Birliği ile ilişkiler bu dönemde artmış; temel sloganlardan biri “Sınıf mücadelesi ile Arap birliği, İsrail’e karşı direniş” olmuştur.
Ancak reel sosyalizm, milliyetçi ideolojilerden kurtulamadığı için kuramsal tutarlılığı zayıflamıştır. 1975-1990 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, Komünist Parti’nin doğrudan silahlı çatışmalara katılmasıyla sonlanmıştır. Bu süreçte birçok komünist kadro ya sürgün edilmiştir ya da katledilmiştir. Ancak günümüzde Komünist Parti oldukça etkisizdir. Sol örgütlerin yerini büyük ölçüde Hizbullah gibi siyasal İslamcı yapılanmalar almıştır.
Tunus
Tunus’ta sol eğilimli politikaların etkisi, büyük ölçüde Fransa Sol Partisi’nin ve Fransız işgalinin yerel yapılar üzerindeki etkisiyle ortaya çıkmıştır. 1935’te kurulan Tunus Komünist Partisi, 1956’ya kadar kayda değer bir etkiye sahipti. Başlangıçta Fransız işçi ve aydınlarının örgütlenmesinden beslenen bu yapı, milliyetçi çizgideki Habib Burgiba liderliğindeki Yeni Destur Hareketi’nin yükselişiyle gerilemiştir. İngiltere’nin desteği Burgiba’ya daha güçlü bir pozisyon kazandırmış, bu da sosyalist partilerin toplumsal mücadeledeki rolünü sınırlamıştır.
Tunus Komünist Partisi, ilk dönemlerde ulusal mücadeleye destek vermekte geciktiği için halk tabanında sınırlı bir karşılık bulmuş; bu durum özellikle 1956’da Burgiba Birliği'nin hükümete gelişiyle iyice belirginleşmiş ve parti yasaklanmıştır. 1980’e kadar yasaklı kalan bu yapı, sosyalizmin tartışıldığı ama kurumsallaşamadığı bir sahada yeniden legal hale gelmiştir. Ardından, Zeynel Abidin Bin Ali iktidarında muhalif hareketler geriletilmiş; Marksist, Leninist, Maoist gruplar illegal yapılar içinde yeniden örgütlenmiştir.
Özellikle 2011 Tunus Devrimi’yle birlikte sosyalistler yeniden sahneye çıkmış; önceki dönemlerin illegal çalışmaları siyasal alana taşınmıştır. Tunus bu yönüyle, Arap ülkeleri içinde sol düşüncenin en etkili olduğu coğrafyalardan biri haline gelmiştir.
Mısır
1920’lerde Yahudi, Rum ve Ermeni topluluklarının oluşturduğu Spartakistler Hareketi, Mısır’daki sosyalist düşüncenin ilk kıvılcımıdır. 1922’de bağımsızlığını ilan eden Mısır’da, VEFIT Partisi iktidara gelirken; onun burjuva-milliyetçi politikalarına karşılık, komünist ve sosyalist çevreler 1930’da örgütlenmeye başlamıştır.1945-1952 döneminde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından artan yoksulluk ve işsizlik, işçi sınıfı örgütlenmelerini yoğunlaştırır. Bu dönemde Yahudi işçilerin Komünist Parti'ye desteği belirginleşir. 1948’de İsrail-Filistin Savaşı’na birçok komünist gerilla katılırken, İngiltere’nin desteğiyle Mısır devleti öncü kadroları bastırmak üzere harekete geçer.
1952’de Cemal Abdül Nasır iktidara geldiğinde, her ne kadar sosyalist söylemlere yakın durduğunu iddia etse de Komünist Parti’ye faaliyet izni vermez. 1958’de tüm komünistleri devlet bünyesinde birleştirme çabasına girişmiş ve "çatı altına girmeyenleri mezara gömme" tehdidiyle baskı kurmuştur. Bu durum, reel sosyalizmin milliyetçi bir versiyona evrilmesine neden olmuştur. Sosyalist devlet, tek parti ve tek ulus paradigmasıyla hareket etmiş; bu da sınıf temelli teorinin milliyetçi hegemonyaya entegre olması anlamına gelir.
