Çisel Demirkan: Nafakaya değil, kadınların haklarına saldırılıyor

  • 09:04 7 Haziran 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - Avukat Çisel Demirkan, kadınların çoğu zaman birkaç bin lirayı dahi bulmayan nafakalarla bir gününü bile geçindiremediğini belirterek, “süresiz nafaka” diye bir düzenleme bulunmazken AYM'nin bu yönde bir karar vermesi yerine kadınları güçlendirecek politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Anayasa Mahkemesi (AYM) yoksulluğa düşen tarafa verilmesi hükmedilen süresiz nafaka düzenlemesini oy çokluğu ile iptal etti. Boşanma aşamasında en çok yoksulluğa düşen tarafın hep kadınlar olması nedeni ile kadınlara verilen nafaka aslında “süresiz” bir tanım altında verilmemesine rağmen nafaka hakkına gasp etmeye yönelik bu karara karşı kadınlar sokaklara çıktı. Kadınları şiddet içinde kalmaya iten bu düzenlemeye kadın örgütlerinden tepkiler yükselmeye devam ediyor. 
 
Önce Çocuklar Ve Kadınlar Derneği Genel Sekreteri Avukat Çisel Demirkan, karara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Kanunda süresiz nafaka yoktur’
 
Nafakanın, kişiye hayatı boyunca veriliyormuş algısına açıklık getiren Çisel Demirkan, “Yoksulluk nafakası Medeni Kanun gereğince boşanması halinde kusursuz olan ya da daha az kusurlu olan eşin, ekonomik olarak zor duruma düşmesini engellemek adına düzenlenmiş bir kanundur. Tabii ki de bizim kanunumuzda ‘süresiz nafaka’ diye bir kavram söz konusu değil. Kanun, yoksulluğa düşmesi halinde yoksulluğa düşecek olan ve daha az kusurlu ya da kusursuz olan eşin bir müddet boyunca hayatını idame ettirebilmesi için bir nafaka ödemesi almasını öngörür. Bu çok basit örneklerle söyleyebiliriz; yeni bir işe girilmesi, yeni bir evlilik yapılması gibi durumlarda zaten kendiliğinden ortadan kalkar” dedi. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi’nde yürütülen süreçle aynıdır’
 
Süresiz nafaka hukuken yokken AYM’nin bu kavram altında karar vermesine ilişkin Çisel Demirkan, “ Bu ara çok fazla bu ve benzeri yeni düzenlemeler ilgili bize şu soruluyor; yapılabilir mi kanunen, yapılamaz mı? Geldiğimiz konjonktürde AKP Türkiye'sinde bir şeylerin hukuken yapılıp yapılmamasına ilişkin çok bir tartışması kalmadı. İstanbul Sözleşmesini hatırlayalım. İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesine de yürürlükten kalkmasına ilişkin de çok net bir düzenleme olmasına rağmen hukuka aykırı bir şekilde ortadan kaldırıldı. Bütün yapılan başvurulara rağmen kabul edilmedi. Burası için de süreç aynı. Zaten ortada ‘süresiz nafaka’ gibi bir kavram söz konusu değil. Burada çok açık bir kadın hakları saldırısı söz konusu. Yapılabilir mi, yapılamaz mı? AKP yapabilir. Bu ülkede hukuk konusunda bu noktadayız” diye belirtti. 
 
‘17 yılda şiddet yoksulluk katliamlar daha da arttı’
 
Yoksulluk devam ettiği süre boyunca yoksulluğa düşen tarafa nafaka verilmesi gerektiğine 2009’da hükmeden AYM’nin 17 yıl sonra bu kararı değiştirirken yoksulluk koşullarının ortadan kalkmadığını söyleyen Çisel Demirkan şöyle devam etti: “Kanun en başından beri yoksulluğa düşecek eş der. Kadın ya da erkek diye bu sürecin kendisini ayırmaz. 17 sene boyunca kadın haklarında bir gelişme, bir ilerleme mi oldu? Hayır, aksine kadın cinayetleri daha da arttı. Kadına yönelik şiddet, kadına yönelik taciz, saldırı, istismar daha da fazlalaştı ve buna dair hiçbir önlem alınmadı. Alınmadığı gibi ‘cezasızlık kanunu’ kavramı yaratılarak bunun üzerindeki baskı daha da arttırıldı. Çoğunlukla cinayet duruşmalarında ya da cinsel saldırı dosyalarında hepimiz görüyoruz. ‘Ben 5 yıl cezasızlık alır çıkarım ne olacak? Namus cinayeti derim mi çıkarım ne olacak? Kravat takar çıkarım ne olacak’lardan gelinen noktada artık her ay hatta biz her gün en az iki ya da üç tane kadın cinayeti duyar hâle geldik. Biz şunu diyemiyoruz artık. Biz kadın hakları konusunda, kadının insan hakları konusunda bu kadar ciddi mücadelelerle, bu kadar zor elde ettiğimiz kazanımlarımız üzerine yeni kazanımlar mı elde edebildik, edemedik. Edemiyoruz da. Her defasında, her yeni güne biz, yeni bir saldırıyla uyanıyoruz.”
 
