25 sanatçı ortak hikaye: Anlamlı bir yaşamın anahtarı
- 09:04 12 Eylül 2026
- Kültür Sanat
Beritan Tunç
İZMİR - “Bîra Stranan” kitabıyla özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren 25 sanatçının yaşam ve eserlerini bir araya getiren sanatçı Bermal Çem, bu şarkıların yalnızca ezgi ve ahenkten ibaret olmadığını belirterek, “Her kelime şehitlerin arayışını, hakikatini anlatır. Her birinin hikayesi anlamlı ve onurlu bir yaşamın anahtarı niteliğinde” dedi.
Kürt halkının mücadele tarihine eşlik eden kimi stranlar, yalnızca bir ezgiyi değil, bir halkın hafızasını, direnişini ve özgürlük arayışını da taşıyor. TEV-ÇAND bünyesinde çalışmalarını yürüten sanatçı Bermal Çem’in, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren 25 sanatçının yaşam ve üretimlerini tanıklıklarla birlikte ele aldığı “Bîra Stranan” (Stranların Hafızası) kitabı da bu hafızayı kayıt altına almayı amaçlıyor.
“Fedailerin şarkıları sadece şarkı değildir, bir mücadelenin tarihi anlatısıdır” diyen Bermal Çem, zindanlardan dağlara uzanan zorlu koşullarda üretilen bu eserleri konuştuk.
“25 sanatçı, Özgürlük Hareketinin içerisinde hem savaşmış, hem pek çok kez zindanlarda kalmış, hem mücadele etmiş hem de sanatsal çalışmalar ortaya koymuş.”
*Bîra Stranan’ı hazırlarken sanatçıları neye göre seçtiniz ve bu 25 kişiyi bir araya getiren ortak noktalar nelerdir?
Bu araştırmayı, Kürt Özgürlük Hareketi'nde şehit düşen sanatçıların anısına hazırladım. “Bîra Stranan” (Stranların Hafızası) adlı kitapta, şehit düşen 25 sanatçının yaşamı ve stranları yer almakta; ayrıca stranlarının sözleri ve biyografileri de bu kitapta bulunmaktadır. Bu şehitlerin yaşantısına tanıklık eden 28 sanatçı ve yazar, onlar hakkında yazılar kaleme aldı. Çünkü gerçekten de onların yaşam deneyimleri farklıydı ve bu farklılığı yalnızca onların yaşantısına tanıklık edenler ortaya koyabilirdi.
Şehitlerin yaşantısına tanıklık edenler onlardan bahsetsin istedik, çünkü onların yaklaşımlarını, hislerini, yaşam amaçlarını ve mücadelelerini yalnızca onlar az da olsa ortaya koyabilirdi. 25 sanatçı, Özgürlük Hareketinin içerisinde hem savaşmış, hem pek çok kez zindanlarda kalmış, hem mücadele etmiş hem de sanatsal çalışmalar ortaya koymuş. Onları bu kitapta bir araya getiren şey, onların mücadelesi ve yaşamlarıdır. Onlar hem sanatçı, hem devrimci hem de öncüdürler ve hepsi özgürlük mücadelesinde büyük adımlar attı. Bunlardan biri Ali Doğan Yıldırım’dır. PKK’nin ilk şehididir. O, sazıyla Özgürlük Hareketinin saflarına katılmıştır. Ondan tutun Alî Temel’e, Mizgîn’e, Sefkan’a kadar…
Şehitlerin yaşantısına tanıklık edenler onlardan bahsetsin istedik, çünkü onların yaklaşımlarını, hislerini, yaşam amaçlarını ve mücadelelerini yalnızca onlar az da olsa ortaya koyabilirdi. 25 sanatçı, Özgürlük Hareketinin içerisinde hem savaşmış, hem pek çok kez zindanlarda kalmış, hem mücadele etmiş hem de sanatsal çalışmalar ortaya koymuş. Onları bu kitapta bir araya getiren şey, onların mücadelesi ve yaşamlarıdır. Onlar hem sanatçı, hem devrimci hem de öncüdürler ve hepsi özgürlük mücadelesinde büyük adımlar attı. Bunlardan biri Ali Doğan Yıldırım’dır. PKK’nin ilk şehididir. O, sazıyla Özgürlük Hareketinin saflarına katılmıştır. Ondan tutun Alî Temel’e, Mizgîn’e, Sefkan’a kadar…
Devrim sürecinde kültür ve sanat çalışmalarını başlattılar. Mezopotamya Kültür Merkezi’nden tutun Hûner KOM’a kadar, devrimci sanatın temellerini attılar. Onlar sadece sanat yapmakla kalmamış, savaşın içerisinde her türlü zorluğu göğüslemişler. Bunlardan biri de Hozan Mizgîn’dir; hem komutandır, hem siyasetçidir hem de sanatçıdır. Daha pek çok isim var; yani kitabın başında da görebileceğiniz gibi aslında hepsi birer öncü. Ancak kitapta kuşkusuz sadece eserlerinden bahsedilmemiş, aynı zamanda yaşamlarından da bahsedilmiştir; bu insanların nasıl mücadele ettiği, nasıl eserler ürettiği anlatılmıştır. Onları ortak bir noktada buluşturan şey nedir? Sanat sevgisi ve yaratılmak istenen özgür bir toplum. Ve de dağ sevgisi, gerilla yaşamına duydukları sevgidir. Onlar gerçekten de en zorlu dönemlerde savaşmış, mücadele etmişlerdir. Hepsi ön saflardaki gerilla alanlarında yer almış, aynı zamanda bir kısmı da Avrupa’da siyasi ve kültürel çalışmalar içerisinde bulunmuştur.
