Psikoterapist Zeynep Çukadar: Bağımlılık halk sağlığı sorunudur
- 09:10 27 Ekim 2026
- Güncel
Rojin Abay
İSTANBUL - Uyuşturucu kullanımının giderek yaygınlaşması ile kullanım yaşının düşmesine dikkat çeken Psikoterapist Zeynep Çukadar, “Eğer uyuşturucunun kullanım yaşının ilkokul seviyelerine kadar düşmesini engelleyemiyorsanız, kayıp bir nesil yetiştiriyorsunuz” diyerek bağımlılığın toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekti.
Kürdistan ve Türkiye’de uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması ve kullanım yaşının giderek düşmesi, bağımlılığı bireysel bir sorun olmaktan çıkararak, toplumsal bir krize dönüştürüyor. İktidarın da madde kullanımıyla mücadeleyi koruyucu-önleyici mekanizmalar yerine sürekli güvenlik politikaları üzerinden ele alması krizi de daha da derinleştiriyor.
Psikoterapist Zeynep Çukadar, bağımlılığın ortaya çıkışında etkili olan toplumsal koşulları, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin yetersizliğini ve koruyucu, önleyici mekanizmaların önemini değerlendirdi.
‘Bağımlılık çok katmanlı bir sorun’
Uyuşturucu kullanımının yalnızca bireysel bir tercih olarak ele alınamayacağını belirten Zeynep Çukadar, bağımlılığın arkasında kişinin yaşadığı yalnızlık, eksiklik ve değersizlik duygularının bulunduğunu söyledi. Madde kullanımının bu duygularla baş etme biçimine dönüşebildiğini ifade eden Zeynep Çukadar, “Hepimiz içsel dünyamızda bir eksiklik, sevilmeme ve değersizlik hissi taşıyabiliriz. Bağımlılık da temelde bu içsel yalnızlığı ve boşluğu kapatma çabasıyla başlar. Kişi yaşadığı bu ağır duygularla başa çıkamadığında kısa süreli bir haz arayışına girer ve beynin kimyasını değiştiren maddelere yönelir. Ancak maddenin etkisi geçtiğinde çaresizlik, umutsuzluk ve değersizlik hissi daha ağır bir şekilde geri döner. Üstelik uyuşturucu bağımlılığı tek başına kalmaz kumar, ekran ya da insan bağımlılığı gibi farklı bağımlılık biçimleri de ortaya çıkabilir. İnsanların temel ihtiyacı bir şeylere bağlanmaktır. Bu nedenle bağımlıları yalnız bırakamaz, onları sosyal destek ağlarıyla yeniden hayata bağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.
‘Toplumsal beklentiler 30 yaş sonrasında farkındalığı artırıyor’
Bireylerin uzun yıllar madde kullanmasına rağmen bağımlı olduklarını kabullenmediklerini ifade eden Zeynep Çukadar, tedavi arayışlarının genellikle 30'lu yaşlarda başlamasının tesadüf olmadığını belirtti. Zeynep Çukader, "Hiçbir bağımlı ilk etapta bağımlı olduğunu kabul etmez. 'İstediğim zaman bırakırım' düşüncesiyle hareket eder. Ancak 30 yaş, toplumun bireyden işlevsellik, ekonomik bağımsızlık ve aile kurma gibi sorumluluklar beklediği kritik bir eşiktir. Bu yaştan sonra kişinin sorumsuz yaşama toleransı biter, aile ve çevre desteği çekilir. Birey kendi durumunu sorgulamaya başlar. Ancak 15-20 yıl boyunca süren kullanımın ardından gelen bu farkındalık süreci, beyindeki hasar ve yerleşen davranış kalıpları nedeniyle tedaviyi çok daha zorlu kılmaktadır" şeklinde ifade etti.