‘Bu cenderenin içine sıkışmış kadına baskı kurmak daha kolay hale geliyor’
 
“Nafaka hakkımıza saldırılıyor. Kendi bedenimiz üzerindeki karar haklarımıza saldırılıyor. Çocuklara ilişkin yönelik olan haklara saldırılıyor. Çalışma haklarımıza saldırılıyor. Kadınlar daha iyi ücret mi alıyorlar, hayır, daha kötü koşullarda çalışıyorlar” diyen Çisel Demirkan, “Bugün yapılan bir araştırmada şunu çok iyi biliyor sistemin kendisi de, iktidarın kendisi de; boşanmış çocuğu olan ve maddi olarak hiçbir geliri olmayan kadın en rahat çalıştırılabilen, en rahat sömürülebilen işçidir aslında. Neden? Çünkü hiçbir geliri yoktur, çalışmak zorundadır. Geçim kaygısı vardır ve çocukları vardır. Devletin bir güvencesi yok; çocuklar için sağlanan ücretsiz kreş, bakım, gözetim yükümlülüğü yok. Evde varsa ve bakımı kadına ait kalan yaşlı için bir bakım evi, bir doktor çözümü yok. Zaten sağlık sistemimiz çok korkunç noktalarda. Bu cenderenin içinde sıkışmış bir kadın üzerine baskı kurmak çok daha kolay hale geliyor. Nafaka hakkına yapılan saldırı, İstanbul Sözleşmesi'nde yapılan saldırı, 6284'de yapılan saldırı aslında tam olarak buraya oturuyor. Doğrudan kadının insan haklarına, kadının, emekçi kadınların haklarına yapılan bir saldırı bu. Daha iyi bir noktaya gelmedik. Giderek elimizdeki hakları almak için bir saldırı altındayız” sözlerini kullandı. 
 
‘Kadın alması gereken nafakanın 10’da 1’ni alabiliyor’
 
Yine nafaka miktarları üzerinden yapılan algıya değinen Çisel Demirkan, çok cüzi miktarları vermemek için bile erkeklerin gelirlerini dahi net göstermediklerini belirterek, “Bu miktarlar kadının yaşamını idame ettirmesine tabii ki yetmiyor çünkü şöyle bir gerçek var. Biz, asgari ücretle en fazla işi çalıştıran ülkelerden bir tanesiyiz. Hatta bunun için ilk sıraları zorluyoruz. Hiç kimse daha fazla sigorta primi ödememek için özellikle patronlar işçilerini gerçek maaşlarından göstermiyorlar. Ya da nafaka gibi haklarından feragat edip bunlardan kaçınabilmek için çok fazla insan kendisini asgari ücretten işçi olarak gösteriyor. Bir mal varlığı olsa, bir şirketi bir başka kurumu çalıştı ait özel bir alanı olsa dahi kendisini asgari gücünde çalışan bir işçi olarak gösterdiğinde zaten kadın alması gereken nafaka neredeyse ondan birini falan alıyor. Nafaka oranları bizim ülkemizde maksimum  2 bin lira, 3 bin lira ulaşan rakamlar. Birkaç tane medyatik ismin, birkaç tane spesifik karar üzerinden nafaka tartışması götüremeyiz. Bunu da geçtim, gerçekten bu ülkede açlık sınırında yaşayan, çalışan çok fazla insan ve emekçi var. Yıllardır bunun kavgasını veriyoruz. Şartlar bu kadar kötüyken, geçim kaygısı bu kadar yüksekken o maaşlarla zaten kanunun öngördüğü ve hükmedebildiği nafaka miktarları çok çok düşük” diye konuştu.
 
‘500 TL kadınların hayatını idame ettirmesini bekleyemeyiz’
 
