‘Yasayı takip edecek mekanizmalarımızı oluşturmalıyız’
- 09:09 11 Ağustos 2026
- Siyaset
Nazlıcan Nujin Yıldız
ANKARA – Kürdistan ve Türkiye'nin işçi sınıfının birlikte mücadelesinin yolunun açıldığı bir süreçte olunduğunu söyleyen DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, sürecin halkın mücadelesiyle devam ettiğini ifade etti. Burcugül Çubuk, “Yasayı takip edecek mekanizmalarımızı oluşturmalıyız” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi, 5 Ağustos’ta Meclis Başkanlığı’na sunulmasının ardından Meclis Adalet Komisyonu’ndan da geçerek Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldü. Yapılan görüşmelerden sonra yasa, 468 oyla kabul edildi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Burcugül Çubuk, yasaya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Yasanın siyasal çerçevesini konuşmalıyız’
DEM Parti ve bileşenlerinin ortaklaştığı konunun, uzun süredir süren savaşın sonucunda yasal bir adım atılmasının sağlanmış olması olduğunu ifade eden Burcugül Çubuk, bu yasal adımın, mücadele ile ortaya çıktığını söyledi. Burcugül Çubuk, “Yasanın içeriği açısından, hukuk açısından değerlendirme yaparsak sıkıntılı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun aksini hiçbirimiz iddia etmiyoruz. DEM Parti açısından da Devrimci Parti açısından da yasayı değerlendirirken; ‘Bu yasa dört başı mamur, alabileceğimiz en iyi yasa’ demiyoruz. Tam tersine bunca yıllık savaşta, kirli savaşta kazanılmış bir yasal çerçeve. O yüzden de çerçeve yasa diyoruz. Bir ilk adım olduğu için anlamı var. Artık, Kürt sorunu yoktur ya da Kürt sorunu salt şu sorunudur, bu sorunudur, biz Kürt yurttaşlarımızı da önemsiyoruz gibi sözlerle, bunu güvenlikçi politikalara hapsederek çözemeyeceklerini kabul ettikleri bir düzlem ortaya koyuyor. Yasayı bir hukuk tekniği açısından değerlendirmenin kendisi de doğru olmaz. Yasanın siyasal çerçevesini konuşmak lazım. Bu yasa bizim olmasını istediklerimiz ve aslında olması gerekenler açısından çok geride bir yasa. Hatta belki hukuk açısından sıkıntılar da içeriyor. Ama mesele burada kilitlenmiyor. Biz hala sömürgeci bir yaklaşımla mücadelenin tasfiyesine yönelik hamlelerin hesaplandığını, bütün dayanakların burada şekillendiğini biliyoruz” dedi.
‘Mücadele ile kazanılmış bir barış masası var’
Her olumsuzluğa rağmen mücadele ile kazanılmış bir barış masası olduğunu dile getiren Burcugül Çubuk, “Savaşan taraflar bu masada oturuyor ve kalkmasını engelleyen bir irade var. Bu iradenin açığa çıkması, Meclis’te karşılık bulması ile ilgili yasaya dair tutumumuzu belirliyoruz. Verdiğimiz oy bununla ilgili, bu yasayla ilgili aldığımız tutum bununla ilgili. Bu yasayla ilgili birçok eleştireceğimiz nokta var. En başında aslında barış için gerekli olan bütün siyasi mahpusların tahliyesi ve TMK ile ilgili değişikliklerin olması gerekiyordu. Bizde TMK diye bir kanun olmamalı.
