25 Kasım’a giderken 'Jin jiyan azadî' (3)

  • 09:01 19 Kasım 2023
  • Dosya
‘Sığınaksız’ bir dünya mümkün!
 
Melike Aydın
 
İZMİR - Şiddetin son bulduğu bir dünya için mücadelede Türkiye’de sığınakların yetersiz ve kadınlar için cazip olmadığını ifade eden İzmir Kadın Dayanışma Derneği'nden Zeynep Tuna önleyici tedbirler üzerinde durulması gerektiğine dikkat çekti. 
 
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, kadınların yaşamlarının korunması da daha fazla gündemde. Şiddete uğrayan ve yaşamı tehlike olan kadınlar için “sığınaklar” önemli bir yerde duruyor.  Her yüz bin nüfuslu yerleşim birimine bir sığınak yapılması gerekirken 85 Milyonlu Türkiye’de 149, yaklaşık 5 milyona nüfuslu İzmir’de ise 7 kadın sığınağı bulunuyor. Sığınaksız ve şiddetin son bulduğu bir dünya için mücadele edilse de şimdilik sığınma evlerine ihtiyaç var. 
 
İzmir Kadın Dayanışma Derneği yöneticilerinden Zeynep Tuna önleyici konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
Sığınak sayısı gerekenin çok altında
 
Türkiye’de 33’ü yerel yönetimlere, biri Göç İdaresi’ne ve biri de Mor Çatı’ya ait toplam da ise 149 sığınağın bulunduğunu ve bu sayının 2026’ya dek 159’a çıkarılmasının vaat edildiğini ifade eden Zeynep, “80 milyon” ve giderek yaşlanan nüfusa sahip olan Türkiye’ye bu sayının asla yetmeyeceğini ifade etti. İzmir’de biri ön kabul bürosu olmak üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na ait 3 sığınağın bulunduğunu, biri Bayraklı, biri Ödemiş ve 2’si İzmir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere yerel yönetimlere ait 4 sığınağın bulunduğunu kaydeden Zeynep, “Kapasite açısından yeterli değil ama pandemide çok sayıda kadın yararlandı. Önceden 50 bindi şimdi ise 100 bin üzerindeki her yerleşim yerinde bir sığınak yapılmak zorunda. Bornova ve Aliağa birer tane açma hazırlığında. Karşıyaka işletemedi devlete devretti, şimdi ise sığınak olarak kullanılmıyor” bilgisini paylaştı. 
 
‘Sığınaklar mevcut haliyle şiddet gören kadınlar için cazip değil’
 
2020’de gerçekleştirilen Sığınaklar Kurultayı’nda nasıl bir sığınak istendiğine dönük bir kampanya başlattıklarını ifade eden Zeynep, sığınakların kadınların güvenle özgürce kendilerini güçlendirerek çıktıkları yer olmanın ötesinde olduğunu ifade etti.  Cep telefonlarının kullanılmaması, belli saatlerden sonra binadan çıkılamaması gibi kuralların kadınların kendilerini hapishanede gibi hissetmelerine neden olduğunu kaydeden Zeynep, şunları dile getirdi: “Şiddetten çıkıp başka bir cendereye sıkışmak istemedikleri için sığınakları en son çare olarak düşünüyorlar. Elimizde önleyici tedbirler olmadığı için sığınaklar, şiddete maruz kaldıktan sonra kadının güvende kaldığı yerler. Kadın örgütlerinin elindeki en önemli yerlerden biri sığınaklar. Sığınaklar bir işletme değil ama o mantıkla işletiliyor. Kadın 12 yaşın üzerindeki erkek çocuklarını yanında götüremiyor. O yüzden de gitmek istemiyor. Sığınakların hem sayısını artırmak hem de kadınların özgürce güvenle güçlenerek çıktıları yerler haline getirmediğimiz durumda cazibesini kaybedecek.” 
 
’12 yaşında büyük erkek çocuklarının alınmaması sorun oluşturuyor’
 
2020 sığınak kampanyası düzenlediklerinde nasıl bir sığınak istediklerini tanımladıklarını hatırlatan Zeynep sığınakların kısmen cezaevlerine benzemesinin yanında kadınların beklentileriyle de ilgili olduğunu ifade etti. 12 yaşından büyük erkek çocukların sığınağa alınmadığını oysa kadınların daha özgür ve güvende olmak için çocuklarıyla birlikte kalmak istediğini belirten Zeynep, bu şekilde zaten annelikle sınanan kadının sığınağa gitmesinin engellediğini dile getirdi. Zeynep “Sığınakların daha insani kriterlere dönüşmesi gerekiyor. Aslında kadın örgütlerinin denetleyebildiği yerler haline gelmeli. Bağımsız kadın sığınağı olan Mor Çatı deneyiminden yola çıkarak, birebir uygulayamayız tabi ama, en azından yavaş yavaş dönüştürerek böyle bir sistem oturtulabilir. Zaten hedefimiz sığınaksız bir dünya. Ama buna giderken yeterli sayıda ve bizim istediğimiz nitelikte sığınakların olması. Kadının şiddetten kaçarken başka bir şiddete maruz bırakılması başka bir travma ve bunu iyileştirmek o kadar kolay olmuyor. Bir taraftan iyilik ediyor diğer taraftan kadını yaralıyorsak bu da onun için iyi değil” şeklinde belirtti.
 
