Anadilde eğitimden barış müfredatına: Demokratik eğitim nasıl kurulmalı?

  • 09:06 27 Ağustos 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - Eğitim emekçileri, toplumsal barışın kalıcılaşmasının eğitim sisteminin demokratikleşmesiyle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekerek; tekçi, milliyetçi ve militarist eğitim anlayışının yerine farklı dil, kimlik ve kültürleri eşit biçimde kapsayan bir eğitim sisteminin inşa edilmesi gerektiğini belirtti.
 
Eğitim Sen, Ankara'da bulunan bir otelde "Eşitlik ve Özgürlük İçin" şiarıyla 6. Demokratik Eğitim Kurultayı 25 Ağustos’ta başladı. 5 gün boyunca gerçekleşecek olan Kurultay’da çeşitli atölye çalışmalarının yanı sıra eğitimin demokrasi sorunları, eşit ve bilimsel eğitim tartışmaları yürütülecek.  Kurultaya birçok kentten temsilcinin yanı sıra uluslararası sendikalardan da katılım sağlandı. 
 
Kurultay katılımcılarından Eğitim Sen Wan Şube Eşbaşkanı Funda Demir Bozkurt ve Amed 2 No’lu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay demokratik ve eşitlikçi bir eğitim için gereklilikleri değerlendirdi.
 
‘Eğitim sürecine barışı yerleştirirsek inşanın öncüsü oluruz’
 
Funda Demir Bozkurt, burada yürütülen tartışmaların ve ortaya çıkan sonuçların demokratikleşme ve barış süreci için çok kıymetli olacağını söyleyerek, “Eğitim alanına baktığımız zaman, yıllardır gelişmiş olan tekçi, cinsiyetçi, ana dilinden uzak, müfredatı daha çok militarizm üzerine kurulu ve özellikle iktidarların toplum mühendisliği aracı olarak kullandığı eğitim sisteminin değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu süreç, toplumun yeniden inşasını gerektiren bir süreç. Barış dilinin toplumsallaşması, barışın kalıcılaşması için en temelde eğitimin rol alması gereken bir süreç. Dolayısıyla biz, müfredattan başlayarak tüm eğitim sürecine barışı ne kadar yerleştirebilirsek, özgürlük ve demokrasi bilincini ne kadar yerleştirebilirsek aslında o kadar büyük bir inşanın öncüsü olmuş olacağız” dedi.
 
Çok dil temelli eğitim
 
Şu an eğitim sisteminde çok ciddi problemlerin olduğunu ifade eden Funda Demir Bozkurt, bu problemlerden birinin ana dilde eğitim olduğunu söyledi. Funda Demir Bozkurt, “Türkiye çok dilli, çok kültürlü bir ülke ve dolayısıyla tekçi bir anlayışla yürütülen eğitim sistemi, tüm farklı kültürlerin ve dillerin yok olmasının zeminini oluşturuyor. Yıllardır biz eğitimcilerin de şöyle bir problemi vardı: Ana dilde eğitim mücadelesini sadece pedagojik açıdan değerlendiriyorduk. Oysa bugün geldiğimiz noktada, aslında bunun pedagojik bir eksiklikten ziyade en temelde bir insan hakkı olduğu gerçeğinden yola çıkarak ana dilde ve çok dil temelli bir eğitim sürecinin gerçekleşmesi gerekiyor. Bununla birlikte müfredatın barış diline evrilmesi gerekiyor. Tekçi, cinsiyetçi, sadece militarizmi, bir cinsi veya bir ulusu önceleyen müfredattan uzaklaşıp bu çok kültürlülüğü ve barışın getirdiği bütün süreçleri müfredata yerleştirmek gerekiyor. En temelde belki de bu süreci bir barış müfredatıyla taçlandırmak gerekiyor” sözlerini kullandı.
 
Barış müfredatı neden gerekli?
 
