'Kadınlar yalnızca doğurganlık üzerinden tanımlanıyor'

  • 09:03 11 Haziran 2026
  • Güncel
İSTANBUL - KCDP İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu, "Aile ve Nüfus 10 Yılı" politikalarının kadınları yalnızca doğurganlık üzerinden tanımladığını belirterek, "Kadını metalaştıran, köle konumuna sokan bu yaklaşım kadınlığa karşı işlenmiş bir suçtur" dedi.
 
İktidarın “Aile ve Nüfus 10 Yılı” adı altında hayata geçirmeyi planladığı politikalar, kadın örgütleri tarafından kadınların yaşamları üzerindeki denetimini attırmayı hedefliyor. Kamusal alandaki varlığını sınırlandıran, bakım yükünü daha da ağırlaştıran ve eşitsizlikleri derinleştiren uygulamaların hem kadınlar hem çocuklar üzerinde yeni hak ihlalleri yaratacağına dikkat çekilirken, söz konusu politikalar toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştiriyor. 
 
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İstanbul Temsilcisi Şirin Yalıncakoğlu değerlendirmelerde bulundu. 
 
'Aile Yılı'nda çocuklar korunamadı
 
İktidarın geçen yıl ilan ettiği "Aile Yılı" sürecini hatırlatan Şirin Yalıncakoğlu, bu dönemde çocuklara yönelik hak ihlallerinin gündemden düşmediğine dikkat çekti. Kamuoyunda "Yenidoğan Çetesi" haberlerini hatırlatan Şirin Yalıncakoğlu, "İktidarın geçen yıl aile yılı ilan ettiği zaman diliminde yeni doğan bebeklerin hastanelerde ölüme terk edildiğini gördük" dedi. Çocukların eğitim, sağlık ve sosyal destek hizmetlerinden yeterince yararlanamadığını ifade eden Şirin Yalıncakoğlu, ekonomik nedenlerle okuldan kopan, psikolojik destek alamayan ve suça sürüklenen çok sayıda çocuk bulunduğunu belirtti.
 
'Kadını metalaştıran bir yaklaşım'
 
"Aile ve Nüfus 10 Yılı" kapsamında kadınların yalnızca doğuran ve bakım veren bireyler olarak tanımlandığını söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, kadınlara yüklenen sorumlulukların her geçen gün arttığını dile getirdi. Şirin Yalıncakoğlu, "Kadınları sadece çocuk doğurması gereken ya da ev içinde çalışarak hem ev içi emeği yapıp hem çocuk doğurup hem de para kazanmak zorunda bırakılan bireyler olarak tanımlıyorlar. Bütün bunların kadınlara yüklenmiş olması, kadını metalaştırmak ve tamamen köle konumuna sokmak anlamına geliyor. Bu, hükümetin alabileceği en ağır kararlardan biridir ve aynı zamanda kadınlığa karşı bir suçtur" diye konuştu.
 
'Çocukların beyanları yok sayılıyor'
 
Çocuklara yönelik cinsel saldırı davalarında yaşanan cezasızlık sorununa da değinen Şirin Yalıncakoğlu, çocukların ifadelerinin çoğu zaman yeterli görülmediğini belirterek, "Çocukların kendi beyanları, sosyal hizmet uzmanlarının aldığı beyanlar ya da adli görüşme odalarındaki anlatımları çoğu zaman esas alınmıyor. Eğer somut delil yoksa sanık cezalandırılmıyor ya da beraat ettiriliyor. Bu çok ağır bir tablo" dedi. Var olan çocukları koruyamayan bir yönetimin tüm yükü kadınların doğurganlığına bırakmaya çalıştığını kaydeden Şirin Yalıncakoğlu, bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.
 
'Makbul kadın dayatması sürüyor'
 
Kadınların uzun süredir "makbul kadın" kalıpları içine sıkıştırılmaya çalışıldığını ifade eden Şirin Yalıncakoğlu, bu anlayışın günümüz kadınları tarafından kabul edilmediğini vurgulayarak, "Kadınlara; evinde otur, çocuk doğur, kocana hizmet et, çok ses çıkarma deniliyor. Toplumun kabul edeceği normlar üzerinden giyinmesi, görünür olmaması bekleniyor. Ancak bugünün kadınlarının buna boyun eğeceğini düşünmüyorum" sözlerini kullandı. 
 
'Kadınlar hem çalışmaya hem doğurmaya zorlanıyor'
 
Türkiye'deki ekonomik koşulların kadınları çalışma yaşamına katılmaya zorladığını belirten Şirin Yalıncakoğlu, kadınların iş yaşamında da ayrımcılıkla karşı karşıya kaldığını söyledi. Şirin Yalıncakoğlu, "Asgari ücretle çalışan bir bireyin bir evi geçindirmesi mümkün değil. Kadınlar çalışmak zorunda. Ama işe başvurduklarında evlenip evlenmeyecekleri, çocuk doğurup doğurmayacakları soruluyor. Bir yandan bu şartlar aranırken, diğer yandan daha fazla çocuk doğurmaları isteniyor" dedi. Kadınların aynı anda ücretli emek, ev içi emek ve bakım emeğini üstlenmesinin beklendiğini belirten Şirin Yalıncakoğlu, bunun kadınlar üzerinde çok yönlü bir baskı yarattığını ifade etti.
 
'Bu politika şiddeti artırabilir'
 
Aile ve Nüfus 10 Yılı'nın kadınları ev içine hapsetmeyi hedeflediğini savunan Şirin Yalıncakoğlu, bu yaklaşımın erkek egemen anlayışı güçlendireceği uyarısında bulundu. "Ev içindeki erkeğe, 'Kadın senin malındır, ona istediğini yapabilirsin' mesajı veriliyor. Bu politika, kadını toplumdan uzaklaştırmak, görünmez kılmak anlamına geliyor" diye konuştu. Kadınların bu yaşam biçimine itiraz etmeleri halinde daha fazla şiddet riskiyle karşı karşıya kalabileceklerini belirten Şirin Yalıncakoğlu, "Erkeği evin reisi olarak gösteren bu anlayış, buna boyun eğmeyen kadınların daha fazla şiddete maruz kalacağı ya da öldürüleceği anlamına geliyor" dedi. Şirin Yalıncakoğlu, söz konusu politikaların yalnızca kadınları değil, erkekleri ve çocukları da olumsuz etkileyeceğini belirterek, ekonomik ve psikolojik yüklerin toplumsal yaşamı daha da zorlaştıracağını ifade etti.
 
'Kadınlar boyun eğmek zorunda değil'
 
Şirin Yalıncakoğlu, kadınların bu politikalara karşı yalnız olmadığını vurgulayarak örgütlü mücadelenin önemine dikkat çekti. Kadınların hukuki süreçlerde barolara ve kadın örgütlerine başvurabileceklerini söyleyen Şirin Yalıncakoğlu, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: "Kadınlar üzerindeki, ama en önemlisi kadınlık üzerindeki bu politik baskıyı ortadan kaldırmak için mücadele etmek zorundayız. Biz buradayız. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak örgütlenmeye açığız. Her türlü mesele yaşadığınızda veya birlikte mücadele etmek istediğinizde biz buradayız."