Kayıp yakınlarından çağrı: Cezasızlık son bulsun
- 14:02 18 Temmuz 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ - Kayıp yakınları, bu hafta da gerçekleştirdikleri eylemlerde, gözaltında kaybettirilenlerin akıbetini sorarak, faillerin yargılanması ve cezasızlık politikalarına son verilmesi talebini yineledi.
Kayıp yakınları ile İnsan Hakları Derneği (İHD), "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" sloganıyla gözaltında kaybettirilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla bu hafta Amed, Êlih, Colemêrg'in Gever ilçesi, İzmir ve Riha'da eylemlerini gerçekleştirdi.
Êlih
Êlih’te kayıp yakınları ve İHD, gözaltında kaybettirilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla eylemin 746’ncı haftasında Gülistan Caddesi’nde bir araya geldi. Eylemde bu hafta, 10 Temmuz 1993 tarihinde akşam saatlerinde Batman'ın 19 Mayıs Mahallesi'ndeki evinden çıkan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Aydın Ay'ın akıbeti soruldu. Aydın Ay'ın hikâyesini Reşit Çetinkaya okudu.
Reşit Çetinkaya, aileye oğullarının sivil giyimli, silahlı kişiler tarafından darp edilerek bir araca bindirilip götürüldüğünün söylendiğine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu topraklarda yüzlerce insanı gözaltında kaybettiler. Kurdukları korku imparatorluğunun sonsuza dek devam edeceğini sandılar. Evlatlarını ve eşlerini arayanları tehdit, gözdağı ve işkenceyle vazgeçirmeye çalıştılar. Otuz yılı aşkın süredir adalet bekleyen ailelere hâlâ yanıt vermiyorlar. Şimdi tarihi yeniden yazmaya ve yaptıklarının kötü olmadığına insanları inandırmaya çalışıyorlar. Ancak bunun en önemli adımlarından biri, şüphesiz geçmişin kirli ve karanlık sayfalarıyla samimi bir yüzleşmenin sağlanmasıyla mümkün olacaktır.
Bu hafta, 10 Temmuz 1993 tarihinde akşam saatlerinde Batman'ın 19 Mayıs Mahallesi'ndeki evinden çıkan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Aydın Ay'ın akıbetini sormak için toplandık. 27 yaşındaki Aydın Ay, ailesiyle birlikte Batman'da yaşıyordu. İnşaat işçisi olan Ay, Halkın Emek Partisi (HEP) Batman İl Örgütü üyesiydi. Tehditler alıyor ancak ailesini endişelendirmemek için bunu onlarla paylaşmıyordu.
10 Temmuz 1993 tarihinde akşam saatlerinde sigara almak için 19 Mayıs Mahallesi'ndeki evinden çıktı. Ancak bir daha eve dönmedi. Bunun üzerine ailesi Aydın'ı aramaya başladı. Bazı komşuları, aileye oğullarının sivil giyimli, silahlı kişiler tarafından darp edilerek bir araca bindirilip götürüldüğünü söyledi.
Üç gün sonra anne Raziye Ay, oğlunun evde kalan kimliğini ve yiyecek alarak Batman Emniyet Müdürlüğü'ne gitti. Oğlunun akıbetini sordu ve getirdiklerini görevlilere teslim etti. Raziye Ay, dokuz gün boyunca oğlu için emniyete yemek ve giysi götürdü. Görevliler, her seferinde götürdüklerinin üzerine Aydın Ay'a ait olduğunu belirten bir not iliştirerek teslim aldı. Onuncu günde yine yemek ve giysi getiren Raziye Ay, bir gün önce getirdiği paketin masada beklediğini ve oğluna verilmediğini gördü. Görevliler yeni getirdiklerini de teslim almadı ve 'Burada öyle biri yok, bir daha gelmeyin' dedi. O günden sonra Aydın Ay'dan bir daha haber alınamadı."
Reşit Çetinkaya devamında, "Ailenin yaptığı tüm yasal girişimler sonuçsuz bırakıldı. Aile, 2009 yılında Batman Cumhuriyet Savcılığı'na yeniden suç duyurusunda bulundu. Başvuru, 2010 yılında takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına karşı 21 Mayıs 2010 tarihinde Midyat Ağır Ceza Mahkemesi'ne yapılan itiraz da sonuçsuz kaldı. Ay ailesi, yaklaşık 30 yıldır sürdürdüğü hukuk mücadelesinden herhangi bir sonuç alamadı ve oğullarına dair herhangi bir bilgiye ulaşamadı.
İnsan Hakları Derneği Batman Şubesi olarak her zaman olduğu gibi bu hafta da talebimizi yineliyoruz. Acılı annelerin yüreklerini bir nebze de olsa rahatlatmak adına, gözaltında kaybedilen insanların akıbetlerinin araştırılmasını, faillerinin bulunup yargılanmasını, ülke tarihinin karanlık sayfalarına ışık tutulmasını ve bu kara lekenin bir an önce temizlenmesi için gerekli adımların atılmasını istiyoruz" dedi.
Riha
İHD Riha Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamaya, kayıp yakınları ve insan hakları ativistleri katıldı.
Kayıp yakınlarının akıbetlerinin sorulduğu açıklamanın 79’uncu haftasında Şükrü Fırat’ın akıbeti soruldu. Gözaltında zorla kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı.
Açıklamayı yapan Kayıplar Komisyonu Eşsözcüsü Demet Aykut, “79 haftadır gözaltında kayıplar gerçeğine ve bu suça eşlik eden inkâr ve cezasızlık politikalarına dikkat çekmek için bu toprakların en uzun hakikat ve adalet arayışını sürdürüyoruz” dedi.
