14 yaşında tutuklandı, 11 yıldır cezaevinde

  • 09:02 3 Haziran 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - Çocuk yaşta tutuklanan Fatma Aslan, 14 yaşında girdiği cezaevinde bugün 24 yaşına ulaştı. Tahliyesi son bir yılda üç kez ertelenen Fatma Aslan, “Çocukluk özgürlüktür, ben hâlâ çocukluğum için mücadele ediyorum” sözleriyle infaz yakmalarına tepki göstererek, cezaevlerinde sürdürülen uygulamaların “Barış ve Demokratik Toplum” süreciyle bağdaşmadığını ifade etti.
 
Fatma Aslan, 26 Mayıs 2016 tarihinde henüz 14 yaşındayken Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde ilan edilen özyönetim süreci ve bu dönemde uygulanan sokağa çıkma yasaklarına karşı yürütülen mücadele gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Beş gün gözaltında tutulduktan sonra tutuklanan Fatma Aslan, sırasıyla Mardin, Tarsus ve Hatay Çocuk Cezaevi'nde kaldı; daha sonra ise Sincan Cezaevi'ne sevk edildi. On yılı aşkın süre cezaevinde tutsak olan Fatma Aslan'ın 28 Temmuz 2025 tarihinde koşullu salıverilmesi gerekirken tahliyesi önce üç ay ertelendi. Bu sürenin ardından tahliye tarihi önce altı ay, daha sonra ise 24 Nisan 2026'da gerçekleşmesi beklenirken dokuz ay daha uzatılarak infazı yakıldı. 
 
Sincan Kadın Cezaevi’nde tutsak bulunan Fatma Aslan’la çocuk tutsak olmak ve infaz yakmaları konuştuk.
 
“Elimde bir çocukluk yoktu, çocukluğum için sadece mücadele vardı. 11. yılıma girdim zindanda ve 24 yaşındayım artık ve halen çocukluğum için mücadele etmekteyim. Çünkü çocukluk özgürlüktür.”
 
*14 yaşında tutuklanmanın ardından çocukluk ve gençlik yıllarınız cezaevinde geçti. Bu süreç sizi nasıl etkiledi? 
 
“Zindan yaman öğreticidir” der Önder Apo. Bu yaman öğreticiliği 14 yaşında tecrübe etmek, 14 yaşında biri için zindanı daha da yaman öğreten bir hâle getirir. Benim için de öyle oldu. Lakin yaman öğreten zindan karşısında, Önder Apo’nun bende yaratmış olduğu iradeyle ben de zindana karşı yaman öğretici biri oldum. Çocukluğum engellenmiş, daha doğrusu elimden alınmıştı. Hayatın insana sunduğu en değerli zamanlar benden alınmıştı. İlk zamanlar zorluğu çok hissederdim. 14 yıllık hafızam sürekli geçmişi tarıyordu. Anımsadığım sadece son görüntüler oluyordu. Yıkılmış, paramparça olmuş şehrim Nusaybin’i anımsıyordum; zindanla yıkılmış şehrin sokakları arasındaki farkı bulmaya çalışıyordum. Benzerlikler, farklılıklardan çok daha fazlaydı. Ta ki büyük fark, bileğime takılmış soğuk, ağır, demirden yapılmış bir kelepçe olana kadar. Hiçbir zaman bu kelepçeyi kabullenemedim. Kabullenmiş olsaydım, kelepçe bileklerimde değil, artık zihnimde yer alacaktı; bu çok açıktı. Düşüncelerimde dört bir tarafa uçan güvercinlerim kanatsız kalacaktı. En büyük tutsaklığın bu olduğuna inanmıştım. Aslında elimde bir çocukluk yoktu. Çocukluğum için sadece mücadele vardı. Çoğu zaman çok yoruldum, çok zorlandım, çok canım acıdı. Ancak bunları, beni büyütmesini sağlayan yaşanmışlıklara dönüştürmeyi başardım; başarmaya da hâlâ çalışıyorum.
 