Bunlardan biri de Ciwan Haco’nun kardeşi Naîf Haco’dur. Avrupa alanında yer almış, yedi dil bilen, Önderliğin diplomasi çalışmaları için hazırlamak istediği ancak her zaman için yönünü Kürdistan dağlarına çevirmiş biri olan Naîf Haco’nun hikayesi de oldukça acıklıdır; 47 yoldaşıyla birlikte kimyasal silahlarla şehit edilmiştir. Devlet, şehit yoldaşları helikopterle bir köye atmıştır. İşte böylesine zeki olan ve gerçekten de çok genç bir yaşta özgürlük hareketinin saflarına katılan bir yoldaştı Naîf Haco. Ancak dediğimiz gibi, kitapta onları bir araya getiren şey yaşam felsefeleri, sanata olan bağlılıkları ve gerçek anlamda devrimcilikleridir. Aslında tek bir kitap yetersiz kalır; bu yüzden bu sadece bir kıvılcımdır ve özellikle her bir yoldaşın yaşamı üzerine ayrı ayrı kitaplar yazılmalıdır. Canlarını feda eden her yoldaşın yaşamı filmlere, romanlara ve pek çok esere konu olmalıdır. Örneğin Alî Temel, yıllarca işkence görmesine, zindanlarda kalmasına rağmen, tıpkı Kürdistan dağlarında olduğu gibi en zorlu koşullarda bile sanat üretmiştir. Örnek olarak gösterilebilecek pek çok yoldaş var ve hepsi aynı amaç etrafında bir araya gelmektedir. Hepsi yaşamlarını toprakları uğruna vermiş ve direnmişlerdir.
“Bir annenin gerçeğidir, bir çocuğun çığlığıdır; aslında her kelime şehitlerin arayışını anlatır, şehitlerin hakikatini anlatır. Bu kitapla amaçlanan şey, bu hissin toplumumuzda yeniden canlı kılınması ve bu şekilde dinlenilmesidir.”
*Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin şarkılarını dinlemek ya da yeniden düzenlemek, hatıradan öte insana ne getirir, hatırlatır ve okuyucularda oluşmasını istediğiniz en önemli duygu nedir?
Şüphesiz her arkadaşın şarkısı bizi bir döneme götürür, bir hatırayı anlatır, bir hikayeyi anlatır ve bu kitap bir tarihin derlemesidir. Bu yüzden insan buna göre de bu şarkıları dinlemelidir. Aslında amaç, o tarihin yeniden canlandırılmasıdır. O sanatçılar devrimciydi, bu yüzden onları dinlediğimizde kendimize sorular da sormalıyız; bu kitabın, insanlara yaşam hakkında, onurlu bir yaşam hakkında kendilerine sorular sormalarına olanak sağlamasını istiyoruz. Bu şarkıların hikayesi de unutulmamalıdır; fedailerin şarkıları sadece şarkı değildir, sadece melodi ve ahenk de değildir; yani bunlar bir mücadelenin tarihi anlatısıdır. Bu arkadaşlar isteseler çok daha rahat bir şekilde de sanat yapabilirlerdi. Bu arkadaşlar kabiliyetliydi ve oldukça üretkendiler. Fakat onlar rahat bir sanatı tercih etmedi. O yüzden bu şarkıları dinleyenler, bu şarkıların gerçekten hangi zorluklarda ve hangi şartlarda inşa edildiğini bilmelidir. Toplum da bu şarkılar sayesinde kendini tanımıştır. İnanıyorum ki hepimiz bu arkadaşlarımızın bir şarkısını dinledikten sonra üzerimizde büyük bir etki oluştu; özellikle Şehit Mizgîn’den, Şehit Sefkan’dan bahsedildiğinde ya da Hûner KOM (Koma Hunerê Komînal) dendiğinde… Bu şarkılardan çok etkilendik, belki de bu şarkılar yaşamımızı değiştirdi.
