Sokağın gündemi: Süreç

  • 09:06 10 Temmuz 2026
  • Güncel
Rojin Abay - Melike Aydın
 
İSTANBUL - 11 Temmuz 2025’te düzenlenen silah yakma töreninin üzerinden bir yıl geçerken kadınlar, devletin hiçbir yasal adım atmadığını hatırlattı. Kadınlar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yasal statüsünün tanınmasını ve derhal yasal düzenlemelerin yapılmasını istedi.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Barış ve Demokratik Toplum" çağrısıyla başlayan süreçte, 11 Temmuz 2025’te düzenlenen Silah Yakma Töreni'nin üzerinden bir yıl geçti. PKK’nin silahlarını tüm dünyanın gözü önünde yakarak kendini feshetmesinin ardından, başta Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması olmak üzere süreci yasal güvenceye kavuşturacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi bekleniyordu. Ancak geçen bir yılda bu yönde somut, kalıcı ve güvence sağlayacak herhangi bir adım atılmadı.
 
İstanbul’da zorunlu göçle yaşayan, anadili ve kimliği yok sayılan Kürt kadınlar, geçen bir yılı değerlendirerek barışın kalıcılaşması için devletin yasal düzenlemeleri gecikmeden hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı. Kadınların ortak tepkisi ise şu oldu: "Silahlar sustu, örgüt kendini feshetti ancak devlet üzerine düşeni neden yapmıyor?" 
 
90'lı yıllarda köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda bırakılan Vatha Bingöl ise Kürtlerin her yerde birlik olması gerektiğini ifade etti. Vatha Bingöl, "Kürdistan tek parçaydı, dörde böldüler. Çocuklarımız okula başlayana kadar Türkçe bilmiyorlardı, başladıktan sonra bu devlet sistemi yüzünden Kürtçe konuşmayı unuttular. Dil kurumlarımız, okulumuz yok. Biz her zaman barışta ısrarcı olduk. PKK silah bıraktı, silah onların canı, malı, mülküydü ama tüm dünyanın gözü önünde yaktılar, örgüt kendini feshetti. İşte o gün devlet anında adım atmalıydı. Eğer o gün adım atılsaydı bugün barış içinde yaşardık. Çocuklarımız hayatını kaybetmesine rağmen biz hâlâ barış diyoruz. Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere tüm siyasi tutsakların özgürlüğünü istiyoruz" sözlerini kullandı.
 
‘Bizi kendi ülkemizde ötekileştirenler gaspçıdır’
 
2000’lerin başında evlendikten sonra İstanbul’a gelen Gurbet Alkan, 90'lı yıllardaki köy yakmalarına tanıklık ettiğini söyledi. Gurbet Alkan, "90’larda Kürt halkına yapılan eziyet, köylerin, insanların ve hayvanların diri diri yakılması, bir insanın hakkını dağlarda araması için yeterli bir gerekçe. Kürtler barış için üstüne düşeni yaptı, silahları bıraktı ama devlet süreci ciddiye almıyor. Attıkları adımlar eksik. Biz ortak bir yaşam istiyoruz. Haklarımızı gasp eden, gençleri silaha sevk eden onlardır. Şimdi kalkıp hâlâ 'ya sev ya terk et' diyorlar. Orta Asya’dan gelip bizi kendi ülkemizde ötekileştirmeye kimsenin hakkı yok. Eğer birileri terk edecekse onlar terk etsin, burası bizim ülkemiz ve bizi kabul etmek zorundalar" ifadelerine yer verdi.
 
Kadınlara çağrı: Demokratik Türkiye’yi birlikte örelim
 
Türkiye'deki mevcut rejimin kadınları ve çocukları korumadığına işaret eden Gurbet Alkan ise şunları dile getirdi: "Lozan Antlaşması’ndan beri bizi ikinci plana attılar, misafir bile olamadık. Ben buranın kadim halkıyım. Bugün Türkiye'de her gün kadın cinayeti var, çocuk istismarı var, açlık var. Bir kadın olarak yolda yürürken güvenliğim yok. Nasıl bir özgür ülkeden bahsediyorlar? Hepimiz aynı gemideyiz. Batarsak beraber batacağız. Türk kadınlarının da bu barışı en az bizim kadar savunması gerekiyor ama bu konuda eksikler. 'Kürtlere hak verilirse ülke elden gider' mantığıyla yaklaşıyorlar çünkü tarihlerini bilmiyorlar. Gelin el ele verelim, özgür ve demokratik bir Türkiye'yi beraber inşa edelim."
 
‘Abdullah Öcalan’ın statüsü bir an önce tanınmalı’
 
Mecburi şartlardan dolayı göç yollarına düştüklerini belirten Ayşe Kılıç, artık sadece haklarını istediklerini söyledi. Ayşe Kılıç, "Devlet ısrarla adım atmak istemiyor. Biz haklarımızı istiyoruz ve bu sürecin kalıcılaşması için Abdullah Öcalan’ın statüsü bir an önce belirlenmeli" diyerek, muhataplığın yasal zemine kavuşması gerektiğini vurguladı.
 
