Şüphenin ardındaki cezasızlık (2)
- 09:02 13 Ağustos 2026
- Dosya
Faili koruyan devlet barikatına karşı kadınlar adalet arıyor
Devrim Fındık
İSTANBUL - Şüpheli kadın katliamlarında failleri koruyan yargı ve kolluk, ailelerin adalet arayışı önüne barikat kuruyor. Devlet, cezasızlık ve koruma politikasıyla kadın kırımı boyutuna ulaşan katliamların önünü açıyor.
Devletin failleri cezalandırmak, delilleri toplamak ve kadınları korumakla yükümlü kurumları görevini yerine getirmezken erkek devletin cezasızlık politikalarını da kurumsallaştırıyor, kadın kırımını derinleştiriyor. Katledilen kadınların aileleri kaybettiklerinin ardından yas bile tutamadan kendilerini kolluğun ve yargının görevini yerine getirmesi için çabalıyor. Şüpheli şekilde hayatını kaybeden Sedef Güler, Eda Küçükbaltacı ve hala cenazesi bulunamayan Mekiye Akyel için aileleri adalet arayışını Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ile birlikte sürdürüyor. Ailelerin adalet mücadelesini dosyamızın 2’inci bölümünde ele alarak taleplerini dinledik.
Sêrt’in Hawêl ilçesinde 17 Ekim 2024’ten bu yana haber alınamayan Mekiye Akyel’in Ablası Halime Pilgir faillerin cezalandırılmasını ve adaletin sağlanması talebinde bulundu. Mekiye Akyel’in boşandığı İsa Güç ve onun aile üyeleri tarafından katledildiğini belirten Halime Pilgir, “Mekiye hayat dolu bir kadındı. Mekiye'yi öldürdüler. Biz Mekiye'yi kayıp olarak biliyorduk. Bana demişti ki 'Abla, ben kendimi koruma altına alacağım. Kaybolduktan sonra canlı yayınlara çıkmaya başladım. Mekiye'yi öldürüp bir tandırda yakmışlar” diye belirtti.
‘Failler cezalandırılmalı’
Yargı mekanizmasının erkek failleri koruduğunu ifade eden Halime Pilgir, “Bütün katiller için söylüyorum; karakoldan, kamu kurumlarından, yargıdan talebim en ağır şekillerde cezalandırılırlarsa, sosyal haklardan mahrum kalırlarsa belki bir nebze katliamların önüne geçebilir. Yoksa her gün bir kadının ölümünü duyarız” dedi.
‘Mekiye’nin bir mezarı olsun’
Kardeşinin davasını yürüttüğü için failin ailesinden ölüm tehditleri aldığını vurgulayan Halime Pilgir, kadın örgütlerinin dayanışmasının önemine dikkat çekti. Halime Pilgir, "Çok tehdit aldım, çok yalnızdım. Benim de cesedimi bir gün bir yerde bulursanız hiç şaşmayın. Çocuklarım ya da ailemin başına bir şey gelebilir. Uzaklaşma kararım var ama hiçbir şey yetmiyor. Kadın örgütleri beni ayağa kaldırdılar. Ben düşersem Mekiye'nin hakkını kimse aramaz. Ama hala cansız bedenin bulunmaması benim için büyük bir yara. En azından çocukları büyüdüğü zaman annelerinin bir mezarı olsun" diye konuştu.
‘Failleri kolluk serbest bıraktı’
İstanbul'un Büyükçekmece ilçesinde Haziran 2024'te denizde katledilmiş ve halıya sarılı halde denizde bulunan Sedef Güler'in katledilmesine ilişkin davada da fail Yavuz Güngör ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Fail Fırat Baykara hakkında ise “nitelikli kasten öldürme” suçuna yardım ettiği ve suç delillerini gizlediği gerekçesiyle mahkeme 18 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme heyeti, fail Yiğit Hüseyin Ayvalık hakkında da yargılanmasının devamına ve tevkif kararı verildi. Mahkeme heyeti ayrıca Yavuz Güngör'ün kızı Hande Yağmur Güngör ve kızının arkadaşı Dilara Gün’ün dosyada yer alıp almadıklarının tespiti edilmesi yönelik kararın da devam ettiğini belirtti. Sedef Güler iş bulmak amacıyla buluştuğu failler tarafından alıkonmuştu.