‘En az 6 ay sürekli takip şart’
Mevcut rehabilitasyon uygulamalarının ve yatak kapasitelerinin yetersizliğine dikkat çeken Zeynep Çukadar, ailelerin bu süreçte yalnız bırakıldığına dikkat çekti. Zeynep Çukadar, "Bağımlılık ömür boyu süren, beyindeki reseptörlerin uykuya yatmasıyla kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır. 20 günlük rehabilitasyon süreleriyle bir insanın bağımlılıktan kurtulmasını beklemek gerçekçi değildir. Beyindeki bağımlılık reseptörlerinin sönümlenebilmesi için ilk altı ay ve devamındaki ilk iki yıl hayati önem taşır. Ailelere çocuklarının çantasını 20 gün sonra eline verip geri göndermek bir çözüm değildir. Hastanın en az altı ay boyunca psikiyatrik, psikolojik, sosyal ve mesleki açılardan 4-5 koldan desteklenmesi, çevresel uyarıcılardan ve maddeye erişimden tamamen uzak tutulması gerekir" diye konuştu.
‘Devletin görevi erişebilirliği ortadan kaldırmak’
Gençlerin uyuşturucu ve madde kullanımına yönelmesinde yalnızlık, aile içi sorunlar, şiddet ve akran çevresi gibi etkenlerin yanı sıra en temel nedenin ekonomik yoksunluk olduğunu belirten Zeynep Çukadar, yoksulluk ile doğrudan ilişkiye dikkat çekti. Devletin asli görevinin maddelerin erişilebilirliğini ortadan kaldırmak olduğunu ifade eden Zeynep Çukadar, "Çocukların uyuşturucuya çok rahat ulaşabileceği okul ve mahalle gibi alanlardan bu tehlikenin çekilmesi gerekir. Ekonomik yoksulluk ve yoksunluk bu riskleri artırıyor. Çocukları ve gençleri bu kıskaçtan korumak için kamusal desteğin ve sosyal alanların güçlendirilmesi şart" dedi.
‘Rehabilitasyon merkezleri yetersiz ve ulaşılmaz’
Çocukların ve gençlerin zihnini dağıtabileceği, akranlarının desteğini alabileceği ücretsiz spor yapabilecekleri sosyal alanların yetersiz olduğuna değinen Zeynep Çukadar, psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarının ticarete dönüşmesine işaret etti. Zeynep Çukadar, "Bugün psikolojik destek almak çok pahalı bir iş. Kamu kurumlarının ve belediyelerin bu hizmetleri tamamen erişilebilir ve ücretsiz sunması gerekir. Aileler bağımlılık süreciyle mücadele ederken tek başına ve çaresiz bırakılıyor. Rehabilitasyon merkezlerimiz neredeyse yok; var olanlar ise son derece pahalı. İstanbul'da bir merkez açmak yetmez; bağımlılık her ilde var ve hizmetlerin yaygınlaştırılması gerekiyor" sözlerine yer verdi.
‘Okullarda sosyal hizmet perspektifi yok’
Türkiye’de kurumlar arası işbirliğinin sadece "kağıt üzerinde" kaldığını belirten Zeynep Çukadar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın birlikte çalışması gerektiğinin altını çizdi. Okullarda sosyal hizmet uzmanı eksikliğine işaret eden Zeynep Çukadar, "Uyuşturucu kullanan bir çocuk varsa orada açık bir ihmal ve belki de istismar vardır. Çocuğu yakalayabileceğimiz ilk kamu kurumu okuldur ancak okullarda sosyal hizmet perspektifi yok. Rehberlik servisleri yüzlerce öğrenciye yetişemez. Bir uzmana vaka yönetimi yapabileceği makul sayıda vaka verilmeli ve takip kağıt üstünde kalmamalıdır" ifadelerini kullandı.
‘Toplum merkezleri kapatıldı’
Önceden mahallelerde sürdürülen koruyucu alanların kapatılmasına da değinen Zeynep Çukadar, "Eskiden toplum merkezleri bu konuda çok iyi çalışırdı fakat toplum merkezleri kapatıldı. Dolayısıyla sistemde o kadar çok açık var ki, biz bağımlıyı ancak bir problem çıkardığında veya sistemle karşı karşıya geldiğinde fark ediyoruz. Oysa bundan çok daha önce fark etmek zorundayız" diye belirtti.