‘Devlet her zamanki sözünü tutmayan devlet’
 
İsmini vermek istemeyen bir kadın ise şu ifadeleri kullandı: "Barış istiyoruz ama siyasi tutsaklar hâlâ haksız yere içeride. Türk devleti sürekli zulmetmeye ve kendisini üstten görmeye devam ediyor. Gerillalar silahlarını yaktı ama devlet karşılığında hiçbir adım atmadı. Karşımızda her zaman tanıdığımız, sözünü tutmayan o devlet var."
 
‘Onurlu bir barışa ihtiyaç var’
 
Yıllardır devam eden zulmün son bulması için onurlu bir barışa ihtiyaç olduğunu paylaşan Güneş Kızıl da, "Devlet barışın hakkını vermiyor. Suçsuz insanlar içeride kalmaya devam ederken, suçlular dışarıda geziyor. Çok kötü bir düzendeyiz ve bu yüzden eşitlikçi bir düzene, acil bir barışa ihtiyacımız var" diye konuştu.
 
‘Acilen yasa çıkmalı’
 
Sürece çok olumlu yaklaştığını ancak her iki taraf için de kanın durması gerektiğini vurgulayan Hülya Sevil, silahların tek taraflı susmasının yetmediğini sözlerine ekledi. Hülya Sevil şöyle devam etti: "Masada barış var gibi görünüyor ama halka baktığımızda hiçbir şekilde barışın sağlandığını görmüyoruz. Kürtlerin kimliğinin ve dilinin artık yasal olarak kabullenmesi gerekiyor. Şu an dışarıdan milyonlarca göçmen geliyor, Arap dili kabul ediliyor, tabelaları asılıyor ama yıllardır bu topraklarda yaşayan biz Kürtlerin dili ve ırkı kabul edilmiyor. Meclis'ten acilen yasa çıkarılmalı."
 
‘Muhatap Sayın Öcalan’dır’
 
Sürecin başından beri tek muhatabın Abdullah Öcalan olduğunu belirten Hülya Sevil, "Devlet de biliyor ki muhatap Sayın Öcalan’dır; onunla diyalog ve müzakere yürütülüyor. Eğer bu süreç devam edecekse cezaevlerindeki tüm siyasi tutsaklar, özellikle hasta tutsaklar derhal serbest bırakılmalı, zindanların kapısı açılmalı. Kadınlar bu süreç için çok emek sarf ediyor, her iki tarafın annesi için de mücadele ediyor ama her masada olmalarına rağmen emekleri yok sayılıyor, görülmüyor" diye kaydetti.
 
‘Annelerin canı yanmasın’
 
Sürecin uzamasının sabırları tükettiğini ifade eden Yadigar Yılmaz ise şöyle konuştu: "Biz istedik ki bir gün her şey güzel olsun, çocuklarımız barış içinde yaşasın. Bu annelerin artık canı yanmasın, ağlamasınlar. Yeter artık, uzun yıllar bu zulmü yaşadık. Hemen şimdi barış diyoruz. 11 Temmuz'daki silah yakma töreninden sonra çok mutlu olmuştuk ve devletten kalıcı bir yasal adım beklemiştik ama atmadılar. Kürt halkı çok ağır süreçlerden geçti, artık uzamasını istemiyoruz, zulme doyduk. Devlet üstüne düşeni yapmıyor, süreci uzattıkça uzatıyor. Önder Öcalan için özgürlük istiyoruz. Kürtlerin hakları dünyada resmî olarak tanınmalı ve yasal güvenceye alınmalıdır."
 
'Siyasi tutsaklar hala cezaevinde'
 
Sürecin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın iradesiyle başladığını ve 50 yıllık bir savaşın ardından kadınlar için büyük bir umut olduğunu belirten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) üyesi Sinem Yıldırım, aradan geçen bir yılda yasal hiçbir düzenleme yapılmadığına dikkat çekti. Sinem Yıldırım, "1994'ten beri metropollere göç ediyoruz. Her türlü işkenceyi gördük, asimilasyona uğradık, tutuklandık. Barış bizim için, anadilde eğitim ve kadın özgürlüğü için çok şey ifade ediyor. Türk halkı için de önemli. Ama hiçbir yasal düzenleme yapılmadı. Siyasi tutsaklar hâlâ cezaevinde. Silah bırakan gerillanın şehre dönebilmesine yönelik tek bir adım bile atılmış değil. Başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü olmak üzere somut adımlar atılmadıkça gerçek bir barıştan söz etmek mümkün olamaz" şeklinde konuştu.