Zorla kaybetmelere karşı ‘uluslararası dayanışma’ vurgusu

  • 15:56 30 Kasım 2025
  • Güncel
 
 İSTANBUL “Yükselen Sesler Direniş, Ortaklaşan Mücadeleler” başlıklı panelin ikinci gününde, 7 imzacı kurumun çağrısıyla bir araya gelen katılımcılar, gözaltında zorla kaybetmelerin dünya çapında bir suç olarak tanındığını vurgulayarak uluslararası dayanışmanın hayati önemine dikkat çekti.
 
Tevgera Jinên Azad (TJA), Zorla Kaybetmelere Karşı Avrupa Akdeniz Federasyonu (FEM-MED), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hafıza Merkezi, Kadın Zamanı Derneği, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER) ve Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Kültür ve Birlik Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde “Yükselen sesler direniş, ortaklaşan mücadeleler” başlığıyla Harbiye’deki Anarad Hığutyun binasında panel düzenlendi.Panele çok sayıda hak savunucusu, kayıp yakını, Barış Annesi, kadın örgütü temsilcisi ve onlarca kadın katıldı. Ayrıca Lübnan, Mısır, Sırbistan, Cezayir, Fas ve Libya’dan akademisyenler ve aktivistler de panelde yer aldı. 
 
İki gün süren panelin ikinci gününde, “Kayıplar konusunda ulus ötesi bir ağ kurmak: Bağlantılar ve ortak eylemler nelerdir?” konusu ele alındı.
 
‘Failler cezasızlık zırhıyla korundu’
 
Cezayir’de Kayıp Aileler Kolektifi Başkan Yardımcısı Houria Sabri, Cezayir’de 90’lı yıllarda çok kanlı çatışmaların ve zorla kaybettirilmelerin olduğunu belirterek sorumluları aradıklarını söyledi. En büyük bedeli halkın ödediğini ve milyonlarca insanın öldüğünü söyleyen Houria Sabri, “Devlet yıllar boyunca kaybedilme iddiasından bahsetti. Zorla kaybetme pratiğini sanki küçük bir hataymış gibi sundular. Sorumluluk almadılar. Faillerin cezasızlaştırılmasını sağladılar. Yok sayma 2005’te en üst seviyeye ulaştı her iki tarafın failleri cezasızlık zırhıyla korundular. Terörün mağdurları hiçbir şekilde bir barış sürecine dahil edilmediler” şeklinde konuştu.
 
 ‘Patriyarka ile mücadele eden bir sistem kurmalıyız’
 
 Zorla kaybetmenin bir iktidar suçu olduğunu kaydeden Houria Sabri, devamında şunları söyledi: “Adaletin olmadığı yerde zorla kaybetme tekrar ediyor. Bunu gördüğümüz için Cezayir’de seferber olduk. Zorla kaybetmeler 2006’da bir suç olarak kabul edildi. Bu kadınların verdiği mücadeleler sayesinde suç olarak kabul edildi. Kadınlar mevcut suçu inkar eden güç karşısında mücadelelerine devam ediyor. Bizim yaşadığımız acılar birer kaza değil bunlar düşünüldü ve tasarlandı. Fiziksel olarak ya da toplumsal olarak ortadan kaldırma. Savaşa karşı barış için mücadelemizi yeniden düşünmemiz gerekiyor. Halkın çıkarları doğrultusunda karar alınabilen bir sistem gerekiyor. Aynı zamanda patriyarka ile mücadele eden bir sistem sağlamamız gerekiyor. Biz mutsuzluğu seçmedik ama bugün direniş ve haysiyetimiz için bu yolu seçmemiz gerekiyor.”
 
‘Kayıplar mücadelesi anneler ve kadınlar tarafından yürütüldü’
 
Lübnan İnsan Hakları Merkezi (CLDH) avukatı Sara Youssef, Lübnan’da zorla kaybettirilmelerin kökenini anlatarak Lübnan’da kayıplar mücadelesinin her zaman kadınlar ve anneler tarafından yürütüldüğünü söyledi. Sara Youssef, anneler ve sivil toplumun Beyrut’ta bir hafıza mekanı oluşturduklarını, ‘Unutmayacağız, peşini bırakmayacağız’ dediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu politikacılara bir hatırlatma. Bugün bu örgütler devletin sessizliği karşısında mücadeleye devam ediyorlar. Her şeyden önce yakınların müzakere edilemez bir bilme hakkını oluşturuyor.”
 
‘Zorla kaybetmeler dünya çapında bir suç’
 
Sara Youssef, Lübnan’da zorla kaybettirilmenin bir suç olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Aileler hala belirsizlik içerisinde, birçoğu hakikati bilmeden öldü. Sivil toplumun ısrarı, on yıllardır süren politik sessizliği aşabilir. Her şeyden önce ulusal komisyonları güçlendirmek, adli tıp ve yasa uzmanlarını bir araya getirmek, toplu mezar alanlarını korumak, ulusal düzeyde bir veritabanı oluşturmalıyız. Ve adalet mekanizmalarının olması gerekiyor. Aileleri ve sivil toplumu desteklemeye devam etmeliyiz. Biz uluslararası insanların zorla kaybetmeden korunma konvansiyonunu onaylamalıyız. Lübnan bunu onaylamadı. politik istikrarsızlık zorla kaybetmelerin bir bahanesi olmamalı. Kurumlar yapamadığında bile toplum mücadeleye devam edip yapabilir. Bu kendi yaslarını mücadeleye dönüştüren annelerin hikayesi. Şuanda İsrail saldırıları sürdüğünden yeni zorla kaybettirilme hikayeleri ortaya çıkıyor. Belirsizlik, yokluk ve bilgilerin ortaya çıkarılmaması aileleri hala tedirgin ediyor. Zorla kaybetmeler bölgesel ve dünya çapında bir suç. Hep birlikte mücadele edersek hakikate ulaşacağız.”
 
