Çocukları korumak mı, dijital alanı denetlemek mi?
- 09:05 31 Mayıs 2026
- Medya Kritik
Rozerin Gültekin
HABER MERKEZİ - Dijital medya kullanımına yönelik yaş sınırlamaları düzenlemesi “çocukları koruma” adıyla medya tarafından işlenerek meşrulaştırılırken, “Çocukların bilgiye erişim hakkı nasıl etkilenecek?”, “Yasaklar gerçekten koruma sağlayacak mı?” soruları medya tarafından görünmez kılınarak cevapsız bırakılıyor.
Dijital medya kullanımına yönelik yaş sınırlamaları kamuoyunda tartışılırken, medyanın bu süreci hangi perspektiften aktardığı da sorgulanması gereken önemli bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Çocukları koruma söylemi altında şekillenen haberlerde yasaklar ve denetim politikaları meşrulaştırılırken, çocukların bilgiye erişim hakkı, ifade özgürlüğü ve dijital yaşama katılımı üzerindeki olası etkiler yeterince tartışılmıyor. Çocukları ilgilendiren politikalarda hak temelli yaklaşımın yerini koruma ve kontrol eksenli bir dil alıyor ve bu dil iktidar ile medya tarafından tercih ediliyor. Bu dil, çocukları karar alma süreçlerinin dışında bırakarak onları hak sahibi özneler olmaktan çok korunması gereken nesneler olarak konumlandırıyor. Üstelik çocukların yaşamını doğrudan etkileyen sorunlar söz konusu olduğunda medya tarafından aynı hassasiyetin gösterildiğini söylemek güç.
Bir yanda çocukların dijital medya kullanımını sınırlandırmaya yönelik düzenlemeler yoğun biçimde tartışılırken, diğer yanda Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalıştırılan çocukların maruz bırakıldığı hak ihlalleri, ağır çalışma koşulları ve yaşamlarını kaybetmeleri kamuoyunda yeterince yer bulmuyor. Bu yazıda, çocukları yalnızca korunması gereken bireyler olarak gören, onların söz hakkını, katılımını ve haklarını geri plana iten medya yaklaşımını ele alıyoruz.
Çocuklar özne değil, nesne olarak ele alınıyor…
Çocukların dijital medya kullanımına ilişkin nisan ayında Meclis'ten geçen ve 1 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme ile 15 yaş altındaki çocukların dijital medya kullanımı yasaklanırken, platformlara yaş doğrulama ve ebeveyn denetimi yükümlülükleri getirildi Ancak düzenlemenin medyada ele alınış biçimi dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Haberlerin önemli bir bölümü “çocukları koruma”, “zararlı içeriklerden uzak tutma”, “güvenli internet” ve “ebeveyn denetimi” ekseninde kurulurken; çocukların dijital hakları, ifade özgürlüğü, bilgiye erişim hakkı ve karar süreçlerine katılımı çoğu zaman tartışmanın dışında bırakılıyor. Böylece medya, çocukları doğrudan etkileyen bir düzenlemeyi aktarırken çocukları haberin öznesi olmaktan çok nesnesi haline getiriyor.
Haber dili ‘koruma’ odaklı, hak odaklı değil
Bu haberlerde devlet kurumlarının açıklamaları ve düzenlemenin teknik ayrıntıları geniş yer bulurken, çocuk hakları örgütlerinin görüşleri, dijital haklar uzmanlarının değerlendirmeleri ya da çocukların kendi deneyimleri oldukça sınırlı şekilde yer alıyor. Böylece haber dili, düzenlemeyi tartışmalı bir hak meselesi olmaktan çıkarıp büyük ölçüde bir güvenlik ve koruma politikası olarak çerçeveliyor.
Çocuklar haberlerin öznesi değil
Düzenlemenin doğrudan muhatabı çocuklar olmasına rağmen haberlerde çocukların görüşlerine, deneyimlerine ya da taleplerine neredeyse hiç yer verilmiyor. Çocuklar çoğunlukla hak sahibi özneler yerine korunması gereken kırılgan bireyler olarak tanımlanıyor. Çocuk haberlerinde genellikle karşılaştığımız paternalist dil burada da kendisini gösteriyor. Yani çocukların ne düşündüğü değil, onlar adına neyin doğru olduğuna karar veren yetişkinlerin görüşleri öne çıkıyor.
Düzenlemeye dair sorulmayan sorular
Tüm bunlar tartışılırken medyanın sorduğu sorular “Çocuklar zararlı içeriklerden nasıl korunacak?”, “Yaş doğrulama sistemi nasıl işleyecek?”, “Ebeveyn denetimi nasıl uygulanacak?” iken; “Çocukların bilgiye erişim hakkı nasıl etkilenecek?”, “Çocuk hakları örgütleri sürece dahil edildi mi?”, “Düzenleme çocukların dijital katılımını nasıl değiştirecek?”, “Yasaklar gerçekten koruma sağlayacak mı?”, “Kişisel veriler nasıl korunacak?” soruları sorulmuyor. Medyanın tercih ettiği dil, bu soruların görünmezleşmesine neden oluyor.
Aynı düzenleme, iki farklı habercilik anlayışı
Düzenlemenin haberleştirilme biçimine bakıldığında iki farklı yaklaşım ortaya çıkıyor. Birinci yaklaşımda haberin merkezinde devletin koruma politikaları bulunuyor. Çocuklar burada korunması gereken bireyler olarak görülüyor. Haber dili güvenlik, denetim ve kontrol kavramları etrafında şekilleniyor. İkinci yaklaşım ise daha çok hak temelli yayınlarda görülüyor. Örneğin bazı bağımsız medya kuruluşlarında düzenleme yalnızca bir güvenlik tedbiri olarak değil; ifade özgürlüğü, bilgiye erişim ve dijital haklar açısından da değerlendiriliyor. Bu haberlerde “koruma mı, hak kaybı mı?” sorusu öne çıkarılıyor ve çocukların dijital dünyadaki varlığı bir hak meselesi olarak tartışılıyor. Bu farklılık aslında medyanın çocuğa nasıl baktığını da ortaya koyuyor.
Medya çocukların sesini gerçekten duyuyor mu?
Sadece Türkiye’de değil, Fransa, Danimarka, Almanya, Yunanistan ve Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesinde de çocukların dijital medya kullanımına ilişkin yaş sınırı ve ebeveyn onayı tartışmaları yürütülüyor. Ancak bu ülkelerdeki tartışmalarda yalnızca yasaklar değil, çocukların dijital hakları ve platformların sorumlulukları da gündeme geliyor.
Akademik çalışmalar da çocukların çevrimiçi risklere maruz kaldığını ortaya koyarken, sorunun yalnızca yasaklarla çözülemeyeceğine işaret ediyor. Araştırmalar, platformların içerik denetim sistemlerinin yetersizliğine ve çocukların zararlı içeriklere maruz bırakılmaya devam ettiğine dikkat çekiyor.
Çocukların dijital ortamda karşılaştığı riskler gerçek. Ancak çocuklar sadece dijital ortamda değil, en basit örneğiyle MESEM’de de çeşitli risklerle karşı karşıya kalıyor. Bundan dolayı medyanın görevi yalnızca devletin koruma politikalarını aktarmak değil; çocukların haklarını, özgürlüklerini ve görüşlerini de görünür kılmak.
Tüm bunların sonucunda şunu sormak gerekiyor: “Çocuklar adına konuşan medya, çocukların sesini gerçekten duyuyor mu?”







