Kayıp yakınları üç kentten seslendi: Hakikat açıklansın

  • 14:16 28 Şubat 2026
  • Güncel
HABER MERKZİ - Kayıp yakınları üç kentte yaptıkları eylemde şöyle seslendi: “Hakikat açıklanmadan barış kurulmaz."
 
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla bu hafta Amed, Êlih ve Colemêrg’in Gever ilçesinde eylemlerine bu hafta da devam etti. 
 
Amed 
 
İHD Amed Şubesi ile kayıp yakınlarının her hafta düzenledikleri eylemi, 890’ıncı haftasında Amed’in Yenişehir ilçesindeki Koşuyolu Parkı Yaşam Anıtı önünde sürdü. Kayıpların fotoğraflarının yer aldığı pankart açıldı; katılımcılar kayıpların fotoğraflarını taşıdı. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde bu hafta, 20 Şubat 1994’te İstanbul’un Bakırköy ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınamayan Cüneyt Aydınlar’ın hikâyesi okundu.
 
‘Zorla kaybetme insanlığa karşı suçtur’
 
Cüneyt Aydınlar’ın teyzesi Nuray Barçin, “Bugün burada yarım bırakılmış bir hayatın, mezarsız bırakılmış bir insanın sesi olarak konuşuyorum” dedi. Nuray Barçin, Cumartesi Anneleri olarak 28 Şubat 1994’te gözaltında kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ı anmak ve akıbetini yeniden sormak için alanda olduklarını söyledi.
 
Cüneyt Aydınlar’ın gözaltına alındığında devletin gözetimi altında olduğunu belirten Nuray Barçin, şöyle konuştu: “Devletin gözetimi altındaki bir insanın yaşam hakkından kim sorumludur? Gözaltındaki bir insan nasıl kaybolur? Nasıl ağır işkence izleriyle tanıkların karşısına çıkar? Nasıl silah seslerinden sonra bir daha kendisinden haber alınamaz? Bizler etkili, bağımsız ve şeffaf bir soruşturma talep ediyoruz. Eğer bu olayda adı geçen kamu görevlilerinin bir sorumluluğu yoksa, bunu hukuk ortaya koymalıdır. Eğer sorumluluk varsa, hukuk gereğini yapmalıdır. Çünkü yaşam hakkı Anayasa ile güvence altındadır. Çünkü işkence mutlak yasaktır. Çünkü zorla kaybetme insanlığa karşı suçtur ve zaman aşımına uğramaz.”
 
‘Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz’
 
Nuray Barçin, 27 Şubat 2025’te başlayan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına da işaret etti. Kayıp annelerinin yıllardır meydanlarda olduğunu hatırlatan Nuray Barçin, kayıp yakınlarının talebinin “evlatlarının akıbeti” olduğunu söyledi. Nuray Barçin, konuşmasına şöyle devam etti: “Sadece bir şey için; Evlatlarının akıbeti. Onlar bir isim aramıyor. Bir mezar arıyor. Bir kemik parçası arıyor. Bir hakikat arıyor. Çünkü mezar olmadan yas tutulmaz. Hakikat olmadan barış kurulmaz. Zaman acımasızdır. Anneler birer birer evlatlarının mezarına sarılamadan aramızdan ayrılıyor. Bir dua okuyamadan, bir mezar taşına dokunamadan. Biz geride kalanlar, kayıplarımızın en küçük bir parçasını dahi bulup toprağımıza götürebilmek için mücadele ediyoruz. Tarih boyunca savaşlardan sonra bile ölüler ailelerine teslim edilmiştir.
 
Çünkü ölüye saygı insanlığın en temel değeridir. Bu süreçte taraf olan herkese anneler adına sesleniyoruz; gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerini açıklayın. Faili meçhul cinayetleri aydınlatın. Mezarsız bırakılanları mezarlarına kavuşturun. Hakikat açıklanmadan toplumsal barış kurulamaz. Meclis’te kurulan komisyonda kayıplarımızı anlattık. Fakat hazırlanan raporda zorla kaybetmeler yok sayıldı. Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz. Biz buradayız.
 
Vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz. Ve sormaya devam edeceğiz; Cüneyt Aydınlar nerede?”
 
Cüneyt Aydınlar’ın hikâyesi
 
İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Berfin Elçi, Cüneyt Aydınlar’ın hikâyesini okudu. Berfin Elçi, Cüneyt Aydınlar’ın 90’ların başında Amed’deki ailesinin yanından üniversite eğitimi için İstanbul’a gittiğini belirtti.
 
Berfin Elçi’nin aktardığına göre Cüneyt Aydınlar, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisiyken 20 Şubat 1994’te bir arkadaşıyla buluşmak için Bakırköy/İncirli’de bulunan Ömür Durağı’na gitti. Burada TEM polisleri tarafından bir operasyon kapsamında gözaltına alındı. Gözaltına alınan 14 kişiyle birlikte Gayrettepe’deki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Berfin Elçi, Cüneyt Aydınlar’ın yedi gün kayıt dışı gözaltında tutulduğunu, 27 Şubat 1994’te gözaltı kaydı yapıldığını söyledi.
 
Berfin Elçi, 28 Şubat 1994 akşam saatlerinde TEM Şubesi’nde görevli polislerin Cüneyt Aydınlar’ı Beyoğlu Çukurcuma Kadirler Yokuşu’na götürdüğünü belirtti. Mahalle sakinlerinin, otuz kadar polis eşliğinde elleri kelepçeli getirilen Cüneyt Aydınlar’ın kanlar içinde olduğunu, bir bacağının kırık olduğunu ve ayakta duramadığını gördüğünü aktardı. Elçi, polislerin yer gösterme sırasında “Dur” ihtarına uymayarak kaçtığı ve yakalanamadığı yönünde tutanak tuttuğunu söyledi.
 
Cüneyt Aydınlar ile birlikte gözaltında tutulan 14 kişinin tutuklanıp cezaevine gönderildiğini de hatırlatan Berfin Elçi’nin okuduğu metinde, bu kişilerin 17 Mart 1994’te avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada Cüneyt Aydınlar’ı 2 Mart 1994’e kadar gözaltında gördüklerini söyledikleri belirtildi. Berfin Elçi, ağır işkence gören Cüneyt Aydınlar’ın 2 Mart 1994’te kendisine “Ölmeye hazır mısın? Ölmeye gidiyorsun” denilerek altı polis tarafından sürüklenip hücresinden çıkarıldığını ve bir daha görülmediğini aktardı.
 
‘Dosya zaman aşımına uğradı’
 
Ailenin başvurusu üzerine İHD avukatlarının olayı araştırdığını dile getiren Berfin Elçi, 25 Mart 1994’te İHD İstanbul Şubesi’nin basın açıklaması yaparak TEM Şubesi'nin gözaltına aldığını kabul ettiği Cüneyt Aydınlar’ın kaybedildiğini duyurduğunu ve İçişleri Bakanlığı’ndan açıklama talep ettiğini aktardı. Berfin Elçi, ailenin ve İHD’nin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün “Cüneyt Aydınlar’ın yer gösterme esnasında ellerinden kaçtığı” iddiasını sürdürdüğünü ifade etti. Elçi, Cumhuriyet Savcısı’nın olayı soruşturmak yerine bu senaryoyu esas aldığını ve Cüneyt Aydınlar hakkında yakalama kararı çıkardığını söyledi. Elçi, hâkimin polis ifadelerini esas alarak beraat kararı verdiğini, savcılığın ise zaman aşımını gerekçe göstererek şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini aktardı. Berfin Elçi, “Kaç yıl geçerse geçsin Cüneyt Aydınlar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
 
Açıklamanın ardından bir dakikalık oturma eylemi yapıldı.
 
Êlih
 
Êlih'te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 726'ncı haftasında Gülistan Caddesi'nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde devam etti. Bu haftaki eylemde, 1 Mart 2001 yılında Êlih Merkez Japon Pasajı çevresinde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan aynı köylüler Tahir Aslan ile Mehmet Ali Aslan'ın akıbeti soruldu.
 