‘Sığınaktan sonra da destek gerekiyor’
 
Kadının sığınakta 3 veya 6 ay kalabildiğini ve sonrasında kapasite yetersiz olduğu için çıkarılan kadının gidebileceği yer, iş imkanı, maddi imkanının da sağlanmadığını dile getiren Zeynep, sığınaktan sonra da hizmet verilmesi en azından bir süre ev kirasının ödenebileceğini dile getirdi. Sadece bu yaz İzmir’de sığınaktan çıkan 3 kadının aynı nedenlerle aile evine dönmek zorunda kaldığını ifade eden Zeynep şöyle dedi: “3-6 aylık süreleri heba etmeden kadın kendine gelmiş, şiddetten uzaklaşmışken bunun devamını sağlamak kamunun elinde. Kadın örgütleri palyatif çözümler üretebilir. En azından 6 ay desteklemesi gerekir. Bunun sürekli hale gelmesini biz de istemeyiz. Çünkü bir bağımlılık hali yaratıyor. O ilişkiyi de yaratmadan bir yolunun bulunması lazım. Bir toplantıda Ankara Belediyesi ve Kadıköy Belediyesinin 1 yıl ücretsiz kalacak yer sağladığını konuştuk. Tüm ülkede 33 belediyeden 2’sinde bu var ve çoğalması lazım.” 
 
‘Kaygılanmadan yaşayan kadın yok gibi’
 
İçinden zorlukla çıkılabilen şiddet döngüsü için önleyici tedbirlerin önemli olduğunu ifade eden Zeynep, “Tabi ki tamamen yok olması uzun yıllar alacak. Bir taraftan şiddete sıfır tolerans derken diğer yandan kadına yönelik şiddeti körükleyen artıran ve devamlılığını sağlayan başka bir sisteme dönüştü. Her adım atığında ‘şimdi ne yaşayacağız’ diye kaygılanmayan kadın yoktur. Sokaklar güvenli değil yaşadığımız evler hem birlikte yaşadığımız erkekler nedeniyle hem de deprem ülkesiyiz ve her an ne olacağını bilmiyoruz. Öngörüyoruz ama önleyemiyoruz” dedi.
 
‘Kadınlar için bilinçlenme sahaları yaratılabilir’
 
Semt merkezlerinin kadınların bilgilendiği ve farkındalığının arttığı yerler haline getirilebileceğini söyleyen Zeynep, “Dikiş-nakış kursları da önemli, farklı şeyler yapmaları, farklı bir şeye dönüşebiliyor. Ama derneğimizden çok sayıda arkadaşımız 16 haftalık kadının insan hakları eğitimi programı düzenliyor. Kadınlarla konuşmak ortaklık yaratmak gerçekten işe yarayan bir şey. Buna benzer şeyleri artırdığınızda -mış gibi yapmadığınız sürece o kadınları hem güçlendirmiş desteklemiş hem de şiddete uğraması durumda ne yapacaklarını biliyor hale getirmiş hala getirmiş oluyorsunuz. Kadının güçlenmesi şiddeti de engelleyen bir şey oluyor. Bütün olacakları göze alıp gidebiliyor, dur diyebiliyor” şeklinde konuştu.
 
Yerel yönetimler ve STÖ’ler
 
Sivil Toplum Örgütleri (STÖ)) vasıtasıyla şiddet gören kadınların aradığında ulaşabileceği kadınların bulunmasını sağladığını bunun da kadınları güçlendiren bir durum olduğunu dile getiren Zeynep, son olarak şunları belirtti: “Devlet bize köstek olmasın ama elbette yerel yönetimlerin sivil tomlum kuruluşlarıyla  ortak çalışması lazım onlar bizden biz onlardan besleniyoruz. Biriktirdiğimiz her şey onların da yararlandığı şey. Baro, belediye, kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları o kentte birlikte yaşıyoruz ve başka türlü hayal ettiğimiz şekilde değiştiririz. ‘Size yaparsak bunun sonu gelmez, bizim o kadar bütçemiz yok’ yanıtı ile ‘haklısınız çok fazla bütçemiz yok şu kadarıyla yanınızda oluruz’ yanıtı arasında dünya kadar fark var.” 
 
Yarın: İran’da Eylül 2022 öncesine dönüş yok!