Bin kilometrelik yolun ilk adımı atılırken
- 09:08 11 Ağustos 2026
- Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız
ANKARA – Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı çağrının ardından Kürt sorununun hukuki ve yasal zeminde konuşulacağı, yaşanan birçok krizin temelinde yer alan Kürt sorununun demokratikleşme ve eşit yurttaşlık temelinde çözümünün tartışılacağı bir sürecin başlayacağı; belki de haklı sebeplerle “devlet somut adım atmıyor” diyen halk için dün daha uzak bir ihtimaldi. Süreç başladığından beri “Biz Önderliğimize güveniyoruz” diyen halkın verdiği mücadele, bu güvenle sürdürüldü. Günün sonunda ise bin kilometrelik yolun ilk adımı atıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi… Kürt halkının yararına belki de hiçbir kararın çıkmadığı; aksine inkârın, ötekileştirmenin ve cezalandırmanın mekânlarından biri olan Meclis. Bu inkâra karşı halkın iradesiyle, yaşanan bütün zorluklara rağmen yine bu mekânda verilen mücadele, bizi bugün “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyenlerin aksini dile getirdiği bir zamana taşıdı.
Meclis koridorlarında kelimeler yer değiştirir
Tarihi adımların atıldığı, inkâr ve imha politikalarına karşı ödenen büyük bedellerin ardından Kürt halkının varlığının artık inkâr edilemediği bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç kapsamında verilen emek, çaba ve mücadelenin sonucunda Kürt sorununun çözümünde ön açıcı olacak çerçeve yasanın görüşülmesini takip etmek için Meclis’teydik. Meclis’in koridorlarında bazı günler yalnızca bir yasa görüşülmez. Bazı günler, yıllardır söylenemeyen kelimeler yer değiştirir. Kimi kelimeler ilk kez yüksek sesle söylenirken, kimi kelimeler artık eskisi kadar güçlü yankılanmaz.
Meclis’te yoğunluk ve hareketlilik vardı. Bunun nedeni, yaşanacak tarihsel bir ilkti. Sürecin başladığı günden bu yana kimi zaman umudun yeşerdiği, kimi zaman ise umutsuzluğun bir düşman gibi yüreğimizi kaplamaya çalıştığı günlerden geçtik, belki hâlâ geçiyoruz. Ancak yaşanan ilkler, umutsuzluğa karşı gelmenin yegâne yolunun mücadele olduğunu da hatırlatıyor. Evet, bugünlere mücadeleyle gelindiği Meclis’in atmosferinden de hissediliyordu.
İster istemez gelen geçmiş
Genel Kurul salonuna bakınca geçmişin burada hâlâ ne kadar canlı olduğunu fark ediyor insan. Bir dönem Kürt kelimesinin kendisi çoğu zaman bir sorun olarak görülüyordu. Kürt sorununu konuşmak yerine “terör”, eşit yurttaşlığı tartışmak yerine “güvenlik”, demokratik talepleri konuşmak yerine “bölücülük” deniliyordu. Kürt halkıyla kurulan ilişkinin eşitsizliği değil, güvenlik politikalarının sertliği konuşuluyordu. Anadilde eğitim, kimlik ve kültürel haklar, eşit temsil, yerel demokrasi ve eşit yurttaşlık gibi başlıklar güvenlik parantezinin içine sıkıştırılıyordu.
Bir bir döşenen barış taşları
İlk gün, adaletin Kürt için çoğu zaman işlemediği bu mekânda Adalet Komisyonu toplandı. Kürt’ün varlığını ve sorununu yıllarca inkâr eden siyasal anlayışların da komisyonda olması, görüşmelere ayrı bir gerilim katıyordu. Ancak umutsuzluk yoktu. Söz alanlar, hakikatin büyük bir kısmını görmezden gelse de artık o hakikat bazı cümleleri kurduruyordu. Kürt sorunu, onu inkâr edenler açısından da yalnızca bir “güvenlik sorunu” olarak konuşulamıyordu. Kürtler, bu ülkede demokratikleşme adına yürünecek yolun taşlarını bir bir döşemişti. Geriye yürümek ve yürürken yan yana durmak kalıyordu.
