Nuray Türkmen: Kürt meselesi ile demokrasi arasına duvar örülemez
- 09:07 20 Haziran 2026
- Güncel
Devrim Fındık
İSTANBUL - Akademisyen Nuray Türkmen, tekçi anlayışa karşı çoğulcu bir mücadele hattının önemine dikkat çekerek, “Kürt meselesinin çözümü ile demokrasi mücadelesi arasında organik bir bağ var; bunlar birbirinin kurucu değeridir” dedi.
Bakırköy’de bulunan Cem Karaca Kültür Merkezi’nde 13-14 Haziran tarihlerinde “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” gerçekleştirildi. Demokratikleşme, toplumsal barış ve birlikte yaşam alanındaki çözüm önerilerinin ele alındığı konferansa; çok sayıda kadın hak savunucusu, aydın, yazar, sanatçı, akademisyen ve siyasetçi katıldı. İki gün süren buluşmanın ardından, konferansın koordinasyon ekibinde yer alan akademisyen Nuray Türkmen ile konferansın amaçlarını, ortaya çıkan sonuç metnini, kadınların barış sürecindeki katılımını, çocuk ve gençlerin toplumsal rolünü ve geleceğe yönelik planlanan buluşmaları konuştuk.
‘Tekçi anlayışın dışarıda bıraktığı çoğulluğu bir araya getirdik’
Konferansın çağrıcı heyetini ve konuşmacı profilini belirlerken memleketin öz yapısında var olan çoğulculuğu esas aldıklarını belirten Nuray Türkmen, temsiliyetten ziyade yaşanan sorunların ve dertlerin ortaklaşmasını hedeflediklerini ifade etti. Hâkim olan tekçi anlayışın coğrafyadaki “ötekileri” çoğalttığını vurgulayan Nuray Türkmen, şunları söyledi: “Elbette konferansta eksik bıraktıklarımız var. Çünkü bu memlekette, bu topraklarda, bu coğrafyada dışarıda bırakılanlar o kadar fazla ki... O tekçi anlayış, diğerini görmeme anlayışı, o hâkim olan anlayış elbette dışarıda bırakılanları da çoğullaştırıyor. Biz, bütün bu dertlerin kesişim noktasını konferansta ifade etmeye çalıştık.”
Birinci gerilim hattı: Kürt meselesi ve demokrasi
Konferansın sonunda yayımlanan “Yeni Yüzyılda Demokratik Çağrı” başlıklı sonuç metnine değinen Nuray Türkmen, bu buluşmayı bir son değil, gerçek bir başlangıç olarak gördüklerini belirtti. Ortaya konulan irade beyanının sadece sözde kalmayacağını, eylemsel bir sorumluluk üstlendiklerini ifade eden Nuray Türkmen, konferansta öne çıkan iki temel gerilim hattına işaret etti. Muhalefet ve dışarıda bırakılanlar arasında ortaklaşmayı engelleyen en büyük suni gerilimlerden birinin Kürt meselesi ile demokrasi mücadelesini birbirinden ayrı görmek olduğunu da kaydeden Nuray Türkmen, “Biz bu buluşmayla şunu söyledik: Kürt meselesinin çözümü, yani barış süreci ile demokrasi mücadelesi arasında çok organik bir ilişki var. Bunlar birbirinin ön koşulu değil, iki kurucu değerimizdir. Bu gerilim hattının aslında bir çatışma veya çelişki olmadığını, aksine birbirini besleyen ve güçlendiren mücadele süreçleri olduğunu vurguladık. En önemli vurgularımızdan biri buydu” sözlerini kullandı.
İkinci gerilim hattı: 100 yıllık antidemokratik süreklilik
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana gelen antidemokratik yapısı ile AKP dönemindeki otoriterleşme arasındaki tartışmalara değinen Nuray Türkmen, burada da bir süreklilik ve kırılma ilişkisi olduğunu söyleyerek şunlara dikkat çekti. Nuray Türkmen, “100 yıllık Cumhuriyet’in bir süreklilik içinde eksiklikleri olduğu, yani bir antidemokrasiyi içinde barındırırken, yakın zamanda yaşanan dramatik eşiklerin de varlığını kabul etmenin bununla çelişmediğini vurguladık. Yüz yıllık ve daha öncesinde başlayan bir antidemokrasinin, tekçiliğin ve dışarıda bırakılma ilişkisinin devam ettiğini; yakın dönem itibarıyla da bu dramatik eşiklerin giderek çoğaldığını belirttik ve bu konuda ortaklaştık” şeklinde konuştu.