1981’de Enver Sedat, liberal açılım politikaları çerçevesinde Komünist Parti’yi bünyesine almak istemiştir. Ancak aynı dönemde çok sayıda komünist tutuklanmış; 1981–2011 arasında Hüsnü Mübarek yönetimi sosyalistlere yönelik demir yumruk politikasıyla hareket etmiştir. Bu baskı ortamında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) güçlenmiş ve kamusal alanı doldurmuştur. 2011 Arap Baharı sürecinde, Tahrir Meydanı’ndaki devrimci yükselişte, Mısır sosyalistleri kendilerini yeniden örgütlemiş, birçok kadın bu yapılar içinde siyasal İslamcı hegemonyaya karşı direnişin öznesi olmuştur.
Ürdün
1951’de Filistin özgürlük mücadelesinin etkisiyle kurulan Ürdün Komünist Partisi, özellikle Filistinli göçmenlerin yaşadığı bölgelerde örgütlenmiştir. 1957’de kısa süreli legal faaliyet yürütmüş, ancak ardından kapatılmıştır. İllegal örgütlenmeye devam eden parti, Filistin silahlı direnişiyle ittifak kurarak mücadelesini sürdürmüştür. Bu dönemde yaşanan en kritik gelişme, 1970’teki Kara Eylül Olayı’dır. Kral Hüseyin, Ürdün topraklarındaki Filistinli gerillaları sınır dışı etmiş; bu da Filistinli ve Ürdünlü komünistlerin ittifakını ciddi biçimde etkilemiştir. Kara Eylül sonrası örgütlenmeler uzun süre yer altına çekilmiş ve kitlesel etkinlikleri azalmıştır. 1990’da Komünist Parti yeniden siyasal alana çıkmış; Filistin davasını merkeze alarak sol kültür ve emekçi halkla bağ kurmuştur. Bu örnek, reel sosyalizmin Arap coğrafyasında yalnızca ideolojik değil, mültecilik, sınır ve yurtsuzluk bağlamlarında da şekillendiğini göstermektedir.
Cezayir
1920’de kurulan Cezayir Komünist Partisi, Fransa Komünist Partisi’nin etkisiyle şekillenmiştir. Toplumda fazla karşılık bulamayan bu partinin liderlerinin çoğu Avrupa’ya yerleşmiş, Yahudi ve Araplar’dan oluşmaktadır. 1945-1962 yılları arasında Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi tarafından başlatılan silahlı mücadeleye Komünist Parti ilk etapta destek vermemiştir. Bu çekingen tutum, halk arasında tepki yaratmış; 1956’da partinin yasaklanmasıyla bazı komünistler doğrudan kurtuluş mücadelesine katılmıştır. Mücadelede öne çıkan kadınlardan Cemile Buhayred, Fransa’ya karşı düzenlediği eylemle Cezayir’in kurtuluş mücadelesinin hafızasında önemli bir yer edinmiştir. İşgalciler tarafından esir alınan ve idamla yargılanan Cemile Cezayir’in bağımsızlığından sonra uygulanan milliyetçi kapitalist uygulamalara karşı çıkmış ve Fransa’ya yerleşmiştir. Cezayir’de 1962’de bağımsızlık kazanıldıktan sonra Sosyalist Emek Partisi kurulmuştur. Bu yapı 1980’e kadar bir varlık gösterememiş ve ancak daha sonrasında önemli bir örgütlenme oluşturarak 1991’de Cezayir iç savaşına katılmıştır. Bu dönemde, siyasal İslamcı akımların etkisi artmış, sol hareketler zayıflamıştır. İç savaş süreci, sadece ideolojik krizleri değil aynı zamanda kültürel ve kadın hakları bağlamında boşlukları da derinleştirmiştir.
Libya
Libya’da sosyalist hareketlerin gelişimi büyük ölçüde Muammer Kaddafi liderliğinde şekillenmiştir. 1969’da askeri bir darbeyle iktidara gelen Kaddafi, Arap milliyetçiliğini ve İslam'ı merkeze alarak bir tür sosyalist yönelim geliştirmek istemiştir. Bu yönelim, daha çok devletçi ve merkeziyetçi karakterde olmuş, yerel halk örgütlenmelerinden ziyade iktidar aygıtı üzerinden tanımlanmıştır. Kaddafi’nin kaleme aldığı “Yeşil Kitap” bir anlamda sosyalizm, demokrasi ve İslam’ın sentezi olarak sunulmuştur. Kaddafi, halk komiteleri aracılığıyla doğrudan demokrasi iddiasında bulunmuştur, ama bu yapılar devlet denetimi altında merkezi yapıya bağlanmıştır. Kadınların örgütlü mücadeleye katılımı teşvik edilmiş ancak sınırları iktidar tarafından çizilmiştir. Libya’da klasik anlamda bir sosyalist parti ya da işçi sınıfı temelli örgütlenme gelişmemiştir; daha çok iktidar eliyle şekillendirilen bir tür “rejim sosyalizmi” söz konusu olmuştur. Özellikle 2011 Arap Baharı sonrası Kaddafi rejiminin yıkılmasıyla birlikte, sosyalist yapıların zaten sınırlı olan etkisi iyice silinmiştir.
