Devletin barajı, medyanın maskesi: Hasankeyf’in iki katli

  • 09:04 31 Ağustos 2025
  • Medya Kritik
 
Dilan Babat
 
HABER MERKEZİ - Devletin ‘kalkınma’ adı altında yürüttüğü politikalar, binlerce yıllık bir medeniyeti sulara gömerken; ana akım medya, bu yok oluşun tanığı değil suç ortağı olmayı sürdürüyor. Ne kaybolan tarihin sesi olunuyor, ne de göçe zorlananların...  Yalnızca süslü manşetler atmakla yetiniliyor.
 
Her yazı, her haber bir seçimdir. Bazı haberlerimiz ve seçimlerimiz ise tarihin üzerini örtmek için yapılır. Êlih’in (Batman) binlerce yıllık ilçesi Hasankeyf’in bugün medyada sunuluş biçimi hafızamıza ihanet değil midir?  "Tekne turları", "gün batımı manzaraları", "turistlerin ilgi odağı" gibi parlatılmış cümleler, bu coğrafyada yaşanan büyük bir yıkımın üzerini örtmeye hizmet etmiyor mu?  Oysa Hasankeyf, sadece bir manzara değil; Mezopotamya’nın, insanlığın ve bu toprakların hafızası değil miydi? 
 
‘Kalkınma politikalarının’ kurbanı 
 
Hasankeyf, yalnızca Kürdistan’ın değil, insanlık tarihinin de en eski yerleşimlerinden biriydi. Mağaraları, kaleleri, camileri, hanları, köprüleriyle kültürel sürekliliğin canlı bir tanığıydı. Bu topraklarda tarih, taşların arasına sinmişti. Fakat binlerce yıllık bu kadim şehir, devletin "kalkınma" politikalarının bir kurbanı olarak sulara gömüldü. Baraj projeleri yalnızca teknik meseleler değildir; sosyo-politiktir, kültüreldir, hatta yok edicidir. Ilısu Barajı'nın inşasıyla birlikte yalnızca bir şehir değil, orada yaşayan binlerce insan da yerinden edildi. Köyler boşaltıldı, topluluklar parçalandı. Her biri ayrı bir hikâyeye sahip yapılar taşınarak, “yeni bir Hasankeyf” inşa edildi. Tarihi, betonla taşıyanlar ve bunu haberlerinde büyük büyük “manşet” olarak sunanlar, bir halkın hafızasını da yok edeceklerini düşündü.
 
Tekne turları üzerinden tarihi unutturmak
 
Bugün Hasankeyf hakkında yayınlanan haberlerde “turistlerin yoğun ilgisi”, “tekne paraşütü”, “su altı sporları” gibi ifadeler öne çıkarılırken, devlet politikaları sonucu yok edilen bir kenti bir “tatil beldesi”ne indirgemeyi ihmal etmiyor. Baraj suları altında yitirilen tarihi ve yerinden edilen insanları görmezden gelen bu manşetler, hafızayı silme girişimidir aslında. Ana akım medya da, “tekne turları” manşetine karşı bir “devlet” gerçekliği etrafından suskunluk turları atmaktan geri durmuyor. 
 
Gerçeklerin değil, hikâyelerin sözcüleri 
 
Medyada Hasankeyf’in bugünkü hali sunulurken, geçmişin üzeri ısrarla örtülüyor. Binlerce yıllık tarihin, kültürel kıyımın, yerinden edilen halkların adı bile geçmiyor. Sanki hiçbir şey olmamış gibi… Sanki bu kadim şehir kendiliğinden suya inmiş, halklar da gönüllü göç etmiş gibi… Bu “tarafsızlık” maskesi takmış dil, aslında apaçık bir politik tercihtir. Hasankeyf’in sular altında kalması bir “devlet kıyımıdır.” 
 
Hasankeyf’te gün biterken, aslında bir çağ kapandı. Ve biz, bu kapanışı haberlerimizde romantik imgelerle değil, adalet duygusuyla anlatmak zorundayız, zorundasınız.