‘Bağımlılık kişinin suçu değil, halk sağlığı sorunudur’
Toplumun bağımlı bireye yönelik yargılayıcı tutumunun iyileşme sürecini zorlaştırdığını vurgulayan Zeynep Çukadar, şunları dile getirdi: "Toplum bağımlıyı hatalı ve suçlu görme eğiliminde. 'Canım o da içmeyiversin' anlayışı tamamen yanlıştır. Bağımlılık tek başına bir kişinin suçu değil; şeker hastalığı gibi tıbbi ve psikolojik bir rahatsızlıktır, bir halk sağlığı sorunudur. İnsan anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Anlaşılmayan, yalnız bırakılan ve etiketlenen birey öfkesini dışa vurur. Bireyi suçlamak yerine arkasındaki travmaları, kayıpları ve duygusal ihtiyaçları görmek zorundayız.”
‘Sıfır tolerans gösterilmediği sürece tabloyu değiştiremeyiz’
Sürecin toplumsal sağlık boyutuna, kurumların koruyucu önlemlerine dikkat çeken Zeynep Çukadar, "Yurt dışındaki koruyucu modellerden biri şudur; Kişi eroin kullanıyorsa ve o an bunu bırakmak istemiyorsa, ona steril şırıngasını temin etmek bile koruyucu ve önleyici bir önlemdir. Çünkü bu sayede en azından kan yoluyla bulaşabilecek HIV gibi hayati hastalıkların toplumda yayılmasının önüne geçersiniz. Bağımlılıkla mücadelede kişilerin durumuna göre koruyucu ve önleyici yöntemleri devreye sokmak zorundasınız. Gerçek anlamda mücadele etmek istiyorsanız samimi olmak durumundasınız. Polisin, öğretmenin, psikolog, sosyolog ve psikiyatristlerin, hatta Adalet Bakanlığı’nın bu konuda koordineli ve samimi bir şekilde çalışması gerekir. Kolluk kuvvetlerinin veya kamu yetkililerinin işin içinde olduğu, rantın döndüğü bir yerde problemi çözmeniz mümkün değildir. Gerçek bir irade ve sıfır tolerans gösterilmediği sürece bu tabloyu değiştiremeyiz” şeklinde konuştu.
‘Kadınlara yönelik özel bir merkez yok’
Bağımlılıkla mücadelede cinsiyet boyutunun göz ardı edildiğini, kamusal alanda kadınlara özel tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin bulunmadığının altını çizen Zeynep Çukadar, bu durumun toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirdiğini kaydetti. Kadınların toplumsal baskı korkusuyla durumu gizlemek zorunda kaldığını dile getiren Zeynep Çukadar, "Kadınların uyuşturucuya erişimi veya kullanımı erkeklerden az değil, ancak kadınlar toplumsal baskı nedeniyle bunu daha çok gizliyor. Bu durum kadınları cinsel, fiziksel ve duygusal istismara çok daha açık hale getiriyor. 2008’den bu yana kadınlara yönelik özel bir merkezin olmadığını konuşuyoruz ama hala tek bir somut adım atılmış değil" ifadelerine yer verdi.
'Kayıp bir nesil yetiştiriyorsunuz’
Gençleri uyuşturucu maddeden uzak tutmanın yeterli olmadığını, bireyin toplumsal hayata katılımı için bütünlüklü bir rehabilitasyon programı uygulanması gerektiğini belirten Zeynep Çukadar sözlerini şöyle tamamladı: "Psikiyatrik ve psikolojik tedavinin yanı sıra aile desteği, meslek edindirme kursları ve akran dayanışma grupları sürece dahil edilmelidir. Eğer siz uyuşturucunun kullanım yaşının ilkokul seviyelerine kadar düşmesini engelleyemiyorsanız, denetim mekanizmalarını çalıştırmıyorsanız kayıp bir nesil yetiştiriyorsunuz demektir. Bu mesele samimiyet, sıfır tolerans ve kararlı bir kamusal irade gerektirir."