‘En sessiz zamanlarda bile en çok duyulan ses kadınların’
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barış inşası süreçlerinde kadınların sözünün her zaman var olduğunu, ancak konferans oturumlarındaki kadın konuşmacı sayısına yönelik eleştirileri haklı bulduklarını söyleyen Nuray Türkmen, konuya dair şunları söyledi: “Kadınların katılımına baktığımızda büyük bir ilgi vardı. Ancak oturumlarda kadın konuşmacıların sayısı ile ilgili eleştiriler var elbette. Pek çok kadın arkadaşımıza tarihler uymadı. Çabaladık ama maalesef kadın temsilinde eksikliklerimiz var. Bundan sonraki buluşmalarda bu eksikliğin giderilmesi gerektiğine ilişkin kendi ödevimizi alıyoruz. Yüz yıllık demokrasisiz bir ülkenin, aynı zamanda kadınlar açısından katmer katmer bir antidemokrasi anlamına geldiğini biliyoruz. Bir barış süreci yaşanacaksa, bunun engellerini de en çok kadınlar yaşıyor. Kadınlar zaten güçlü mücadeleleriyle kendilerini yıllardır var ediyorlar; en sessiz zamanlarda bile en çok duyulan ses kadınların sesi oluyor.”
‘Çocuklar ve gençler şimdinin özneleridir’
Demokratikleşme ve barış süreçlerinde çocukların ve gençlerin çoğunlukla göz ardı edildiğini veya sadece “geleceğin özneleri” olarak konumlandırıldığını ifade eden Nuray Türkmen, bu algıyı reddettiklerini söyledi. Konferansın son sözünü genç bir delegeye (Mehmet Uğur Korkmaz) bıraktıklarını hatırlatan Nuray Türkmen, şu vurguyu yaptı: “Çocuklar ve gençler, yaşanan sorunların sarmalında en fazla kalan iki özne olmasına rağmen sözü en az duyulanlar. Biz çocukları ve gençleri sadece geleceğin değil, şimdinin ve bu anın özneleri olarak görüyoruz. Barışın ve demokrasinin inşasına bizzat özne olarak dahil edilmeliler. Onları araçsallaştırmaktan bahsetmiyorum; doğrudan toplumsal özneler olarak çocukların sözünü dinlemek, onlarla birlikte bu sözü kurmak, gençler adına konuşmayıp onlarla birlikte tartışmak gerekiyor.”
Yerellerde örülecek yeni bir mücadele hattı
Önümüzdeki döneme dair akademisyenler, aydınlar ve bağımsız sivil inisiyatifler olarak sorumluluk almaya hazır bir çağrıcı grubun olduğunu belirten Nuray Türkmen, buluşmaları sadece İstanbul ile sınırlı tutmayıp diğer kentlere de taşıyacaklarının altını çizdi. Nuray Türkmen, yapacakları çalışmalara dair şunları söyledi: “Yerellere temas ederken üstenci, ‘öğreten-öğrenen’ ya da klasik bir akademisyen-bilirkişi ilişkisiyle gitmeyeceğiz. Hakikaten yerellerde bir araya gelme, birlikte karar verme ve yolu ilmek ilmek örme anlamında buluşmalardan bahsediyoruz. Devasa bir antidemokratik zemine karşı bir aydınlar girişimi ve sivil inisiyatif olarak sözümüzü nereden söyleyeceğiz, bilgiyi nasıl üreteceğiz ve birlikte nasıl eyleyeceğiz? En kısa zamanda bu buluşmanın yeni pratiklere evrileceğine dair sorumluluğumuzu tekrar paylaşmak isterim.”