Uzun saatlerin ardından yasa teklifi Adalet Komisyonu’ndan geçti. 48 saat sonra teklif Genel Kurul’da görüşülecekti. Genel Kurul’da dikkat çeken görüntülerden biri, farklı siyasi partilerin aynı yasa etrafında farklı gerekçelerle de olsa buluşmasıydı. Bu buluşmanın ortak zeminlerinden biri de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte Kürt sorununun bir süreç olarak ele alınmaya başlanmasıydı. Bu durum, bundan sonraki süreçte Abdullah Öcalan’ın statüsünün netleşmesinin ve sürece özgür ve çalışır koşullarda katılmasının önemini de bir kez daha ortaya koydu.
Tutanaklara geçsin: Kadınlar sürecin öznesi
Komisyon görüşmelerinde özellikle DEM Partili kadınların kurduğu sözler de dikkat çekiciydi. Genel ifadelerin ötesinde, kadınların sürecin yalnızca izleyicisi değil, kurucu öznesi olması gerektiği vurgulandı. Kadın özgün komisyonu önerisi de bu talebin somut ifadelerinden biri oldu. Kürt kadınlar, barışın kadınların olmadığı bir zeminde kurulamayacağını Meclis tutanaklarına geçirdi. Çünkü çatışmanın, inkârın ve şiddetin yükünü en ağır taşıyanlardan biri kadınlardı. Bu nedenle kadınların eşit yurttaşlığı, siyasal temsili ve karar mekanizmalarına katılımı olmadan kurulacak bir barış eksik kalacak.
Bir yasa, yüz yıllık inkârı çözer mi?
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” 468 oyla kabul edilirken Meclis sıralarında yalnızca bir yasanın kabulüne tanıklık edilmedi. Yaklaşık yarım asırlık mücadele ve çatışma tarihinin ardından, devletin Kürt sorununa nereden bakacağına ilişkin yeni bir eşik geçildi. Aynı Meclis’te artık başka bir cümle kuruluyor. Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme, toplumsal barış ve eşit yurttaşlık başlıklarından bağımsız ele alınmıyor. Burada önemli olan yalnızca kimin “evet”, kimin “hayır” dediği değil; dünün siyasal cümlelerinin bugünün Meclis kürsüsünde nasıl değiştiği.
Bir dönem Kürt sorununun adını dahi koymaktan kaçınanların bugün meselenin çözümüne ilişkin farklı bir dil kullanması, Türkiye’nin siyasal zeminindeki değişimin de göstergesi. Elbette bu değişimin samimiyeti, kapsamı ve sınırları tartışılmalı. Çünkü Kürt sorununun çözümü bir yasa maddesinin kabul edilmesiyle mümkün değil.
Nasıl yüzleşilecek?
Meclis muhabirliği biraz da kelimelerin hafızasını tutmak demek. Hangi kelimenin alkışlandığını, hangisinin itirazla karşılandığını, hangisinin yıllarca söylenemediğini takip etmek… Bugün o kelimelerin bazıları artık Meclis kürsüsünde başka bir karşılık buluyor. Yasanın kabulü bir son değil. Meclis’ten çıkan yasa, yıllardır biriken soruların hepsine cevap vermiyor. Önümüzde hâlâ eşit yurttaşlığın nasıl güvence altına alınacağı, demokratik siyasetin nasıl genişletileceği, kimlik ve kültürel hakların nasıl korunacağı, yerel demokrasinin nasıl güçlendirileceği gibi sorular duruyor.
Ve belki de en önemlisi: Geçmişte yaşatılanlarla, katliamlarla ve inkârla nasıl yüzleşilecek ?
Bunların cevabı yalnızca Meclis sıralarında değil ve yasanın kabulü bir son değil, bin kilometrelik yolun yalnızca ilk adımı.