Cumartesi Anneleri’nin ortaya çıkışı
 
İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul sorumlusu ve kayıp yakını İkbal Eren, 1990’lı yıllarda Türkiye’de Kürdistan’da savaşın artmasıyla zorla kaybetme vakalarının çok fazla olduğunu belirtti. İkbal Eren, 1987 yılında İnsan Hakları Derneği’nin kurulmasıyla zorla kaybetmelerin yavaş yavaş konuşulmaya başladığını ifade etti. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri’nin ortaya çıkış hikayesini şöyle aktardı: “1995 yılında İHD öncülüğünde Galatasaray Meydanı’nda kaybedilen Hasan Ocak’ın ailesinin ısrarlı arayışı sonrası kaybedilenlerin aileleri Galatasaray Meydanı’nda kamuoyu oluşturmaya başladılar. Biz her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda buluşmaya başladık ve Cumartesi Anneleri olarak adlandırılmaya başladık. Ve zamanla kuşaklar değiştikçe Cumartesi İnsanları olarak adlandırıldık. Amacımız devletin karanlık yüzünü kamuoyuna duyurmak ve başka gözaltında kaybetmelerin yaşanmamasıydı. Biz bunu başardık. Biz 30 yılda Galatasaray Meydanı’nı bir hafıza mekanına dönüştürdük.”
 
‘Cezasızlık politikası, suçu işleyenlerin iştahını kabartıyor’
 
İkbal Eren, 30 yıllık süreç içerisinde kayıplar ve toplu mezarlar için davaların açıldığını, hiçbir failin ise yargılanmadığını belirterek “Bütün ülkelerde olduğu gibi bizde de cezasızlık politikası, bu suçu işleyenlerin iştahını kabartıyor. Görüşmelerimize rağmen zorla kaybetme literatüre girmedi. Bazı davalar zamanaşımına uğradı” dedi. Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nden bahseden İkbal Eren, Meclis’te kurulan Komisyon’un Cumartesi İnsanlarını dinlediğini anlattı.
 
Ortak eylemsellik vurgusu
 
İkbal Eren, Komisyon’da iktidar tarafından temsiliyetlerin bulunduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Bizi dinlerken ilk defa duyuyor gibi ağlayanları oldu. Biz 30 yıldır mücadele veriyoruz ama ilk defa bizi duyuyor gibiydiler. Binlerce insanın kaybedildiği kendi ülkelerinde onlara ulaşamadık. Çok etkilenebilmeleri için insani yanlarının çok güçlü olması gerekirdi. Eğer öyle olmasaydı bu suçu işleyenleri cezasızlıkla korumazdı. Bazı davalarda AİHM, Türkiye’yi mahkum etti buna rağmen ders olmuyor ve yasalar düzenlenmiyor. Biz yasal anlamda biz bir yol alamadık. Biz kayıplarımızın akıbetini öğrenmek istiyoruz. Ben abimin ne kadar nefes aldığını öğrenmek istiyorum. faillerin yargılanmasını istiyoruz. Zorla kaybetmelere karşı uluslararası düzeyde yol alınmasını istiyoruz. Zorla kaybetmelere karşı ortak eylemselliği hayata geçirmek önemli.”
 
‘Deneyime ihtiyacımız var’
 
Rajaa Vakfı Derneği Başkanı Rajaa Fadhil, Irak’taki çatışmalı süreç ve kitlesel şekilde zorla kaybedilmelere değinerek “İnsanları gruplar şeklinde kaçırıyorlar. Irak’ta birçok toplu mezar var. Bu toplu mezarlarla ilgili soruşturmaları başlatmaya çalışıyoruz” dedi. Raja Fadhil, Iraklı bir sivil toplum kuruluşu olduklarını ifade ederek, “Zorla kaybedilenler konusunda ilk saftayız. Kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Şimdiye kadar arşiv oluşturulmadı. Zorla kaybedilenlerin sayısını bilmiyoruz. Bu alanlarda çalışmamız gerekiyor. Bizim teknik alanlara ve deneyime ihtiyacımız var” diye konuştu.
 
‘Zorla kaybedilmeyle ilgili özel bir yasa yok’
 
Raja Fadhil, konuşmasının devamında şunları aktardı: “Irak’taki durum çok karmaşık dolayısıyla bizim uluslararası desteğe ihtiyacımız var. Mağdurların sesini duyurmak gerekiyor. Kitlesel zorla kaybetmelere karşı strateji oluşturmak gerekiyor. Bizim yasal metodolojiye ihtiyacımız var. Kaybedilen kişilerin başlarına neler geldi bunu anlamak istiyoruz. Binlerce aile yakınlarının başına neler geldiğini öğrenmek istiyor. Mağdurların sesi olmalıyız. Mağdurların sesinin duyulması geçiş dönemi adaleti için çok önemli. Irak’ta zorla kaybedilme ile ilgili özel bir yasa yok. Benim oğlum öldü mesela ama anneler bu gerçekliği kabul etmiyor. Çocuklarının bir gün geri geleceği umuduyla yaşıyorlar.”
 
Panel, katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından sonuç bildirgesinin okunmasıyla son buldu.