Sedef Güler’in annesi Güler Sezer ise katliamın ardından delillerin karartıldığını, kamera ve otopsi kayıtlarının dosyadan gizlendiğini belirterek, "Bunlar başından beri neden yargılanmadı? Benim çocuğumu darp edenler, uyuşturucu baronları olan bir baba ve kızıydı. O kızlar dışarıda, serbestçe yurt dışına kaçtılar. Başta neden saldınız? Dosyanın içerisi bomboş. 4 dakikalık kamera görüntüsü var, neden ben bu görüntülere, otopsi videosuna ulaşamıyorum? Adliyeye gidiyorum, Jandarma Kriminal'in gönderdiği tüm CD'ler boş. Kimi kimden koruyorsunuz? Şafak operasyonuyla insanları yatağından alan bu ülkede, onlarca suç kaydı olan uyuşturucu baronları elini kolunu sallayarak geziyor" dedi.
‘Yas bile tutamadan adalet peşinde koşuyoruz’
Kızının katledildiği ve delil niteliği taşıyan halının kendisine teslim edilerek sistem tarafından psikolojik işkenceye maruz bırakıldığını ifade eden Güler Sezer, "Cezaevinden haber göndermişler, '2 yıla açık cezaevine çıkacağız' diye. Bu katiller nasıl dışarı çıkıyor? Ceza sisteminin komple değişmesi gerekiyor. Gerçek bir yargı istiyoruz. Biz pırıl pırıl evlatlarımızı toprağın altına verdik, yas bile tutamadan adalet peşinde koşuyoruz. O mahkemeler bize zulmetmek için mi kuruldu?" diye belirtti.
‘Katledilen kadınların aileleri yargılanmak isteniyor’
Mahkeme salonlarında katiller yerine katledilen kadınların ve ailelerinin yargılanmak istendiğini dile getiren Güler Sezer, kadın örgütlerine ve kamuoyuna dayanışma çağrısında bulundu. Güler Sezer, "Gitmeseydi, yapmasaydı, uyuşturucu kullanıyordu denilerek suç katillere değil, çocuklarımıza yıkılmak isteniyor. Sorumluluk tüm yetkililerdedir. Biz katillerden çok bu sorumluluğu taşıyan sistemle savaşıyoruz. Kimse beni yıldıramayacak, yolumdan döndürecek. Katillerin dışarıda gezmesine artık müsaadem yok. Benim savaşım sadece evladım için değil, uyuşturucu baronlarının yok ettiği onlarca çocuğun hesabını sormak içindir” şeklinde dile getirdi.
Eda Küçükbaltacılar katliamı
Esenler İlçesinde 2021’de Eda Küçükbaltacılar ise ailesinin evinde şüpheli şekilde hayatını kaybetmiş halde bulundu. Eda Küçükbaltacılar’ın intihar ettiği öne sürülse de ailesi erkek arkadaşı tarafından katledildiğini düşünüyor. Eda Küçükbaltacılar’ın annesi Nurhayat Küçük Baltacılar kızının ölümünden önce kendisine bir şey yapılması halinde bunun intihar olmayacağına dair sesli mesaj bıraktığını belirtti. Nurhayat Küçükbltacı fail Ebubekir Mutlu’nun ise elindeki delil niteliğindeki video kaydına rağmen kolluk tarafından serbest bırakıldığını dile getirdi. Nurhayat Küçükbaltacı, "Kızımın olaydan bir ay önce arkadaşına gönderdiği kendi sesinden, 'Erkek arkadaşımla buluşmaya gidiyorum, başıma herhangi bir şey gelirse ben intihar etmedim. Bunu basına ver, kamuoyuna duyur' şeklinde sesli mesajı var. Olayın ardından erkek arkadaşı Ebubekir Mutlu kapıma geldi, bana telefonundan kızımın tepeden çekilmiş bir videosunu izletti. Eşim karakola haber verdi ama kolluk ne o çocuğu buldu ne de elindeki telefonu aldı. Devlet bu sorumsuzluğu neden yapıyor? Üstelik karakolda delil niteliğindeki ipi poşetleyip bana teslim ettiler; 'gidin DNA testine gönderin' diye feryat ettim. Otopsi raporunda ölüm saati bile yazmıyor" şeklinde dile getirdi.