Önder Apo’nun belirttiği gibi, “Zindan yaman öğreticidir.” Önemli olan, bizlerin bu gerçeklik karşısında ne kadar yaman bir öğretici olduğumuzdur. Zindandaki 11. yılıma girdim ve artık 24 yaşındayım. Hâlen çocukluğum için mücadele etmekteyim. Çünkü çocukluk; özgürlüktür, masumiyettir, özgür oyunlardır. Zindanın bende bıraktığı izler çoktur. Sert darbeler vurulmuştur. Açılan yaralar ne kadar derin olsa da Önder Apo’nun öğretileri yaralarıma en büyük merhem oldu. Bazen çok şaşırmışımdır; sert darbelerle açılan yaralar, Önder Apo’nun tek bir sözüyle nasıl oluyor da iyileşebiliyordu? O yüzden, çocukluk yıllarımda zindanda olmak çok zorlu da olsa, beni en çok büyüten şey oldu diyebilirim.
 
“Güzelleşmek ve güzelleştirme mücadelesi içerisindeyiz. Öne sürülen gerekçeleri aynı zamanda yaşam ve mücadele tarzımıza karşı bir itibar suikastı olarak değerlendirebiliriz.”
 
 *Cezaevinde çocukluğu geçirmenin sonuçları ne oldu sizin için?
 
Zindanda çocukluğu geçirmenin sonuçlarını nasıl belirtsem bilemiyorum. Bir çocuğun zindanda olması başlı başına zaten olumsuz bir durum. Ancak böyle bir gerçeklik maalesef bu ülkede yer almakta. Ben, bu süreci en azından olumlu bir duruma dönüştürebildiğim kadar dönüştürmeye çabaladım. En büyük kazanımımın özgürlük bilinci edinmek olduğunu söyleyebilirim. Özelde bir kadın olarak cesaretli, korkularının üzerine gidebilen, en önemlisi sistemin görünmeyen zincirlerini görünür hâle getirip ruhuma, zihnime, bedenime ve varlığıma takılan zincirlere karşı mücadele edebilme gücü kazandım. Olumlu durumları, olumsuz durumlardan daha fazla kılmaya çabaladım, çabalıyorum. En büyük olumsuz durumun ise sanırım sadece özlem olduğunu söyleyebilirim.
 
Bizler siyasi tutsaklarız, bundan da önemlisi özgür bir yaşam mücadelesinin sahipleriyiz. Bizler bu bilinçle mücadele yürütürüz. Bizler yaşam ve yaşatma, büyüme ve büyütme mücadelesi veririz. Güzelleşmek ve güzelleştirme mücadelesi içerisindeyiz. Öne sürülen gerekçeleri aynı zamanda yaşam ve mücadele tarzımıza karşı bir itibar suikastı olarak değerlendirebiliriz.
 
“Hiçbir baskı, uygulama ve politika bu mücadeleyi bastıramamış, tam tersine büyütmüştür. Bugün karşımızda duran bu politika da bu mücadeleye karşı oluşturulan bir politikadır.”
 
*Bugün tahliyenizin engelleniyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
28 Temmuz 2025 tarihinde tahliye edilmem gerekirken edilmedim. 3, 6 ve 9 ay olarak üç kez ertelendi. Tahliyemin engellenmesinin elbette hiçbir hukuki yanı yoktur. 2020 yılında cezaevlerine verilen bu yetki ile İdare ve Gözlem Kurulları, aşırı bir özgüvenle hâkimlerden daha hâkim bir hâl aldılar. Bu durumu, zindanlara özel bir yıldırma politikası olarak değerlendirebiliriz. İnsanları kişiliksizleştirme, yıldırma ve iradesiz kılmanın bir adımıdır İGK'ler. Özelde siyasilere uygulanmaya çalışılan bu politika, imansızlaştırma ve umutsuzlaştırmaya dönük bir adımdır.
 