Dosya kapatıldı
Şükrü Fırat’ın hikayesini okuyan Demet Fırat, “Şükrü Fırat, 24 Mayıs 1993 günü 14.00 civarı en son Urfa'da bir kahvehanede görüldü. Akşam eve dönmeyince ailesi tüm yakınlarına, dostlarına ve gidebileceği yerlere haber verdi. Günlerce süren aramalara rağmen kendisine ulaşılamadı. Avukat aracılığıyla gözaltında, emniyette, resmi açıklamalarda olup olmadığı soruldu; yetkililer ise gözaltında böyle bir kişinin bulunmadığını söyledi. Yapılan tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı” diye belirtti.
Şükrü Fırat’ın oğlu Murat Fırat’ın babası hakkındaki ifadelerini dile getiren Demet Aykut, “11 Haziran’da babamın bir arkadaşı devlet hastanesinin önünden geçerken morgda kimliği belirlenememiş 3 cenazenin bulunduğunu öğrenmesi üzerine bize haber verdi. O dönem tanıklık etmek dahi insanların can güvenliğini tehdit eden bir durumdu. Annemle beraber morga gittik ve babamın cenazesi annem tarafından teşhis edildi. Cenazenin günlerce açık alanda beklemiş olması nedeniyle ağır şekilde tahrip olmuştu. Defin işlemi talebimiz doğrultusunda gerçekleştirilmedi. Yetkililerin hazırladığı üç mezardan birine gömdük. Bugün bile diğer iki cenaze kimin bilmiyorum. Sonrasında davacı olduk, İHD’ye başvuruda bulunduk. Dosya ‘faili belli değil' denilerek kapatıldı" ifadeleri kullandı.
İnsan hakları savunucuları olarak tüm kayıpların akıbetinin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını talep ettiklerini söyleyen Demet Aykut, “Zorla kaybedilmesinden sorumlu olanların etkin biçimde soruşturulup yargılanmasını ve cezasızlık politikalarına son verilmesini talep ediyoruz” çağrısında bulundu.
Açıklama, bir dakikalık oturma eyleminin ardından son buldu.
İzmir
İHD İzmir Şubesi Kayıp Komisyonu’nun, iki haftada bir “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle gerçekleştirdiği eylem bu hafta Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. “Kayıplar belli, failler nerede”, “Kayıplar vicdanındır, sahip çık” yazılı pankartların taşındığı açıklamada, basın metnini dernek adına Mustafa Kızartıcı okudu. Açıklamada, 1980 yılında gözaltında kaybettirilen Recep İkincisoy ve 1992 yılında kaybettirilen ve katledilen Ayten Öztürk’ün akıbeti soruldu.
‘Etkin soruşturma yürütülmedi’
Recep İkincisoy’un 12 Eylül Askeri Darbesi’ne zemin hazırlamak için ilan edilen sıkıyönetim döneminde sık sık polisler ve sivil giyimli kişiler tarafından izlendiğinin ve tehdit edildiğinin belirtildiği açıklamada, “16 Temmuz 1980 akşamı iftar için evine giden Recep İkincisoy, iftarını yaptıktan sonra tekrar sahibi olduğu perdeci dükkana gitti. Gece dükkandan dönerken saat 23:00 civarı evinin yakınında tanık beyanlarına göre 3 sivil polis tarafından zorla bir otomobile bindirilerek götürüldü. Olaya şahit olan komşuları durumu hemen aileye bildirdi. Baba Salih İkincisoy emniyet ve savcılık başta olmak üzere ilgili tüm kurumlara başvurdu. Ancak başvuruları sonuçsuz bırakıldı. Gözaltına alındığı inkar edilen Recep’ten bir daha haber alınamadı. Diğer gözaltında kaybetme dosyalarında olduğu gibi İkincisoy dosyasında da ailenin başvurularına rağmen hakikatin açığa çıkarılmasını, şüphelilerin yargılanmasını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmedi” denildi.
‘Dava cezasızlıkla sonuçlandı’
Ailesiyle birlikte Dêrsim’de yaşayan Ayten Öztürk’ün babası ve kardeşiyle birlikte Mayıs 1992’de Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından telefonla arandığının ve alaya çağrıldığının ifade edildiği açıklamada, kısa bir görüşmeden sonra Ayten Öztürk ile birlikte babası ve kardeşinin bir askerle birlikte “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın yanına götürüldüğü belirtildi. Kısa süre sonra Ayten Öztürk ve kardeşinin başka şehirlere sürgün edildiğinin ifade edildiği açıklamada, “Ayten Öztürk, 27 Temmuz 1992 akşamı içinde dört kişinin bulunduğu beyaz renkli Renault marka arabayla kaçırıldı. Ayten Öztürk, 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmaz hale gelen bedeninin teşhisi ancak giysilerinden yapılabildi. Ancak otopsi raporunda işkence bulgularına yer verilmedi, detaylı otopsi yapılmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Tanıklar, deliller ve itiraflar olmasına rağmen, Ayten Öztürk’ü kaçıran, işkence eden, katleden ve suçu örtbas edenler yargılanmadı. Dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı” ifadelerine yer verildi.
‘Etkin soruşturma görevinizi yerine getirin’
Açıklamada son olarak şu ifadeler yer aldı: “Bir kez daha siyasi ve adli makamları göreve çağırıyoruz; Recep İkincisoy ve Ayten Öztürk dosyasındaki inkara ve cezasızlığa son verin! Maddi gerçeği açığa çıkarmayı ve adaleti sağlamayı mümkün kılacak etkin bir soruşturma yürütme görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Recep İkincisoy ve Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Açıklamanın ardından beş dakikalık oturma eylemi gerçekleştirildi.