Bütün sosyalist güçlerin dahil olduğu, bütün devrimcilerin dahil olduğu bir zindanların kapılarının açılması mümkün olmalıydı. Ya da İmralı'da kapıların açılması sağlanmalıydı. Bunlar en başından sağlanmadığı için demokrasi mücadelesine hiçbir katkısı olmadığı için bu yasaya dair birçok şey söyleyebiliriz ve yapılan eleştirilerin tamamı haklıdır. Fakat sadece buradan eleştirerek bir tutum almanın kendisi de sosyalistler açısından eksik oluş. Bu mücadeleye ne kadar katıldık? Ne yapabiliriz? Ne ortaya koyabiliriz? Nasıl genişletebiliriz? Bizim Türkiye işçi sınıfı, Türkiye halkları nezdinde sorumluluklarımız nelerdir? Hepsini bu kapsamda değerlendirmek gerek. Tek başına bir hukuki metin tartışması, bu yasanın bu Meclis’e geliş sürecini hiç anlamış olmak demektir” şeklinde konuştu.
Kirli bir savaş gerçeği karşısında halkını savunan gerilla gerçeği
Yasayla birlikte bir anlamda savaşın ve barışın konuşulduğunu söyleyen Burcugül Çubuk, savaş demeyi inatla reddeden bir toplam olduğunu ifade etti. Burcugül Çubuk, “Terör sorunu deniyor, eskiden isyancı deniyordu. Daha eskiden şaki deniyordu ama temelde kirli bir savaş gerçeği ve yaşamını, halkını savunan bir realite var. Bir gerilla gerçeği var. Bizim de baktığımız nokta aslında burası. Bunun tabii başka yansımaları da var. PKK ortaya çıkmadan önce de bu coğrafyada diğer uluslara yönelik şiddet ve ayrımcılık vardı. Sömürgecilik vardı ve bunun izleri her daim vardı. Ama özellikle PKK ile birlikte, devlet şovenizminin nasıl büyük bir zehir olarak kullanıldığı çok daha net göründü. İşçi sınıfının örgütlülüğüne karşı, demokrasiye dair, özgürlüklere dair, kadınlara dair, çocuklara dahi neyi savunursak, bunlara karşı aslında güvenlik tehdidi olarak nasıl kullandığını çok daha net gördüğümüz bir şey açığa çıktı. PKK’nin bunlara neden olduğu değil, PKK'nin ortaya çıkmasıyla birlikte devletin elindeki bu halk düşmanı angajmanın, şovenist angajmanın ne olduğu çok daha net göründü. Çünkü aslında devrimci mücadele açısından da devrimcilerin enternasyonal bir hatta sahip olup olmadığı, nereye savrulduğunu görmemesine neden oldu. Biz kendi açımızdan böyle değerlendirmeliyiz” diye belirtti.
‘Birlikte mücadelenin yolunu açan bir süreçteyiz’
Yaşanan gelişmelerle birlikte devletin elindeki şovenizm silahını elinden almanın yollarının denendiğini kaydeden Burcugül Çubuk, Türkiye işçi sınıfı ve Kürt halkının birlikte mücadelesinin yollarının daha geniş açılması için bir mücadele içerisinde olduklarını paylaştı. Burcugül Çubuk, şöyle devam etti: “Burada şöyle bir yanlış anlaşılma olmasın. Biz halkın kendi örgütünün meşruluğu tartışması yürütmüyoruz. Bunun böyle anlaşıldığı ve böyle tartışıldığı zeminler açığa çıkıyor. Bunu da reddediyoruz. En nihayetinde Kürdistan ve Türkiye'nin işçi sınıfının birlikte mücadelesinin yolunu açan bir süreçteyiz ve şovenizme karşı en güçlü olduğumuz zaman. Faşist propagandanın kendine hala nasıl yer bulduğunu Meclis’te de görüyoruz. Bu yasayı savunanlar arasında da yasaya karşı çıkanlar arasında da faşist ve savaş diliyle bir propaganda açığa çıkıyor. Bir yenilgi anlatılmaya çalışılıyor ve bu yenilgi savaşı tekrar üreten bir yerden de tartışılıyor. Oysa bir yenilgi değil. Halkların zorunda bıraktığı bir şey var. Şunu söylemekte bir yanlışlık olmaz; Kürdistan halklarının mücadelesiyle bir barış masası kuruluyor ama Türkiye halklarının da artık bu savaşa ne verecek canı ne ödeyecek bedeli ne de bu savaşın ekonomisini kaldıracak hali kaldı. Haliyle iktidar da bu masaya oturmak zorunda kaldı”