Verilen nafakaların bir insanın hayatını idame ettirmesi için yeterli miktarlar da olmadığını söyleyen Çisel Demirkan şöyle konuştu: “Kaldı ki yoksulluk nafakası alan kadın sadece kendi hayatını idame ettirmeye çalışmıyor. Zaten kadın evde hiç göstermediği bir emeği var. Çocuk bakımını üstleniyor. Zaten evde varsa yaşlılığın bakımını üstleniyor, okutulması konusunda eğitim hayatı inanılmaz sekteye uğratılıyor. Çocuğun doğmasıyla, evlenme birlikte ya da ta evlenmeden önce ailesiyle birlikte yaşadığı evde zaten kadının okuma hakkı, çalışma hakkı elinden alınıyor. Bu şartlarda bir de evlilik gerçekleştirmek zorunda bırakılan kadın boşanmayla birlikte herhangi bir şey elde edemiyor ki. Yoksulluk nafakası buraya oturuyor. Bu kadar düşük nafakalarla, bu kadar zor şartlarda ve bu kadar ufak miktarlarla biz kadınların hayatlarını idame ettirmelerini bekleyemeyiz. Devam ettiremezler zaten. 2 bin TL, 500 TL'lerden bahsediyoruz. Bunlar insanın bırakın ayını idare ettirmeyi gün içinde bile yeterli değil. En basiti Ankara için toplu taşıma ücretlerine düşünün. Emekçi bir kadının işe gidip gelmesi için ya da hayatını idame ettirmesi, ulaşım sağlaması için vereceği ücretle zaten elde ettiği nafaka miktarı erimiş oluyor.
 
Kadını bağımlı kılmayan politikalar gerekli
 
Aksine devlet kadınlara kreş hakkı, sosyal güvence hakkı, sağlık hakkı, yaşam hakkı, barınma hakkı sağlamak zorunda. Bunların ekonomik hayata, kendi ekonomik bağımsızlıklarına erişmesi için özel kurallar, özel düzenlemeler getirmeleri gerekir. Ve bir noktada o kadının hayatını hiç kimseye bağımlı kalmadan devlet koruması altında yaşamasını sağlaması gerekir. Çünkü zaten içeriden onların da bahsettiği ‘aile’ kavramının içinden başlayan bir şiddet ve sömürü var zaten. Tam olarak kendi politikalarını desteklediler. Çünkü boşanmalar bizim ülkemizde zaten çok çok uzun sürüyor. Kadınların haklarını teslim alabilmesi, sağlıklı ve canlarını koruyarak bir evlilik sonlandırabilmeleri çok zor. Zaten o mahkemeler yıllarca sürüyor. İnsanların boşanmalarının önündeki en büyük engellerden bir tanesi kadınların korunmayarak o mahkemelerin çok uzun süre devam ediyor olması. Şimdi yoksulluk nafakası gibi bir maddi desteği çektiğimiz zaman biz kadını o şiddet gördüğü, sömürüldüğü aile içinde hapsetmiş olmuyor muyuz aslında? Oraya mahkûm etmiş olmuyor muyuz? Ama bu onların ‘aile’ yılı kavramı içinde onların öngördüğü ailenin ta kendisi. Şiddete, sömürüye ses çıkarılamadığı, kadınların haklarını dahi aramaktan korktukları bir düzen yaratabilmek, nafaka hakkını yapılan saldırı tam olarak bu düzenin teminatıdır.”
 
‘Arkası kesilmeyen saldırılara karşı bizi mücadele kurtarır’
 
Meclise gelecek olan 12.Yargı Paketi ile bu kararın kanunlaşması tehdidi karşısında ve haklarına saldırılar karşı kadın örgütleri olarak mücadele yürüteceklerini söyleyen Çisel Demirkan, “Anayasa Mahkemesi bir kanunu iptal ettiği halde bir erteleme kararı vermişse, yürürlüğe girmesi hususunda bu erteleme süresini beklemek durumunda kalır. Ama TBMM bununla ilgili bir kanun tasarısı, bir kanun düzenlemesi yapmak durumundadır. Bu hem politik olarak hem de siyasi olarak bir baskı doğurur. Hukuken de bir baskı doğurur. Buraya da kadın örgütleri ne yapacak? İstanbul Sözleşmesi'ni yaptığımızı yapmaya devam edeceğiz. Ya da 6284'de yapılan saldırıya karşı yaptığımızı devam ettireceğiz. Şunu artık çok net biliyoruz ve çok net görüyoruz. Biz ne kadar mahkemelerde, karakollarda, var olan bütün platformlarda hakkımızı aramaya çalışsak da bu saldırının arkası kesilmeyecek. Her gün yeni bir saldırıyla, her gün yeni bir başlıkla, her gün bizi o karanlığa, karanlığın için, o şiddetin, o sömürünün için hapsetmek için yeni bir başlık ve yeni bir adım kuracaklar. Biz birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Biz birlikte örgütlemeyi, örgütlendirmeye devam edeceğiz. Çünkü şunu biliyorlar ve şunu görecekler. Kadınlar susmadığı sürece, haklarını aradıkları sürece, geri adım atmadıkları sürece kimse onları geri adım attıramaz. Kimse onları korkutmaz, onları caydıramaz. Biz birlikte mücadele edeceğiz. Örgütlü mücadelemizi büyüteceğiz. Bizi ancak bu kurtarır” sözlerini kullandı.