İran’da ‘ekmek’ten isyana, isyandan ‘Jin jiyan azadî'ye

  • 09:10 5 Ocak 2026
  • Güncel
Dilan Babat
 
HABER MERKEZİ - Ekonomik kriz, yoksulluk ve devlet şiddetiyle derinleşen toplumsal öfke, İran’da son 15 yılda dalga dalga sokağa taştı. 2022’de Jîna Emînî’nin katledilmesiyle “Jin, Jiyan, Azadî” etrafında birleşen isyan, 2025 sonu ve 2026 başında ekonomik çöküşün etkisiyle yeniden yaygınlaşarak kadınların ve ezilen halkların özgürlük mücadelesine dönüştü.
 
İran’da son 15 yılda gelişen protestolar, çoğu zaman ekonomik kriz, yoksulluk ve zamlar gerekçe gösterilerek başladı. Ancak her dalgada devlet şiddetiyle karşılaşan toplumsal itirazlar, kadınların ve ezilen halkların hedef alınmasıyla daha derin bir özgürlük mücadelesine evrildi. 2022’de Jîna Emînî’nin devlet gözetiminde katledilmesiyle “Jin, Jiyan, Azadî” ortak slogan haline gelirken, ekonomik çöküşün derinleştiği 2025 sonu ve 2026 başında protestolar yeniden yaygınlaştı.
 
Ekonomik kriz, yoksulluk ve bastırılan öfke
 
İran’da protestoların temelinde uzun yıllardır süren yapısal bir ekonomik kriz bulunuyor. Yüksek enflasyon, işsizlik, ücretlerin erimesi, temel gıda ve enerjiye erişimde yaşanan sorunlar milyonlarca insanın yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Özellikle emekçiler, kadınlar, gençler ve çevre bölgelerde yaşayan halklar bu krizden en fazla etkilenen kesimler oldu. Ancak ekonomik taleplerle başlayan her protesto dalgası, kısa sürede siyasal bir karakter kazandı. Bunun en temel nedeni, rejimin ekonomik sorunlara çözüm üretmek yerine itirazları güvenlikçi politikalarla bastırması, gözaltı, işkence ve yargı tehdidini devreye sokması oldu. Böylece “ekmek” talebi, doğrudan “yaşam hakkı” ve “özgürlük” talebine dönüştü.
 
2009: Sandık itirazı ve sokak deneyimi
 
 
2009 yılında cumhurbaşkanlığı seçimlerine hile karıştığı iddiasıyla başlayan ve “Yeşil Hareket” olarak anılan protestolar, İran’da modern dönem kitlesel sokak hareketlerinin ilk büyük örneklerinden biri oldu. Başlangıçta oy hakkı ve seçim meşruiyeti üzerinden şekillenen itirazlar, kısa sürede rejimin baskıcı yapısına yöneldi. Devletin sert müdahalesiyle bastırılan bu süreç, kadınların sokakta daha görünür hale gelmesi, gençlerin politikleşmesi ve kolektif eylem hafızasının oluşması açısından belirleyici bir eşik yarattı.
 
2017–2018: Yoksulluk isyanı
 
2017 yılının Aralık ayında Meşhed’de başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestoların merkezinde ekonomik talepler vardı. Artan işsizlik, hayat pahalılığı ve yolsuzluk iddiaları, özellikle kırsalda yaşayan yoksul kesimleri sokağa çıkardı. Bu süreçte dikkat çeken nokta, protestoların yalnızca büyük kentlerle sınırlı kalmaması, İran’ın çevre bölgelerinde de yaygınlaşması oldu. Sloganlar hızla rejimi hedef alırken, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi çok sayıda gözaltı ve ölüme yol açtı.
 