‘Yasa, sömürgeci hedefe karşı iklimimizi değiştirebilir’
Savaşın, PKK ortaya çıkmadan önce de olduğunu ve bu savaşın kullanılmasıyla “potansiyel Kürt tehdidi” diye bir tehdit ile halkların korkutularak devletin bütün sınıf ve halk düşmanı politikalarına tabi edildiğini vurgulayan Burcugül Çubuk, “Bunu yıkmanın yolları elimizde. Bunun dışında bu savaş, militarizmle birlikte özellikle kadınlara yönelik şiddetin, giderek meşrulaştığı ve hak görüldüğü bir hayat vermiş oldu bize. Özellikle 2015 öz yönetim direnişinden sonra Kürdistan'dan gelen kolluğun burada neler yaptığını gördük. Her biçimiyle şiddetin etkilerinin azalacağı, bizim buna karşı mücadelemizin güçleneceği bir durum oluşacak diyebiliriz.
Kadın mücadelesi de bu şovenizm üzerinden bölünmeye çalışıyor. Bazı aparatlar devreye giriyor. İşçi direnişlerinden üniversite direnişlerine, 8 Mart'lara, 25 Kasım'lara, kadın cinayetleri ve çocuk istismarına karşı eylemlere, mahkeme önlerine gelerek provoke edip kadınların birlikte mücadelesini dağıtmaya yönelik hamleler yapıyorlar. Bunların tamamının yaşam alanının bulamayacağı bir iklimi kazanmaya çalışıyoruz. Haliyle bu yasanın da bunu sağlayacağını söylemiyoruz ama yasanın kendisi, sömürgecinin hedefinden farklı olarak bizim iklimimizi değiştirebilir. İşçi sınıfı, ezilen halklar, kadınlar, LGBT+’lar, gençler arasındaki bariyerlerin kalkmasını sağlayabilir. Değişmesi gereken iklim budur. Yoksa biz burjuvazi ile sınıf arasındaki iklimin güzelleşeceğinden falan bahsetmiyoruz” diye konuştu.
‘Sorumluluk hepimizin üzerinde’
Yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından yasaya dair halk toplantıları yapacaklarını paylaşan Burcugül Çubuk, “Biz her yere gideriz. Toplantılarda konuşuruz, soruları cevaplarız ve dinleriz. Asıl mesele bir kısmıyla da budur. Bununla ilgili halkın içerisinde herkesle görüşmekle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Böyle yargılarla hareket etmiyoruz. Kendi planlarımızı bu yönle yapıyoruz, hazırlıklarımızı yapıyoruz. Ama bunun dışında gerçekten iklimin değişmesi meselesi diyorsak, bizlerin yan yana gelmesi diyorsak yapmamız gereken bu yasayı takip edecek kendi mekanizmalarımızı oluşturmak. Burada bir eksiğimiz var. Evet, devlet bir mekanizma tanımlamış olacak yasayla birlikte. Bu mekanizmayla ilgili eleştirilerimiz de var. Ama onun dışında biz ne yapacağız? Bugüne kadar bu süreç devam ediyorsa hala halkın mücadelesiyle devam ediyor. O zaman bu mücadeleyi yükselteceğiz ve bunun sorumluluğu sadece Kürt halkında değil. Bunun sorumluluğu hepimizin üzerinde. Çünkü hepimizin geleceği ile ilgili bir meseleyi, başkalarının iki dudağının arasına, anlık kararlarına, kendi hesaplarına, pazarlık yapma çabalarına bırakamayız. En başında dedik ki, biz pazarlıksız, amasız, fakatsız barış için mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.







