'Demokratik toplum kadın sanatı ile inşa edilecek'

  • 09:06 25 Nisan 2026
  • Kültür Sanat
Filiz Zeyrek 
 
BRÜKSEL - Kadınların uğradığı şiddete karşı sanatın bir mücadele alanı olduğunu vurgulayan Tiyatro sanatçısı ve yazar Hilal Nesin, “Adalet ne kadar yavaş işlerse işlesin, unutturmaya karşı mücadele etmek zorundayız. Demokratik bir gelecek, kadının özgür sanatı ile inşa edilecektir” dedi.
 
Avrupa’da kültürel ve sanatsal çalışmalar, uzun yıllardır süren siyasal baskı ve kimliksizleştirme politikalarının gölgesinde varlık mücadelesi veriyor. Dilin, toplumsal hafızanın ve kadın kimliğinin yok sayıldığı bu süreçten en fazla etkilenen kesim olan kadınlar, sanatı bir savunma ve direniş mekanizmasına dönüştürüyor. Tiyatro sanatçısı ve yazar Hilal Nesin, Brüksel’de başlattığı ve Avrupa genelinde sahnelemeyi planladığı “Saç Ayağı” oyunu üzerinden sanatın direnişle kurduğu bağı değerlendirdi.
 
‘Her kesimden insanın sesini duyurmak’
 
Kendi sanatsal duruşu ve sürgün süreci üzerine konuşan Hilal Nesin, kendisini şu sözlerle tanımladı: “En zor şey insanın kendisini anlatması. Ben kendimi tanımlamayı daha çok başkalarına bırakırım, beni yakından tanıyanlar ise en belirgin özelliğimin insan ayrımı yapmaksızın her kesimden insanın sesini duyurduğumu söylerler. Tam olarak ben de kendimi bu şekilde tanımlıyorum; her kesimden insanın sesini duyan, duyurmaya çalışan, negatif söylemlere karşı durmaya çalışan biriyim. 2016 yılında Avrupa’ya gelmek zorunda bırakıldım. Gelmeden önce Antalya Muratpaşa Belediyesi’nde kültür sanat çalışmaları yürütüyordum ve kitaplarımı çıkarıyordum. Avrupa’ya geldikten sonra mesleğimi burada sürdüremedim; gelmiş olmayı da gelme nedenimi de uzun süre kabullenemedim. 15 Temmuz darbesine inanmamanın suç sayılması, trajikomik ama derin bir kırılma yarattı.”
 
‘Avrupa’daki kutuplaşma daha derin’
 
Avrupa’daki toplumsal yapıya dair değerlendirmelerde bulunan Hilal Nesin, karşılaştığı zorlukları şu sözlerle ifade etti: “Türkiye’de yaşarken çalışma koşullarının zor olduğunu düşünüyordum ancak Avrupa’ya gelip sanat üretmeye başlayınca bunun böyle olmadığını gördüm. Buradaki bölünme Türkiye’dekinden çok daha fazla. Önyargı daha yoğun, birleştirici dil ise yok denecek kadar az. Dinleme ve anlama yerine yargılama hâkim. Sanatın kabul etmediği birçok yaklaşımı burada daha yoğun yaşıyorum. Buna rağmen mücadele etmeye devam ediyorum. Kutuplaşma sert bir şekilde kendini hissettirse de mesleğimin verdiği güçle yoluma devam ediyorum. Linç ve saldırı diliyle hedef gösterilmek de bu sürecin bir parçası. Buna rağmen insan odaklı yaklaşımı sürdürenler de var.”
 
‘Devlet şiddetine maruz kalan kadınların sesi bastırılıyor’
 
Oyunlarının temel motivasyonuna değinen Hilal Nesin, kadınların yaşadığı şiddetin görünürlük biçimlerine dikkat çekerek, “Kadınların sesi her zaman daha az duyuluyor. Özellikle devlet şiddetine maruz kalan kadınların sesi daha fazla bastırılıyor çünkü yasaklar ve korku politikaları görünürlüğü engelliyor. Ev içi şiddet konuşulabiliyor ancak iş devletin, polisin, kolluk kuvvetlerinin şiddetine geldiğinde ciddi bir sessizlik dayatılıyor. Ben öncelikle bu kadınların sesini sahneye taşımaya çalışıyorum. ‘Saç Ayağı’ oyunu yalnızca kadın hikâyeleri anlatmıyor; aynı zamanda eril zihniyetin yarattığı sistemi de görünür kılıyor. Farklı kesimlerden kadınların yaşadığı acıların ortaklaştığını görüyoruz ve bu acıları yaratan sistemin tek olduğunu ortaya koyuyoruz” dedi.  
 
‘Eril zihniyete karşı sahnede mücadele’
 
Kadın sanatçı olarak maruz bırakıldığı ayrımcılıklara değinen Hilal Nesin, “Her kadın gibi, her kadın sanatçı gibi ben de cinsiyetçi saldırılara ve çeşitli engellemelere maruz kalıyorum. Politik ve toplumsal eleştiri yapan bir kadın olduğunuzda bu saldırılar daha da artıyor. Ancak önemli olan bu saldırılar karşısında geri adım atmamak. Maruz kaldığımız her linç girişimi ve cinsiyetçi dil, yaptığımız işin ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Biz kadınlar, sahnenin gücüyle bu eril zihniyete karşı mücadele etmeyi öğreniyoruz” diye belirtti. 
 
‘Yasaklar beni sahneye itti’
 
Sanatın iyileştirici gücüne değinen Hilal Nesin, kadınların yoğun ilgisinin umut verici olduğunu kaydetti. Hilal Nesin, “Sahnede binlerce kadının ortak çığlığını dile getirirken bir vicdan rahatlığı hissediyorum. Sosyal medya hesaplarımın Türkiye’den erişime engellenmesi, sesimi ulaştıramamak beni sahneye yöneltti. Yasaklar beni tiyatroya itti. Kendimi en güçlü ifade ettiğim yer sahne. İstiyorum ki her kesimden kadın bu acılarla yüzleşerek, birbirini anlayarak salondan çıksın. Acıların görünür olması, yeni acıların önüne geçmenin de bir yoludur” sözlerini kullandı. 
 
Bin 300 kadının tanıklığı: Bu artık devlet şiddetidir
 
Son kitabında ele aldığı sürece dair konuşan Hilal Nesin, 15 Temmuz sonrası yaşananları anımsatarak, “15 Temmuz süreci iktidarın politikalarını derinleştirdi. KHK’lerle binlerce insan göçe zorlandı, en ağır sonuçları ise kadınlar ve çocuklar yaşadı. 6 yıl boyunca yaklaşık bin 300 kadınla görüştüm; kimliklerini değil, maruz bırakıldıkları şiddeti dinledim. Yargı, kolluk ve yürütme mekanizmalarının tek elde toplanması, şiddeti sistematik hale getirdi. Bu nedenle bu tabloyu açıkça devlet şiddeti olarak tanımlıyoruz” ifadelerini kullandı. 
 
‘Pes etmeyin unutturmamak direniştir’
 
Kadınlara ve topluma çağrıda bulunan Hilal Nesin, mücadelenin sürekliliğine dikkat çekerek, “Vereceğim tek öneri; pes etmemeleri. Gülistan Doku dosyasının bugün hâlâ gündemde olması, ailesinin yürüttüğü mücadele sayesindedir. Evet, adalet geciktiriliyor, bazen hiç işletilmiyor. Ancak mücadeleden vazgeçmek, unutturmaya hizmet eder. Unutmamak ve unutturmamak bir direniştir.”