Kasım 2019: Yakıt zammı, internet karartması ve kitlesel katliam
 
15 Kasım 2019’da hükümetin benzin fiyatlarını bir gecede artırması, İran tarihinin en kanlı protesto dalgalarından birini tetikledi. Günler içinde onlarca kentte protestolar büyürken, devlet interneti büyük ölçüde kesti ve ülkede fiili bir bilgi karartması uygulandı. Uluslararası insan hakları örgütlerine göre yüzlerce kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateşle katledildi. Binlerce kişi gözaltına alındı, işkenceye uğradı. Bu süreçte hiçbir yetkili hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi, cezasızlık politikasını kalıcılaştırdı. 2019, İran toplumunda “ekonomik gerekçelerle sokağa çıkanların topluca hedef alınabileceği” gerçeğini acı biçimde ortaya koydu ve sonraki isyanların psikolojik eşiğini belirledi.
 
2021: Su krizi ve yaşam hakkı mücadelesi
 
2021 yazında Huzistan eyaletinde yaşanan su krizi, ekoloji ve yaşam hakkı eksenli protestoları gündeme getirdi. Susuzluk, altyapı yetersizliği ve yoksulluk nedeniyle sokağa çıkan halka güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Bu süreç, İran’da ekolojik yıkımın ve bölgesel eşitsizliklerin de ekonomik krizle iç içe geçtiğini gösterdi. Arap, Kürt ve Beluç nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerin daha ağır baskıya maruz kalması, ulusal baskı politikalarının sınıfsal ve etnik boyutunu görünür kıldı.
 
2022: Jîna Emînî  
 
13 Eylül 2022’de ahlak polisi tarafından “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltına alınan Jîna Emînî’nin , üç gün sonra devlet gözetiminde yaşamını yitirdi. Jîna’nın Emînî’nin  ölümü, yıllardır biriken öfkenin ülke çapında patlamasına neden oldu. Kürt kadın hareketinden doğan “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı, kısa sürede İran genelinde ve dünya çapında direnişin ortak dili haline geldi. Protestolarda kadınlar ön saflarda yer aldı; zorunlu örtünme dayatması, devlet şiddeti ve cezasızlık politikaları hedef alındı. Devletin yanıtı yine şiddet oldu. Güvenlik güçleri protestolara ateş açtı, yüzlerce kişi katledildi, binlercesi gözaltına alındı. Öldürülenlerin aileleri tehdit edildi, yas tutmaları dahi engellendi.
 
2023–2024: Bastırma politikaları ve süren direniş
 
2022 isyanının ardından rejim, hem yargı yoluyla hem de toplumsal yaşamı denetleyen yeni uygulamalarla baskıyı artırdı. Kadınlara dönük zorunlu örtünme politikaları sertleştirildi, protestolara katılanların aileleri hedef alındı. Buna rağmen direniş tamamen sönümlenmedi. Kadınlar, gençler ve emekçiler farklı biçimlerde itirazlarını sürdürdü; kültürel üretim, anmalar ve sembolik eylemlerle “Jin, Jiyan, Azadî” hafızası canlı tutuldu.
 
2025 sonu – 2026 başı: Ekonomik çöküş ve yeni dalga
 
2025’in son aylarında İran riyalinin sert değer kaybı, enflasyonun yeniden tırmanması ve yaşam maliyetinin artmasıyla protestolar yeniden yaygınlaştı. Pek çok kentte emekçiler, emekliler ve gençler sokağa çıktı. Bu yeni dalga, 2019 ve 2022 deneyimlerinin birikimiyle şekillendi. Ekonomik talepler, kadınların özgürlük mücadelesi ve siyasal baskıya karşı itiraz bir arada dile getirildi. Devlet ise bir yandan “reform” mesajları verirken, diğer yandan güvenlikçi dili ve müdahale tehdidini sürdürdü.
 
Biriken isyanın ortak hattı
 
İran’da son yıllarda yaşanan tüm protestolar, birbirinden kopuk değil; aksine birbirini besleyen bir direniş hattının parçaları. Ekonomik kriz, kadınların bedeni üzerinden kurulan devlet şiddeti ve cezasızlık politikaları iç içe geçtikçe, toplumsal itiraz da daha politik, daha kolektif bir karakter kazandı. “Jin, Jiyan, Azadî”, bu nedenle yalnızca bir slogan değil; İran’da yoksullaştırmaya, patriyarkaya ve devlet şiddetine karşı yükselen tarihsel bir yaşam ve özgürlük çağrısı olarak varlığını sürdürüyor.