Yeni nesiller bu şarkıları dinlerken yine aynı hislerle dinlemelidir. Hissederek dinleyebilmeleri için bu sanatçıların nasıl bir yaşam sürdüklerini, nasıl direndiklerini, nasıl şehit düştüklerini bilmeleri gerekir. Ali Temel zindandayken elinde hiçbir şey yoktu, zindanda hangi araçlar varsa onlarla kendilerine enstrümanlar yaptı. Ya da şarkıları unutulmasın diye kalemi, defteri yoktu, sürekli arkadaşlarına söyletirdi; yani yeni nesil bunları bilmeli. “Bunlar bizim bildiğimiz melodi ve ahenkler değil” demelidirler. O, bir annenin gerçeğidir, bir çocuğun çığlığıdır; aslında her kelime şehitlerin arayışını anlatır, şehitlerin hakikatini anlatır. Bu kitapla amaçlanan şey, bu hissin toplumumuzda yeniden canlı kılınması ve bu şekilde dinlenilmesidir.
“Bu eserlerin yeni kayıtlarla yeniden ele alınması, yeni kuşakların da bu sözleri araştırarak gün yüzüne çıkarması gerekiyor."
*Bu şarkıları korumak için notaların yazıya geçirilmesi yeterli mi, yoksa yeni seslerle yeniden mi söylenmeli? Şarkıların yolculuğunun nasıl olmasını istiyorsunuz?
Elbette ki bütün söz ve notalar kıymetli, lakin yeterli değil. Belirttiğim üzere yeni nesiller de bu şarkıları canlı kılmalı, yeniden söylemeli; çünkü bu şarkıların kaydedildiği vaktin üzerinden epey bir zaman geçti. Bazı şarkıların sözleri, kayıtların eski ve yıpranmış olması nedeniyle bugün tam olarak anlaşılmıyor. Bu eserlerin yeni kayıtlarla yeniden ele alınması, yeni kuşakların da bu sözleri araştırarak gün yüzüne çıkarması gerekiyor. Üzerlerinde çalışmalar, araştırmalar yapılması şart. Bu şarkılar bizim için miras niteliğinde. Yeni neslin mirasına sahip çıkabilmesi adına bu bilinci onlara aşılamalıyız. O notaların her biri Kürdistan’ın bir kayası, bir çiçeği, şehitlerimizin kanı, emeği ve alın teridir. Biz aslında bu çalışma ile yeni neslin bu devrimci sanatçıları merak etmesi açısından bir kapı aralamak istedik. Bizim çalışmamız, bu konu ile ilgili merak arttıkça amacına ulaşacaktır. Kitaptaki repertuarı, 25 sanatçının seslendirdiği bir konser organizasyonuyla kitlelere ulaştırmak istiyoruz.
Özce, bu değerlerin korunması için çok yönlü çalışmalar yürütülmesi gerekiyor. Özellikle bu teknoloji çağında dijital arşivlerin oluşturulması çok ciddi bir mecburiyettir. Maneviyattan ziyade tekniğin ön planda olduğu şu devirde bu şarkılar bizler için sanatın manifestosu niteliğinde, o yüzden gerekli özenin gösterilmesi zaruri. Bu doğrultuda şarkıların kaynaklarına, yani üreten arkadaşların hayatlarına yer vererek aslında devrimci ve alternatif sanat anlayışını ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu sanatın yolculuğu, bunu ortaya koyan sanatçıların tavrından dolayı ölümsüz olmalıdır. Yaşamanın yolu nasıl ki nefes almaktan geçiyorsa, Kürt halkının onurlu bir yaşam sürdürmesi de bu sanatçıları anlamaktan geçer. Yüreğimiz bu ritim ve melodilerle atmalıdır. Eğer bugün sanatsal anlamda nefes alabiliyorsak, bu yaşam ile yoğrulmuş şarkıların payı görmezden gelinmemelidir. Eğer bugün dört parça Kürdistan’da ve Avrupa’da Kürt sanatçılar özgürce sahneye çıkıp şarkılar söyleyebiliyorlarsa, bu şehitlerimiz sayesindedir. Bu bağlamda Kürt sanatçılar sorumluluklarının bilincinde olmalı ve yalnızca kendisi için söylemediğinin farkında olmalıdır. Devrimci sanatçıların mirasına sahip çıkmak şu an her zamankinden daha elzemdir.