Zindanlarda yürütülen mücadele çok büyüktür. Zindan tarihinden bu yana çok büyük bedeller ve mücadeleler verilmiştir. Hiçbir baskı, uygulama ve politika bu mücadeleyi bastıramamış, tam tersine büyütmüştür. Bugün karşımızda duran bu politika da bu mücadeleye karşı oluşturulan bir politikadır. Bir nevi de bu mücadeleyi kabulleniştir. Çünkü karşımızda duran bu anlayış anlamıştır ki bu mücadele hiçbir şeye boyun eğmeyecektir. “O zaman cezalar uzatılabildiği kadar uzatılsın” denilmiştir. Bununla psikolojik olarak çöktürme amaçlanmıştır. Bunu da tahrik etme girişimiyle sağlamayı amaçlıyorlar. Bunu, İGK’nin hazırladığı değerlendirme raporlarında açıkça görebiliriz.
 
 
“Lakin topluma özelde Türk toplumuna kalıp gibi kabullendirilen bir düşmanlık üzerine düşüyor ve bu algı topluma çok şey kaybettiriyor. Bugün yürütülen değerli süreç de bu algı nedeniyle güçlü ilerlemiyor.”
 
 *Engelleme nedeni olarak öne sürülen gerçekçiler nelerdi? 
 
Örneğin hakkımda en son hazırlanan İGK değerlendirme raporu şöyle; “Genel ve kısmi aramalarda personelin çalışmalarını kolaylaştırmadığı, elektrik ve su tüketiminde tasarruf tedbirlerine uymadığı, kişisel bakımına ve kılık kıyafet temizliğine dikkat etmediği, sağlık tedbirlerine uygun hareket etmediği, kendisini ve başkalarını koruma konusunda duyarla davranmadığı, eğitim-öğretim hayatına yönelik olumsuz tutumda bulunduğu…” gibi birçok söylem ile yaşamımıza, mücadelemize, kültürümüze karşı yürütülen psikolojik çöktürme tahrik etme provokasyona getirmeyi görebiliyoruz. Bunu belirtmemin sebebi bu söylemleri salt bana karşı değil, diğer bırakılmayan arkadaşlarıma da benzer söylemlerin kullanılmasından dolayıdır. Bizler siyasi tutsaklarız, bundan da önemlisi özgür bir yaşam mücadelesinin sahipleriyiz. Bizler bu bilinçle mücadele yürütürüz. Bizler yaşam ve yaşatma büyüme ve büyütme mücadelesi veririz. Güzelleşmek ve güzelleştirme mücadelesi içerisindeyiz. Tüm dünya bilir ki özgürlük hareketinin kendini geliştirme, değiştirme ve dönüştürme konusunda ne kadar büyük ve tutkulu olduğunu. 
 
Bunu Önder Apo’nun öncülüğünde başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinde de görebiliriz. Bu söylemleri öne süren anlayışta ne kadar ahlaklı bir yaşama sahip bir hareket olduğumuzu bilir. Bu güzelliğin farkındadır. Lakin topluma özelde Türk toplumuna kalıp gibi kabullendirilen bir düşmanlık üzerine düşüyor ve bu algı topluma çok şey kaybettiriyor. Bugün yürütülen değerli süreç de bu algı nedeniyle güçlü ilerlemiyor. Oysaki bizim tek düşmanımız çirkinlikler, insana, topluma, yaşama, demokrasiye kaybettiren anlayışa olmalı. İnsanlar, toplumlar-halklar birbirleriyle değil bu anlayışa karşı mücadele etmelidirler. Bizim en büyük savaşımız da kirli ve kaybettiren, özden yoksun anlayışlara karşıdır. Bizim savaşımız, mücadelemiz hiçbir zaman insanlarla özelde Türk halkıyla olmadı, olamazda. Bu sebeple bırakılmamamızda tamamıyla oluşan algıya-zihniyete bağlıyorum ve mücadelemizi de ona göre veriyoruz. Öne sürülen gerekçeler aynı zamanda yaşam ve mücadele tarzımıza karşı bir itibar suikastı olarak değerlendirebiliriz. Özgürlük hareketinin yürüttüğü mücadele aynı zamanda psikolojik bir mücadeledir. Bu bilenen bir hakikattir. Yürütülen politikalarla özgürlük hareketinin mücadelesine gölge düşemez.
 
