Kapatma politikasının yeni adresi: Aile yılı
- 09:07 2 Haziran 2026
- Güncel
İSTANBUL- Kadın Zamanı Derneği Başkanı Şükran Demir, kadın bedeninin nüfus politikalarının merkezine yerleştirildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile Ocak 2025 yılında ilan edilen 2026- 2035 “Aile ve Nüfus 10 Yılı” programı, kadına yönelik şiddeti derinleştiriyor. Doğurganlığı teşvik eden, kadın bedenini nüfus politikalarının merkezine yerleştiren uygulamalar; artan kadın katliamları, şiddet, taciz vakalarıyla birlikte ele alındığında, kadın örgütleri bu sürecin “erkek-devlet şiddetini derinleştirdiğine” dikkat çekiyor.
'Kadınlar meta olarak tanımlanıyor'
İktidarın "Aile ve nüfus 10 yılı" programını değerlendiren Kadın Zamanı Derneği Başkanı Şükran Demir, kadınların "meta" olarak tanımlandığını vurguladı. Programda yer alan doğurganlık meselesinin kadınlar açısından başlı başına bir haksızlık olduğunu da belirten Şükran Demir, "Kadınlar bugün bile yaşam hakkı için mücadele vermek zorunda kalıyor. Normal bir günün içinde hayatın olağan akışı içerisinde gerçekten hayatta kalmak için ekstra çaba vermek zorunda bırakılıyor. Şimdi her yıl artarak devam eden kadın cinayetlerini düşündüğümüz zaman ailenin bu kadar ön plana çıkarılması, aile vurgusunun bu kadar güçlendirilmesi, haliyle kadınların bireysel olarak da özgürlüklerini de yok sayarak bunun kurulduğunu tabii ki de biliyoruz, farkındayız. Bu yüzden bunun karşısında mücadele vermek zorunda da hissediyoruz. Buradaki o genç nüfus, işte gençlerin erken evliliğe teşvik edilmesi, bu teşvik kısmının da kredi çekmek üzerinden konumlandırılıyor olması, tekrar tekrar sorgulanması ve üzerine düşünülmesi gereken bir durum. Bugün hiç kimse siyasi, sosyal ve ekonomik ve diğer bütün açılarda zaten rahat hissetmiyorken tekrar kendi hanesinde yeni bir çocuk doğurma kaygısını bu kadar yoğun taşıyorken, küçük meblağ bir krediyle bunun halledilmeyeceğini toplum olarak hepimiz biliyoruz, farkındayız" diye konuştu.
'Yapılmak istenen program teşvik yaratmayacak'
Kadınların öncelikle siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarındaki sorunların iyileştirmesi gerektiğine vurgu yapan Şükran Demir, "Kadınları koruyabilecek bir sözleşmeden bir gecede çekilebiliyorken bugün sayısızca kadının katliamına tanık olmak zorunda bırakılıyoruz. Ama günün sonunda gerçekten karar alıcılar, politika yapıcılar bunun karşısında nasıl daha iyi önlem alınabilir, nasıl bunun önü kesilebilir kısmını hiçbir şekilde gündemine almıyor. Fakat sırf üretimin sürekliliği için ve o sömürünün devamı için bugün, nüfus geriye düşüyor ve bunu kurtarmamız gerek fikriyle böyle bir yola girişiliyor ve 10 yıllık bir plan açıklanabiliyor. Haliyle kadınlar da 'Ne için İstanbul Sözleşmesinden geri çekildiler ve neden 6284 hakkıyla uygulanmıyor? Cezasızlık politikalarına neden son verilmiyor?' sorusunu sorarak aslında bunun karşısında mücadelesini biraz daha da kenetlenen bir yerden kurmaya çalışmakta. Bununla birlikte zaten bu kısma gelene kadar ekonomi, eğitim alanı, diğer bütün sosyal hakların iyileştirilmesiyle aslında bir şeyler değişebilir. Fakat bunlar için herhangi bir adım atılmıyor. Bunların düzeltilmesi için, iyileştirilmesi için bir girişim de görmüyoruz. Oradaki o vadedilen şeyler bence çok da bir teşvik noktası da yaratmayacak. Çünkü toplum bunun farkında. Neyin içinde olduğunu, gelecekte kendisini neyin beklediğini iyi biliyor. Özellikle kadınlar evlendiğinde dört duvarın arasında hapsedilebileceğinin ekonomik bağımsızlığını yitirebileceğinin güvencesiz iş alanlarına sürüklenebileceğinin ya da her an bir katledilme durumuyla karşı karşıya kalabileceğinin çok farkında" dedi.
‘Saldırılar karşında kenetlenelim’
"Aile ve nüfus on yılı" programı ile başa çıkmanın yolunun ortak mücadele hattından geçtiğine dikkat çeken Şükran Demir, “Kadınlar olarak şunun da farkındayız. Siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer bütün alanların iyileştirilmesi için mücadelemizi büyütmeliyiz. Özellikle eğitim noktasında daha fazla kenetlenmek, birleşmek önemli” diye belirtti.