Elbette ki kendi üretimleri devam etmeli ama söz konusu şarkılar bizlere şehitlerin emanetidir. Nasıl ki insanın hakikat arayışı sonsuz ise fedailerin, şehitlerin de hakikat arayışı doğayla iç içe ve dağların orkestralık ettiği bir ortamda zuhur etti. Dolayısıyla hakikat gibi bir derdimiz var ise onların çetin koşullardaki üretimleri bizler için olmazsa olmazdır. Biz eğer Evdalê Zeynikêler’den Meryem Xanlar’a ve bugünlere getirmeseydik, belki PKK’nin devriminden de söz edemeyecektik. PKK’nin hakikat yolculuğunun en önemli parçası sanattı ve eğer ki bugünlere gelebildiysek sanatın rolü yadsınamaz. Bu yüzden sanatımızı tanımalı ve yeni kuşaklara aktarmalıyız.
“Her birinin hikayesi anlamlı ve onurlu bir yaşamın anahtarı niteliğinde. Bu hikayeler Kürdistan tarihinin hikayesidir.”
*Bîra Stranan’ı hazırlama sürecinde bilinmeyen/tanınmayan hangi hikayelerle karşılaştınız?
Dijital ortamda hikayeleri yazılan yoldaşlarımız var ama şüphesiz ismen bildiğimiz ama hikayelerine vakıf olmadığımız birçok yoldaşımız var. Mesela Şoreş Arjîn, Zanîn Rûbar, İbrahim Sarı, Vedat Erdemci, Agir Serhildan, Kamûran Penaber, Aram Akyüz; bunların hepsi sanatçı şehitlerimizdir. Ama çok fazla bilinmiyorlar. Bunlardan birisi de İbrahim Sarı’dır; birçok eser sahibidir. İbrahim Sarı’nın babası onu Patnos’a gönderdiği vakit o çalışıyor, gazete dağıtıyor ve her zaman halkının örgütlenmesi için çaba sarf ediyor; maddi durumu yetersiz olan ailelerle her zaman dayanışma içinde oluyor. Babası “Karnen nasıl?” diye sorduğunda İbrahim Sarı, “Göreceksin, çok güzel notlar alacağım,” diye yanıt verir. Ancak onun sözünü ettiği “güzel karne”, yalnızca okuldan alacağı notlar değildir; yoksul ailelerle dayanışan, halkıyla bağ kuran İbrahim Sarı’nın içinde büyüttüğü kararın, yüzünü dağlara ve mücadeleye çevireceği günlerin de habercisidir. Sonrasında yüzünü dağlara çevirerek PKK’ye katılıyor.
Nûcan Nûrhak da onlardan biri. Kendisi Cizreli, o da uzun yıllar gerilla güçleriyle özgürlük mücadelesi veriyor ve devrimci sanata birçok eser kazandırıyor ama maalesef ki sadece “Navê te Bêrîtan e” şarkısına ulaşabildik. Nûcan Nûrhak’tan geriye “Navê te Bêrîtan e” şarkısı kalıyor. Agir Serhildan da Rojhilatê Kurdistan’dan ve Awazê Çiya sanatçılarından. PKK’lilere karşı kimyasal silahların kullanılmasına dikkat çekmek için “Heyalî Sor” şarkısını seslendirdi. Şoreş Arjîn, Koma Amara ve Awazê Çiya sanatçılarından, Semsûr’ludur. O da hem ressam hem de müzisyendir. O da hava saldırısında şehit düşüyor. Yani temelde şarkılarını bildiğimiz ama aslında hikayelerini bilmediğimiz birçok devrimcinin hayatına odaklanmaya çalıştık. Mesela uzun yıllar zindanda direnen Aram Akyüz, “Gula min Cizîra Botan e” şarkısının sahibidir. Ben burada çok kısaca değiniyorum. Her birinin hikayesi anlamlı ve onurlu bir yaşamın anahtarı niteliğinde. Zanîn Rûbar çok zorlu bir çocukluk geçiriyor, çok küçük yaşlarda annesini kaybediyor ve yurtsever olmayan bir ailede büyüyor ama Mihemed Şêxo’nun hayatından ve şarkılarından etkilenerek özgürlük mücadelesinin bir neferi haline geliyor. Hikayelerine baktığımızda görüyoruz ki bu hikayeler aslında bizim hikayemiz, bu toprakların çocuklarının hikayesi. Onların hikayesi, toplumumuzun hikayesi. Onların hikayesi aslında Kürdistan tarihinin hikayesidir.