“Sincan cezaevinde benim de içinde bulunduğum birçok arkadaşın tahliyesi engellendi. İki arkadaşımız haricinde hiçbir tutsak bırakılmadı. Bu duruma bakıldığında özel bir politika yürütüldüğü çok açıktır.”
 
*İGK kurulduğu günden bu yana Sincan’da bulunan kadın tutsakların tahliyesini engelliyor. 2021’den bu yana yalnızca iki kişi şartlı tahliye edildi. Son bir ayda ise 3 kadın tutsağın infazı yakıldı. Bunlara bakınca kurulun varlık amacını nasıl yorumluyorsunuz? 
 
Bu tamamıyla siyasi tutsakların psikolojik olarak yıpratma girişimidir. 2021’den bu yana Türkiye cezaevlerinde İGK’ler ile ciddi bir politika yürütülüyor özelde Sincan Cezaevinde bu politika kendini ciddi bir biçimde hissettiriyor. Bu politikaya karşı hem tutsaklar olarak hem de dışarıda büyük bir hukuki anlamda mücadele yürütüldü ve bu mücadele sonucunda ciddi bir tepkide oluşturuldu. İki arkadaşımızın tahliyesi hepimizi çok sevindirdi ancak bu tamamıyla oluşan tepkileri bir nebzede olsa dindirme amaçlıydı. “Artık Sincan’da tutsakların tahliyesi engellenmeyecek” beklentisi oluşturarak tutsakları bu beklentiye koyup son anda tekrardan cezaları uzatılarak tamamıyla hem tahrik etme hem de umutsuzlaştırma, boyun eğdirme, öfkelendirme bahsettiğim psikolojik savaşın bir politikasıdır. Bizler tüm bu politikaların farkında olarak hukuki olarak mücadelemize hiçbir politikanın etkisinde kalmayarak devam ediyoruz. İGK’lerin varlık amacı tutsakları tamamıyla psikolojik olarak yıpratma amaçlı olduğuna bağlıyorum. 
 
 *Sincan Kadın Cezaevinde tahliyelerin engellenmesinin özel bir politika olduğunu düşünüyor musunuz?
 
Sincan cezaevinde benim de içinde bulunduğum birçok arkadaşın tahliyesi engellendi. İki arkadaşımız haricinde hiçbir tutsak bırakılmadı. Bu duruma bakıldığında özel bir politika yürütüldüğü çok açıktır. Bu durumu tartışmaya dahi gerek yoktur ve ben Sincan’da yürütülen bu özel politikaya tamamen psikolojik yıpratma politikası olarak değerlendiriyorum. Bu politikayla sadece tutsaklar hedef alınmıyor aynı zamanda aileler de hedef alınıyor. Özelde 34 yıllık arkadaşlarımızın aileleri çoğu anne-babaları yaşlı ve tek arzuları da çocuklarının zindandan çıktığını dünya gözüyle görmek. Her seferinde bu sefer olacak deyip büyük bir heyecan ve beklentiye, umuda sarılıyor aileler. Ancak her seferinde de beklentileri yıkılıyor. Pes etmeden her defasında umutlara sarılıyorlar. Bu durumu göz önünde bulundurduğumuzda dahi yaşatılmak istenen yıpratma olarak okunabilir. Bu yürütülen özel politikayla aileler özelde hedef alınmış olabilir. Büyük çerçeveden baktığımızda pek uzak bir ihtimal değildir. Aileler kullanılarak siyasi tutsaklar bu politikayla hedef alınmıştır. Bunun bilincinde olarak ailelerimizde bu politikaya karşı kendini güçlü bir şekilde politikleştirerek cevap olmaktadır. 
 
