'Roman tutukluların şüpheli ölümleri tesadüf değil'
- 14:56 9 Ocak 2026
- Güncel
İSTANBUL - İHD, ÖHD, CİSST, Roman tutukluların şüpheli ölümlerinin yıllardır tekrar eden bir cezasızlık zinciri oluşturulduğunu ifade ederek ölümlerin tesadüfi olmadığını belirtti.
Roman Hafıza Çalışmaları Derneği (Romani Godi), İnsan Hakları Derneği (İHD) Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul şubeleri, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Roman tutukluların yaşadığı ihlaller ve Tekirdağ T Tipi Kapalı Cezaevi'nde Roman tutuklu Sinan Üstev'in şüpheli ölümüne ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda açıklama yapan Romani Godi'nin avukatı Zozan Vargün, Roman tutukluların yaşam haklarının sistematik bir şekilde ihmal edildiğini belirtti. Zozan Vargün, Roman tutuklulara yapılan ayrımcılık ve kötü muamelelere dikkat çekerek, son yıllarda yaşanan Roman tutukluların şüpheli ölümlerinin, tesadüf olmadığını, yapısal bir sorun olduğunu vurguladı. Zozan Vargün, "Bu ölümlerin en güncel örneği, Tekirdağ T Tipi Kapalı Cezaevi'nde yaşamını yitiren 3 kız çocuğu babası Sinan Üstev'dir (26). Sinan Üstev, 25 Aralık günü, devletin mutlak gözetimi altındayken, hücrede ölü bulunmuştur. İddialara göre Sinan Üstev, hapishane koğuşunda yaşanan bir kavganın ardından hücre cezası almış, infaz koruma memurlarının rutin kontrolleri sırasında hücresinde hayatını kaybetmiş halde bulunmuştur. Sağlık ekiplerinin ölüm tespitinin ardından cenazesi Tekirdağ Dr. İsmail Fehmi Cumalıoğlu Şehir Hastanesi morguna kaldırılmıştır. Ancak ölümün gerçekleştiği koşullar, tecrit süreci ve hücre cezası altındaki muameleye ilişkin sorular yanıtsız bırakılmıştır" diye konuştu.
Cezasızlık politikası
Sinan Üstev'in ailesinin, olayın ilk anından itibaren ölümün şüpheli olduğuna dair güçlü iddialar dile getirdiğini kaydeden Zozan Vargün, "Buna rağmen ailenin beyanlarının dikkate alınmadığına, etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütülmediğine ve dosyanın hızla kapatılmak istendiğine dair ciddi endişeler bulunmaktadır. Bu yaklaşım, Roman mahpusların yaşamını yitirdiği vakalarda sıkça karşılaşılan kurumsal refleksin bir yansımasıdır. Üstev'in ölümü ilk değildir. Roman mahpuslara yönelik şüpheli ölümler, yıllardır tekrar eden bir cezasızlık zinciri oluşturmaktadır. Sincan Cezaevi'nde Mehmet Bozan, Maltepe Cezaevi'nde Vahdet Akın, Iğdır S Tipi Cezaevi'nde Sezer Alan ve son olarak Tekirdağ T Tipi Cezaevi'nde Sinan Üstev haberdar gibi diğer vakaların yansıra bunlar haberdar olduğumuz bazı vakalardır. Bu vakaların ortak noktası; mahpusların kapalı kurumlarda, devletin mutlak sorumluluğu altındayken hayatlarını kaybetmeleri, ölümlerin 'intihar' ya da 'hastalık' başlığı altında geçiştirilmesi ve ailelerin iddialarının sistematik biçimde görmezden gelinmesidir. Her bir dosyada, işkence ve diğer kötü muamele, psikolojik baskı ve sağlık hizmetlerine erişim ihlalleri etkili şekilde soruşturulmamış; gerçekler ortaya çıkarılmadan dosyalar kapatılmıştır" ifadelerini kullandı.
Ailelerin beyanları yok sayılıyor
Ailelerin beyanları yok sayılarak, şüpheli ölümler sıradanlaştırıldığını vurgulayan Zozan Vargün, dosyaların kapatılarak adalet sağlanmayacağını söyledi. Devletin yükümlülüğünün ölümleri örtbas etmek değil, gerçeği ortaya çıkarmak olduğunu belirten Zozan Vargün, "Devletin yükümlülüğü sorumluları tespit etmek ve cezasızlık politikasına son vermektir. Özellikle Roman mahpusların tecrit koşullarında, hücre cezaları altında ya da ağır hastalıklarla baş başa bırakılarak yaşamlarını yitirmeleri, bu ölümlerin 'kaçınılmaz' değil, önlenebilir olduğunu göstermektedir. Roman mahpusların cezaevi idareleri tarafından daha kolay gözden çıkarılabilir görülmesi, yaşam hakkının değersizleştirilmesine yol açmaktadır. Roman mahpusların hapishanelerdeki orantısız temsiliyeti, bireysel suç anlatılarıyla açıklanamaz. Bu tablonun derin yoksulluk, eğitim ve adalete erişimdeki yapısal eşitsizlikler, Roman kimliğinin suçla özdeşleştirilmesi ve ayrımcı yargı pratiklerinin doğrudan sonucudur. Suç ile Roman kimliği özdeşleştirildikten sonra bu hapishane ve toplumda normalleştirilip görünmez kılınmaktadır" diye belirtti.
Talepler
Roman mahpusların yaşamının değersiz olmadığını yenileyen Zozan Vargün: "Bu yaşananlar, Mandela Kuralları ile açıkça çelişmektedir. Mandela Kuralları'na göre mahpuslar devletin mutlak gözetimi ve sorumluluğu altındadır ve yaşam hakkının korunması idarenin pozitif yükümlülüğüdür. Kurallar, hapishanelerde işkenceyi, kötü muameleyi, aşırı güç kullanımını ve insan onurunu zedeleyen her türlü disiplin uygulamasını kesin biçimde yasaklamaktadır. Özellikle tecrit ve hücre cezalarının istisnai, kısa süreli ve sıkı denetime tabi olması gerektiği vurgulanmakta; uzun süreli veya denetimsiz tecrit uygulamalarının işkence veya insanlık dışı muamele niteliği taşıyabileceği açıkça belirtilmektedir. Mandela Kuralları ayrıca, hapishanelerde meydana gelen her ölümün, özellikle de şüpheli ölümlerin, bağımsız, tarafsız ve etkili bir şekilde soruşturulmasını zorunlu kılar. Ölümün 'intihar' ya da 'doğal nedenler' şeklinde yüzeysel biçimde açıklanması kabul edilemez; ölüm öncesindeki tecrit koşulları, disiplin cezaları, sağlık hizmetlerine erişim ve infaz koruma görevlilerinin tutumu ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Ailelerin bilgi alma ve sürece katılma hakkı güvence altına alınmalı, hapishane idaresinin ihmali veya kusuru etkili biçimde ortaya çıkarılmalıdır" şeklinde konuştu.
Ailelere bilgi verilmiyor
Toplantıda söz alan Romani Godi Yönetim Kurulu Başkanı Fatoş Kaytan, Romanların başka alanlarda da uğramış oldukları hak ihlallerine vurgu yaptı. "Romalarla ilgili hak aranırken bile yaşanan ihmaller çok fazla. Bilgi ve işlem yaparken ayrımcılığa uğruyorlar. Eğitim ve sağlık alanında ayrımcılığa uğruyorlar. Hapishane koşullarında mahpusların ailelerine verilen bilgilendirme eksik oluyor" dedi.