Sudan
Sudan, sosyalist hareketler açısından Kuzey Afrika’da ayrıksı bir yerde durmaktadır. 1946 yılında kurulan Sudan Komünist Partisi, bölgedeki en eski ve teorik derinliği olan partilerden biridir. Bu yapı hem işçi sınıfı hem de öğrenci hareketleri içinde örgütlenmiş, kadınların siyasal alanına katılımı konusunda da önemli adımlar atmıştır. 1969 yılında Cafer Numeyri liderliğinde gerçekleşen darbeyle birlikte sosyalist fikirler devletin resmi söylemine girmiş; kısa bir süre için Komünist Parti ile ittifak kurulmuştur. Ancak uzun sürmeyen ittifakın ardından Numeyri kısa süre sonra tüm komünistleri hedef almış, parti yasaklanmış ve çok sayıda komünist tutuklanmıştır. Sudan’daki sosyalist hareketin en dikkat çeken yönü, kadınların siyasal özne olarak varlık göstermesidir. Öğretmenler sendikası, kadın birlikleri ve işçi tabanında çok sayıda kadın siyasal mücadeleye katılmıştır. Fakat 1989’da Ömer El Beşir’in askeri darbesi sonrası sosyalist örgütlenmeler ağır baskı altına alınmış, siyasal İslamcı ideoloji devletin temel söylemi haline gelmiştir.
Sudan’da sosyalist yapıların başaramadığı şey, bölgesel-etnik kimlikleri sınıf mücadelesiyle bütünleştirebilmek olmuştur. Darfur, Güney Sudan gibi alanlarda yaşanan çatışmalarda sosyalist söylem çoğunlukla sessiz kalmış; bu da halk tabanında ideolojik karşılığını yitirmesine yol açmıştır. Günümüzde Sudan sosyalist hareketi, tarihsel hafızada güçlü olsa da siyasal alanda oldukça zayıf bir konumdadır.
Yemen
Yemen'de sosyalist hareketler özellikle Güney Yemen (Halk Cumhuriyeti) üzerinden gelişmiştir. 1967’de kurulan bu yapı, Arap dünyasındaki görece en ilerici sistem olarak inşa edilmiştir. Yemen Sosyalist Partisi, Sovyetler Birliği’ne dayanarak kadın hakları, eğitim reformu ve sınıf temelli politikalar yürütmeye çalışmıştır. Güney Yemen, kadınların siyasal temsiliyeti ve özgürlük alanlarında ileri bir düzey yakalamıştır.
Ancak bu sosyalist deneme büyük ölçüde dışa bağımlı ve ideolojik olarak Sovyet çizgisine yakın kalmıştır. Kırsal alanda geleneksel yapılarla yeterince yüzleşememiştir. Kuzey Yemen ile birleşme sürecinde sosyalist değerler pazarlık konusu olmuş, 1990’daki birleşmeden sonra sosyalist partiler marjinalleşmiştir. 1994 iç savaşı, sosyalist güçlerin yenilgisiyle sonuçlanmış; partinin lider kadrosu sürgün edilmiştir. Yemen Sosyalist Partisi, zamanla kendini parlamenter sisteme entegre etmeye çalışmış ama hem siyasal İslamcı güçlerin yükselişi hem de körfez ülkelerinin müdahaleleri sonucunda siyasal etkisi daralmıştır. Bu coğrafyada savaşın sürekliliği ve dış müdahaleler nedeniyle sosyalist yapıların uzun vadeli kurumsallaşmaları mümkün olamamıştır.
Not: Yazının devamı “Ortadoğu’da Sosyalist Mücadelelere Dair” başlığıyla haftaya yayınlanacaktır.
Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Demokratik Toplum Sosyalizmi” dosya konulu 35. Sayısından kısaltılarak alınmıştır.
Soranice’den Çeviren: Çeviri Komünü
Lübnan