Tahir ile Mehmet Ali Aslan'ın kaybedilme hikayesini İHD yöneticisi Abdurrahman Yıldırım okudu. Okunan hikaye şu şekilde: "Edinilen bilgi ve kayıtlara göre; 1 Mart 2001 tarihinde saat 12.30 civarında 15'inci Cadde Japon Pasajı yanı Döviz Bank karşısında, sivil giyimli silahlı ve telsizli kişiler tarafından gözaltına alınarak 72 AF 678 plakalı araç ile götürülmüşler. Tahir Aslan ve Mehmet Ali Aslan yakınları 2 Mart 2001 tarihinde Batman Valiliği, Batman Cumhuriyet Savcılığı ve Batman Emniyet Müdürlüğü nezdinde yapılan başvuruları sonucunda yakınlarına Tahir Aslan ve Mehmet Ali Aslan’ın Jandarma tarafından gözaltına alındığı ve Batman Jandarma Alay Komutanlığı’nda bulunduğu bilgisi verilmiştir. Ailelerinin tüm arama ve başvurularına rağmen kayıplar hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır."
 
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
 
Colemêrg 
 
İHD ve kayıp yakınlarının Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesindeki eylem 216’ncı haftasında devam etti. Sanat Sokağı’ndaki eylemde gözaltında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde 20 Şubat 1994’te kaybedilen Mehmet Yaşar’ın akıbeti soruldu. Açıklamayı İHD Colemêrg Şubesi Kayıplar Komisyonu Sözcüsü Eren Baskın okudu.
 
Türkiye’de 90’lı yıllarda gözaltında katledilenlerin sayısı azımsanamayacak şekilde çok olduğunu ifade eden Eren Baskın, “Cumartesi Annelerinin güçlü duruşu sokaklardan, meydanlardan dünyaya doğru açılan bir umut kapısı olmaya başladı. Bu umut gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin hukuksal zeminde aranması ve sorumluların gerçek bir adalet olgusu ile yargılanmaları umuduydu. Bu umudu bu gün yan yana durup kayıplarımızın akıbetini sorarak daha da büyütüyoruz.  Mehmet Yaşar, 28 Şubat 1994 yılında kaçırılıp katledilen Mehmet Zeki Yılmaz’ın akıbetini sormak için evden çıktı ve bir daha geri dönmedi. Mehmet Yaşar, gözaltında katledilen yakın dostu Mehmet Zeki Yılmaz’ın cenazene törenine katıldı. Cenaze sırasında Mehmet Yaşar göz hapsine alındı ve takip edilmeye başlandı. Bir akrabasının evine sığınan Mehmet Yaşar’ın bulunduğu ev ablukaya alındı ve akşam saat 20.00 sularında evde kimlik sorgulaması yapan polis ekipleri ’bizimle emniyete geleceksin’ diyerek Mehmet Yaşar’ı gözaltına aldı” dedi.
 
'Gözaltına alınarak kaybedildi'
 
Ailesi Mehmet Yaşar’ın gözaltına alındığı haberi üzerine bir çok resmi kuruma başvurduğunu ancak sonuç alamadığını ifade eden Eren Baskın, “Herhangi bir soruşturma başlatılmadığı gibi ailenin adalet arayışı tehdit ve inkar ile sekteye uğratıldı. Bir dönem bölgede birçok insanımızı katleden yapının unsurlarından olan ve daha sonra yazdığı bir kitap ile tüm cinayetler açısından bilgiler veren Kahraman Bilgiç isimli itirafçı, Mehmet Yaşar’ın gözaltına alınarak katledilmesi olayı ile ilgili ‘Mehmet Yaşar, Tabur Komutanı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla alınıp tabura getirildi. Çok ağır işkence yapıldı, işkence sonucu dirsek kemikleri görünüyordu. Daha sonra helikoptere bindirip götürdüler ve geri getirilmediğine tanık oldum, büyük ihtimalle helikopterden atılmıştır’ dedi. Bu açıklamalara rağmen etkin bir soruşturma yürütülmedi. Tüm adli merciler bu inkar siyasetinin bir parçası oldular. Mehmet Yaşar henüz 32 yaşında insanların gözleri önünde gözaltına alınarak kaybedildi” diye kaydetti.