“Barış müfredatından kastımız da şudur” diyerek devam eden Funda Demir Bozkurt, “Bir kere tekçilikten, milliyetçilikten ve militarizmden uzak; ekolojik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi bir müfredatın oluşması, en temelde toplumun bu barışı ne kadar kalıcılaştıracağının da öngörüsünü bizlere sunuyor. Bizim iddiamız burada tamamen bir barış müfredatı oluşturmak, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni böyle bir müfredatla eğitimde taçlandırmak. Bizler eğitim emekçileri olarak sürecin toplumsal boyutunun ne kadar kıymetli olduğunu biliyoruz. Çünkü okul öncesinden başlayıp üniversitede, yaygın eğitim kurumlarında ve örgün eğitim kurumlarında barışın neler yaratacağını, toplumsal uzlaşıyı nasıl sağlayacağını, demokrasiyi ve özgürlüğü nasıl getireceğini biliyoruz. Biz eğitim emekçileri, özellikle Eğitim Sen emekçileri olarak bu sürecin inşasında yer almanın çok kıymetli olduğuna inanıyoruz” dedi.
 
Eğitim ve demokratikleşme ilişkisi
 
Ana dilde eğitim meselesinin, özellikle toplumsal barış ilişkisi açısından çok önemli bir yerde durduğunu ifade eden Eğitim Sen Amed 2 No’lu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay, “Öncelikle demokratikleşme ve eğitim arasında zaten çok sıkı bir ilişki var. Evet, bir süreç başladı; barışa geçiş süreci diye adlandırıyoruz. Şu anda çerçeve yasayla beraber çok daha önemli bir zemine geçildi. En azından 40 yıldır devam eden bir savaş sürecinin ardından artık Kürt meselesi biraz daha yasal düzlemde konuşulmaya başlandı. Bu açıdan çok kıymetli. Tabii ki diğer koşulların oluşması; ana dilde eğitim, ana dilde sağlık hizmetleri ve ana dilde diğer kamusal hizmetler başta olmak üzere bizler bu mücadeleyi sürdürecek ve bunların yaşamsallaşması için politikalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Şimdi eğitim ve demokratikleşme ilişkisi gerçekten bugün hem sosyal bilimler hem eğitim bilimleri hem de sosyoloji açısından çok kesişimsel bir yerde duruyor. Çünkü eğitim sistemi demokratikleşebilirse toplumun kendisi de demokratikleşebilir. Ama bizler bugün Türkiye’deki eğitim sisteminin zaten homojen olduğunu, dolayısıyla tekçi bir yerden dizayn edildiğini, tek kimlik dikkate alınarak inşa edildiğini ve gerçekten eğitim sisteminin bütün bileşenlerine; eğitim emekçilerine, öğrencilere ve velilere bu tekçiliği dayattığını ve aslında onlardan bu tekçiliği inşa etmelerini beklediğini ifade ediyoruz. Eğitim sisteminin böyle olmaması gerektiğine dair eleştirilerimizi Eğitim Sen kurulduğu andan itibaren dile getiriyoruz. Yani kamusal, bilimsel, demokratik ve ana dilde eğitimi savunuyoruz. Dolayısıyla ancak bu şekilde çoğulcu bir eğitim gerçekleşebilir” sözlerini kullandı.
 
‘Ana dilde eğitimin barışa çok katkısı var’
 
“Bugün düşünün; birbirine yabancı olmayan ama bir arada yaşayan bir halk, eşit yurttaşlık temelinde temsil edilmiyor” diyen Duygu Özbay, şunları belirtti: “Bu çerçeve yasayla ve ondan sonra gelecek değişikliklerle belki bunun yolu açılacak. Karşılıklı olarak eşitlenme, birbirini tanıma üzerinden bir süreç işleyecek. Ana dilde eğitim belki şöyle anlaşılabilir: Çok uzun süre bu ülkede bölme üzerinden anlaşıldı, bölücülük üzerinden okundu. Ama biz bunu zaten pedagojik boyutuyla da çok dile getirdik. Çocuğun eğitim bilimleri açısından pedagojik dünyasına hitap eden en güçlü araçlardan biri olduğunu söyledik. Çocuğun kendisini ve etrafını anlaması, eleştirel düşünmesi tabii ki ana dilde aldığı eğitimle mümkündür.
 