“Bir arkadaşımız dahi olsa bırakıldığında her bir ağızdan Jin Jiyan Azadi sloganıyla tek yürek olarak sanki hepimiz çıkarılmışız gibi büyük bir heyecan büyük bir mutluluk yaşıyoruz ve sloganlara uğurluyoruz.”
 
*İnfaz yakma kararları sizde nasıl bir etki bırakıyor? Beraber kaldığınız diğer tutsakları da etkiliyor mu bu karar?
 
Tahliye edilmeme durumu beni duygusal anlamda çok etkiledi diyemem. Yürütülen özel politikanın farkındayız. Bu politikanın farkında olarak bende yarattığı etki sadece daha fazla mücadele etmek oldu. Beraber kaldığım arkadaşlarımla da duygularımız, duruşumuz bir desem yeridir. Ancak bırakılmamam elbette onları üzdü. Bir arkadaşımız dahi olsa bırakıldığında her bir ağızdan, “Jin Jiyan Azadî” sloganıyla tek yürek olarak sanki hepimiz çıkarılmışız gibi büyük bir heyecan büyük bir mutluluk yaşıyoruz ve sloganlara uğurluyoruz. Bizler de duygular birdir, birbirini hissetme gücü çok yüksektir. Çok güçlü bir bağla birbirine bağlı yürekleriz. Bunu anlatmak için kelime bulmak çok zor. Her insanın yaşamasını istediğim çok güçlü yoldaşlık bağıdır. Ve bu bağdır tüm zorlukların üstesinden gelmemi sağlayan ve bu yoldaşlığa karşı her daim borçlu hissetmişimdir. 
 
“Sonuçta varlık ve özgürlük yolunda vermiş olduğumuz bu mücadele en haklı ve meşru mücadelemizdir, hiçbir baskı ve durum bizleri pişmanlık hissine dahi götüremez.”
 
*Kurula çıkma, orada bulunma nasıl gerçekleşiyor? Ne gibi sorular soruluyor?
 
Kurula ben ilk defa çıkıyorum diğer iki kurula isteğimle çıkmamıştım. Ancak bırakılmama gerekçesi olarak öne sürülen üçüncü kurulda çıktım. 24 Mayıs 2026 İGK’nin belirlediği tahliye tarihimdi, bu tarihten 15 gün önceden çağrılıyoruz. Birinci ve ikinci müdür psikolog, eğitim birimi, teknisyen, beş gardiyan ve diğer birimlerden sorumlu birer kişi bulunuyor. Bana sorulan sorular; Nerelisin,  tutuklandığında kaç yaşındaydın, ceza evinde zamanını nasıl geçirdin, eğitim ve okuma konusunda ne düşünüyorsun, çıkınca ne yapacaksın, Nusaybin olaylarını suç olarak görüyor musun, suç işleme potansiyeli görüyor musun  kendinde, pişman mısın, suç işlediğine inanıyor musun, Nusaybin’e gidecek misin. Ancak kurula çıkan diğer arkadaşlarıma anneyse “yemek yaptın mı?” , “lise arkadaşın nerede, bahsettiğiniz değerler devletin değerlerimi” gibi açıkça tahrik etmeye dönük sorular da soruluyor.
Siyasi tutsaklara hiç bıkılmadan sorulan bir soru gözaltından, tutuklamaya ardından cezaevine ve ilerleyen süreçlerde sürekli “pişmanlık duyman gereken bir durumdasın” baskısı yaratılmak isteniyor. İGK’lerde de “pişman mısın” sorusu yer alıyor. Gözaltında bugüne hep karşılaştığım bir soru olmuştur. İlk başlarda çok tepkisel cevaplar verirdim şimdi daha olgun politik yaklaşarak hem yaratılmak istenen tahrik etmenin önünü alıyor hem de mücadele amacımı ve mücadele ile asıl amacımızın ne olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Algıları da politik bir tutumla değiştirmek istiyoruz. Sonuçta varlık ve özgürlük yolunda vermiş olduğumuz bu mücadele en haklı ve meşru mücadelemizdir, hiçbir baskı ve durum bizleri pişmanlık hissine dahi götüremez. 
 
