Êzidi tanıklığı: QSD bizi 2014’ten beri koruyor

  • 15:20 27 Ocak 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Rojava modeline sığınan Êzidiler, “QSD ve YPG, 2014’ten bu yana bizi koruyarak ve varlığımızı kabul ederek kendilerini Êzidi halkı için güvenilir bir güç olarak kanıtladı. QSD’nin varlığı olmasaydı, Êzidiler kaçınılmaz olarak tecavüz ve saldırılarla karşı karşıya kalacaktı” dedi.
 
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin Rojava’da halklara yönelik katliamları ve saldırıları sürüyor. Colani ve HTŞ, kendilerini uluslararası alanda “eşitlikçi” ilan ederken, sahadaki gerçeklik halkların tanıklık ettiği katliamlarla sınırlı kalıyor. Beşar Esad’ın iktidardan çekilmesinin ardından, DAİŞ ideolojisiyle beslenen Colani’nin Suriye’de iktidara gelmesiyle birlikte Êzidiler ve halklar açısından durum değişmedi. HTŞ’nin gelişiyle birlikte Êzidiler, aileleriyle birlikte Rojava’ya göç ederek bu modele sığındı.
 
Özellikle 4 Ocak’ta Şam ve İsrail’in Paris’te gerçekleştirdiği toplantıdan iki gün sonra Rojava’ya ve inşa edilen modele yönelik saldırılar, Kürtlerin yanı sıra bölgedeki Dürziler, Aleviler ve Êzidi halkını büyük bir endişeye sürükledi. Êzidi toplumu, 2014 yılında Irak’taki anavatanları Şengal’de DAİŞ tarafından işlenen soykırım da dahil olmak üzere yüzyıllar boyunca zulme maruz kaldı. En az 5 bin Êzidi katledildi, tahmini 7 bin Êzidi kadın ve çocuk kaçırılarak DAİŞ tarafından köle pazarlarında satıldı ve cinsel köleliğe zorlandı.
 
‘Tanık olduğumuz tek şey Alevilere, Dürzilere ve Hristiyanlara yönelik saldırılar’
 
The New Humanitarian’a konuşan Êzidiler, HTŞ’nin iktidara geldiği günden bu yana birçok etnik ve dini kimliği katliamdan geçirdiğini söyledi. HTŞ’nin saldırılarından kaçarak şu an saldırı altında olan Rojava modeline sığındıklarını belirten Êzidiler, “QSD ve ona bağlı Halk Savunma Birlikleri YPG, 2014’ten bu yana DAİŞ ile savaşıyor. Bizi koruyarak ve varlığımızı kabul ederek kendilerini Êzidi halkı için güvenilir bir güç olarak kanıtladılar. QSD’nin varlığı olmasaydı, Êzidiler kaçınılmaz olarak tecavüz ve saldırılarla karşı karşıya kalacaktı” ifadelerini kullandı.
 
‘Saldırıların yeniden başlamasından korkuyoruz’
 
Qamişlo’da yaşayan Êzidi aktivist Guli, HTŞ kontrolündeki bir Suriye’de yeni bir soykırım yaşanabileceğinden endişe ettiklerini belirterek şunları söyledi:“Durum böyle devam eder ve müdahale edilmezse, ister daha şiddetli ve kanlı bir soykırım olsun, ister Êzidilerin kültürel ve sosyal varlığını sistematik olarak imkansız kılan bir soykırım olsun, Êzidiler için ciddi bir soykırım tehdidi söz konusu. Suriye’nin Esad’dan kurtarıldığı iddia ediliyor, ancak o günden bu yana tanık olduğumuz tek şey Alevilere, Dürzilere ve Hristiyanlara yönelik acımasız saldırılar. Aynı saldırıların Êzidiler olarak bizim için de yeniden başlamasından korkuyoruz.”
 
‘Colani’nin sözleri sahadaki katliamları yansıtmıyor’
 
Colani’nin basında yer alan açıklamalarının ve uluslararası alanda meşruiyet kazanmak için verdiği vaatlerin gerçeği yansıtmadığını dile getiren Guli, Efrîn’de yaşayan birçok Êzidi’nin kimliğini gizlemek zorunda kaldığını, evlerinin içinde Êzidilik hakkında konuşmaktan bile korktuklarını söyledi. Halep’te yaşanan katliamları hatırlatan Guli, şöyle devam etti:“Hükümet yetkililerinin açıklamalarını dinlediğinizde, Suriye’de hiçbir şey olmuyormuş, her şey yolundaymış gibi bir tablo çiziliyor. Ancak sahadaki gerçekliğe baktığınızda, gördüğünüz tek şey katliamlar ve insan hakları ihlalleri. Suriye’de alınacak her karar, Êzidilerin haklarının ve anayasal güvenliğinin tanınmasını içermelidir. Bazı akrabalarım, Êzidi olarak bilinme korkusuyla benimle konuşmaktan kaçınıyordu. Süregelen ayrımcılık nedeniyle birçok kişi, yakın gelecekte Suriye’de Êzidi kalmayabileceğini düşünüyor. Şu an burada tahmini 25 bin Êzidi yaşıyor. Oysa 2012’den önce yalnızca Efrîn’de yaklaşık 35 bin Êzidi bulunuyordu.”
 
‘QSD Êzidi halkı için güvenilir bir güç’
 
Ateşkesin sürmesini istediklerini ancak QSD güçlerinin Colani’nin öngördüğü şekilde Suriye’ye entegre edilmesinin Êzidileri savunmasız bırakacağından endişe duyduklarını belirten, 8 Ocak’ta HTŞ tarafından bombalanan Halid Fajr Hastanesi’nin yöneticisi Abdul Qader Hasko ise şunları söyledi:“QSD ve ona bağlı Halk Savunma Birlikleri YPG, 2014’ten bu yana DAİŞ ile savaşıyor. Bizi koruyarak ve varlığımızı kabul ederek kendilerini Êzidi halkı için güvenilir bir güç olarak kanıtladılar.”
 
Kamplarda çalışan öğretmen: Oradakiler hâlâ cihatçı ideolojide
 
QSD’nin kamplarında ve gözaltı merkezlerinde DAİŞ’e bağlı çocukların rehabilitasyonu üzerine çalışan Abdul Qader Hasko’nun kızı, sanat öğretmeni Yara ise şunları dile getirdi: “Kadınları, çocukları ve aileleri El-Hol Kampı’ndan aklamaya yönelik medya propagandalarının yanı sıra, suçlamaları hafifleten ve ‘aralarında masumlar da var’ iddiasını öne süren yanlış serbest bırakma çalışmalarının yürütüldüğünü duyuyoruz. Ancak oradaki birçok kadın ve çocuğun hâlâ radikal cihatçı ideolojiye sahip olduğunu çok iyi biliyorum. Bir Êzidi kadın olarak, serbest bırakılmaları halinde ilk hedef alınacak kişilerden biri olacağım. QSD’nin varlığı olmasaydı, Êzidiler kaçınılmaz olarak taciz ve saldırılarla karşı karşıya kalacaktı. Bu yalnızca bir korku değil, somut bir gerçekliktir.”