Ama biz çocuğa hiç bilmediği bir dilde uzun süre eğitim verdiğimizde, eğitim skalası açıklandığında maalesef bu bölgede yer alan iller en başarısız iller kategorisine giriyor. Elbette ki bu başarısızlığın nedenleri hiç sorgulanmıyor. Sadece başarısızlık etiketi üzerinden çocuklar etiketleniyor. Ama ana dilde eğitim olsa, çocuk bildiği bir dilde eğitim aldığında ve bağ kurduğunda anlam dünyası genişliyor, kendini ifade etme gücü ve başarısı artıyor. Biz bunu Eğitim Sen olarak uzun bir dönem çok tartıştık. Ama tabii ki bunun artık politik bir boyutta da tartışılması gerekiyor. Ana dilde eğitim meselesinin, aslında dünya deneyimlerine baktığımızda, kalıcı barışın olduğu yerlerde barış meselesine çok ciddi katkı sunduğunu da görebiliyoruz. Barış süreçleriyle çok ortak, eşdeğer ilerlediğini görebiliyoruz. Dolayısıyla bunu bölen, ayrıştıran bir yerde ya da bir dilin diğer dile üstün olması meselesi üzerinden değil; Türkiye’deki bütün dillerin, bütün halkların birbirini eşit düzeyde görmesi, birbirini siyaseten ve politik bir özne olarak tanıması, aynı zamanda bir yurttaş olarak da tanıması üzerinden barışı inşa eden güçlü bir etken olarak görüyoruz.”
 
‘Eşitlikçi, demokratik ve ekolojik bir sistem kurulmalı’
 
Bu adımın bütün sorunları çözmeyeceğini fakat çok önemli bir katkı sağlayacağını belirten Duygu Özbay, eğitim sisteminin demokratik olmadığını söyledi. Duygu Özbay, “Çoğulculuğu gözeten bir eğitim sistemi değil. Farklı kimlikleri, inançları ve etnik grupları gözeten, onlar için bir yaşam alanı oluşturan bir sistem olarak değerlendirmiyoruz. Eğitim sistemi nötr bir alan değil. Aslında nötr, eşitlikçi ve özgürlükçü bir alan yaratması gerekirken ne yapıyor? Kültürel sermaye bakımından en güçlü kesimlerin ihtiyaçları doğrultusunda bir eğitim sistemi yaratılıyor. Dolayısıyla biz eğitim sisteminin burada gerçekten tarafsız olmasını; eşitlikçi, demokratik, ekolojik ve özgürlükçü bir eğitim anlayışının oluşturulmasını savunuyoruz. Elbette bu müfredat değişmeli, barışın dili oluşturulmalı. Mesela Afrika’daki ülkelerden Ruanda’da yakın dönemde bir soykırım yaşandı ve o soykırımdan sonra bir barış süreci başladı. İlk değiştirdikleri yer eğitim dilleri oldu. Ne oldu? O müfredattaki biz ve öteki ayrımı kaldırıldı. Ayrımcılık, eşitsizlik, cinsiyetçilik, ırkçılık ve milliyetçilik yaratan bütün özelliklerin reforme edilmesi gerekiyor. Çünkü barış sadece silahların susması değil. Silahların susması çok büyük, çok önemli bir adım. Ama bunun yanında eşitsizlik üreten bir mekanizma da var. Kurumsal yapıların eşitsizlik üreten bütün özelliklerinin derhal reforme edilmesi gerekiyor. Bu eğitim sistemi, bu haliyle gerçekten bizim desteklediğimiz, razı olabileceğimiz bir sistem değil” diye konuştu.