*Kurulda neye göre değerlendirme yapılıyor? 
 
Kurul sadece yürüttüğü (özelde Sincan) politikasına dönük hareket ederek değerlendirme yapar. Raporları ona göre hazırlar. Tahrik ve provokasyona gelebilmemiz için birçok abes soru soruluyor. Bu soruları da tahmin edebildiğimiz için benim açımdan farklı bir durum veya dikkatimi çekecek bir soru olmadı. Ancak kurula çıkan diğer arkadaşlarım İGK üyeleri tarafından sorulan soruların polis sorgusu gibi olduğu ve soruları kızarak tepkisel sorduklarını paylaşmışlardı. Bunu da burada paylaşmak isterim.
 
“Özelde burada bulunan İGK üyeleri beklenen yasal sürecin tam anlamıyla gerçekleşmesini ve ona göre bir adım atma beklentisi var gibi bir durumu da insan hissedebiliyor. Bu durum bile başlı başına demokratik toplum sürecinin önemini gösteriyor.”
 
*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile başlayan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinde yasal düzenlemeler beklenirken cezaevlerinde tahliyelerin idare kararlarıyla engellenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Önderimiz Sayın Abdullah Öcalan tarafından başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum” sürecini büyük bir önemle sahipleniyoruz. Bu süreç Türkiye ve Türkiyeli halklar için çok önemli ve değerli bir süreçtir. Bu süreç içinde büyük kazanımlar barındırıyor. Bu sebeple herkes katılım göstermeli. Lakin bu sürece karşı çok fazla tahrik, provokasyon ve algı yürütülüyor özelde Sincan Cezaevi olmak üzere cezaevlerinde bu denli tahliyelerin engellenmesi de bu sebepledir. Bir başka neden ise var olan hukuka karşı çok fazla güvensizlik olduğudur. “Biz hukuk devletiyiz” diyenler bile kendilerini güvencesiz hissedebiliyor. İGK üyeleri de her seferinde hukuk ve adaletli olduklarından söz ederler. Bu söylemlerine inanıyorlar. Ancak tuhaf olan inandıkları hukuka karşı titrek bir yaklaşım içerisinde olmalarıdır. Bir korkudan bahsedilebilir. “Tutsakları güvence olmadan bırakmam” gibi bir durum söz konusu da olabilir. Özelde burada bulunan İGK üyeleri beklenen yasal sürecin tam anlamıyla gerçekleşmesini ve ona göre bir adım atma beklentisi var gibi bir durumu da insan hissedebiliyor. Bu durum bile başlı başına demokratik toplum sürecinin önemini gösteriyor. 
 
*Cezaevlerine dönük baskı ve engellemelerin devam etmesi sizce süreci nasıl etkiliyor? Sürece dair toplumsal inancı etkiliyor mu? 
 
Cezaevlerine dönük oluşturulan bu baskı tamamıyla umutsuzlaştırmaya dönük olduğu için özelde aileler hedef alınarak umutsuzlaştırılmak isteniliyor. Böyle devam etmesi, toplumsal anlamda özelde Kürt halkında devlete karşı zayıf olan inancın daha da zayıflamasına inancın iyice ortadan kalkmasını elbette etkiliyor. Ancak Kürt halkı artık daha fazla politik bir halk olma özelliğine sahip ve bu politik tutumu sayesinde tüm provokasyonlara, tahriklere karşı politik ve güçlü bir tutum sergiliyor. “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine de en güçlü desteği ve emeği veren halktır. Çünkü barışın önemini en iyi bilen halklardan biridir. Bizler bu sürece önderliğimizin öncülüğünde büyük inanca sahibiz ve bu inançla çalışmalarınızda başarılar dileyerek saygı be sevgilerimi sunuyorum.