‘Üç yıldır telefon incelenmiyor’
Eda Küçükbaltacı’nın yaşamını yitirdiği çatıya komşulardan önce inip çıkan şüphelilerin delilleri kararttığını ve Eda Küçükbaltacı hayatını kaybettikten sonra telefonundaki mesajların okunduğunu ifade eden Nurhayat Küçükbaltacı, "Bana haber gelmeden önce kızımın erkek arkadaşı mahalledeki arkadaşlarını arayıp 'Eda kendine bir şey yapıyor' diyor. Arkadaşları Mehmet Akif Çıtak ve Yusuf Çaydavul benim kapımın önünden geçip bana haber vermeden üç kere çatıya inip çıkıyorlar. Komşular fark edip bana haber verdiğinde yukarı çıktım. Ben gittiğimde hala vücudu sıcaktı yani kurtulma ihtimali vardı. Oraya üç kere inip çıkanlar yukarıda ne yaptı? Bana haber geldikten sonra kızıma 'neredesin' diye mesaj atmıştım; olay bittikten sonra o mesaj 'görüldü' oldu. Demek ki telefonu karıştırdılar, neleri sildiler? 3 yıldır iki dosya birleştirilecek diye bekliyoruz. Devletin 3 yıldır bir telefonu incelemeye gücü yetmiyor mu?" dedi.
‘Dosyamız birleşmiyor’
Devletin kadın düşmanı politikalarına karşı etkili yasaların uygulanmasını talep eden Nurhayat Küçükbaltacı, “İstanbul Sözleşmesi bir gecede yasadan çıkarılabiliyor ama iki dosyanın birleştirilmesi için 3 yıldır bekletiliyor. Biz etkili yasa istiyoruz, 6284’ün uygulanmasını istiyoruz. Korkmadan dışarı çıkmak, sokaklarda yürümek istiyoruz. Bir can alıyorsunuz, çevresindeki herkesi öldürüyorsunuz aslında. Ne olursun şu mahkeme açılsın, katiller ceza alana kadar adalet aramaktan asla vazgeçmeyeceğim" diye kaydetti.
Aysun Yıldırım davası
Aysun Yıldırım da 28 Şubat 2018’de Esenyurt'ta bulunan iş yerinin 3. katındaki pencereden düşerek şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Aysun Yıldırım’ın çalıştığı iş yerinin sahibi Ozan T. ve olay sırasında orada bulunan diğer şüphelilerin verdikleri ifadelerde büyük çelişkiler bulunduğu gibi Aysun Yıldırım'ın tırnaklarında şüphelilere ait DNA örnekleri de bulunuyordu. Delillere rağmen savcılık ‘intihar’ diyerek davada iki kez takipsizlik kararı verdi. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınan dava hala incelenmeyi bekliyor.
‘Hukuk biden taraf değil’
Aysun Yıldırım’ın annesi Hüsniye Yıldırım uzun süre yalnız kaldıklarını belirterek kendilerine KCDP’nin destek çıktığını belirtti. Etkin bir soruşturma yürütülmediğini ve adaletin taraflı işlediğini ifade eden Hüsniye Yıldırım, “Hiçbir zaman, bizden taraf görmedik adaleti. Hep şüphelinin tarafından bakıldı. 'Mülk adaletin temeli oldu.' Savcılardan hiç memnun değilim, savcılar hep yandaş davrandı. Ben bu DNA için açıklama yapmaya gitmek istedim. Savcı beni reddetti, ifademi almadı” şeklinde ifade etti.
‘İntihar kelimesini kabul etmiyorum’
Ellerindeki kanıtların gerçeği ortaya çıkaracağını dile getiren Hüsniye Yıldırım, etkin soruşturma yapılmasını ve adaletin sağlanmasını talep etti. Hüsniye Yıldırım, “Daha yeni süreçte yeni komisyon kuruldu, onda intihar ibaresi konulmuş. Bunu kesinlikle kabul etmiyorum. Elimizde delillerimiz var. DNA var. Şahısların verdiği ifadeler çelişkili” diye belirtti.
‘Başka kadınlar ölmesin’
Hüsniye Yıldırım, mücadelesinin sadece kendi kızı için olmadığını, tüm aileler için umut olmasını istediğini belirterek devlet yetkililerine şu şekilde seslendi: "Bizim acımız biz ölene kadar devam edecek. Ama adalet için mücadelem devam edecek. Bizim Adalet Bakanı'ndan isteğimiz adalet sağlansın. Kamuoyundan bizim gibi durumda olan insanlara destek olmalarını, soyutlanmamamızı istiyoruz. Başka kadın ölümleri olmasın. Kanunlar uygulansın.”







