Cinsiyetçiliği meşrulaştıran medya gerçeği

  • 09:03 1 Ekim 2023
  • Medya Kritik
 
Nazlıcan Nujin Yıldız
 
HABER MERKEZİ - Cinsiyetçi söylemlerin toplumda bu denli “normal” karşılanmasının görünmez nedeni; medya. Kadına düşman bu sistemin ortaya çıkardığı programlar, diziler, filmler, reklamlar. Dünden bugüne, medya kuruluşlarının izleyiciye doğrudan etki etmeyen ideolojik söylemlerinin başında cinsiyetçilik geliyor. İzliyoruz, konuşuyoruz, uyguluyoruz…
 
Dünyanın her yerinde medyada görülen en büyük ayrımcılık kuşkusuz cinsiyetçi söylemlerdir. Toplumda cinsiyet eşitsizliğinin yaygın olduğu bilinirken medyada da erkek egemen bir anlayış ve dil kullanılmaya devam ediyor. Bunu yalnızca yazılan haberlerde, atılan başlıklarda, anlatımlarda görmüyoruz. Aynı zamanda diziler, filmler, reklamlar ve programlar ne yazık ki cinsiyetçi söylemlerle birlikte, toplumda yaşamı etkileyecek düzeyde örnekler yaratmaya çalışıyor. İzlenilen programların, dizilerin, filmlerin, reklamların topluma olan etkisi ise tartışılamaz. Medyanın dördüncü kuvvet olması gerçeğiyle birlikte bu durum vahametini ortaya koyuyor. Kadın ve erkeğe yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri, ayrımcı bir dil yaratırken medya da bu dilin ve erkek egemen söylemlerin devamcısı olan mecra haline geliyor. Bunun başat örneği diziler ve gündüz kuşağı. Dizilerde kadınların her alanda “mağdur”, “kurtarılmayı bekleyen kişi”, “kurban” veya “kötü” olarak gösterilmesi durumunda erkeğin kadına uyguladığı şiddet, tecavüz, manipülasyon karşısında yine başka bir erkeğin, kadının “kurtarıcısı” olduğunu görüyoruz.
 
Gözlem ve gözlem sonucu toplumsal kabuller
 
Gözlem, dünden bugüne var olan bir olgudur. Birçok noktada insanı harekete geçirir ve gözlemlenen durum ya değerlendirilir ya da uygulamaya konulur. Medyanın algı yaratma gücü, yönlendirme niteliği ve harekete geçirme özelliği ele alındığı zaman, toplumlar her daim medyanın gücüne rıza göstermiş ve farkına varmadan veya farkında olarak yaşamlarına dâhil etmiştir. Dijital medya platformlarından birinde yayınlanan “Kısmetse Olur” adlı program da bu örneklerden biri. Daha önce 2015 yılında televizyon kanalında yayınlanan program, yeniden dijital medya platformu üzerinden “Kısmetse Olur Aşkın Gücü” olarak yayınlanmaya başladı. Program ‘reality show’ olarak nitelendiriliyor. Bir evde kadınların ve erkeklerin ilişkilenmesini her açıdan gözlemleyen bu programdan, diğer dijital medya platformlarında da oldukça bahsediliyor. Kadınların daima (sistemin belirlemiş olduğu güzellik anlayışına bağlı olarak) “güzel”, “alımlı”, “paragöz” olması gerektiğini yansıtan programda, toplumda rol model olarak esas alınması ve popülerliklerinin bir meta olarak yükseltilmesi hedef alınıyor dersek çok da yanlış olmaz. Kadın ve erkek arasındaki cinsel, maddi vb. gibi çıkarların meşrulaştırıldığı ilişkiler, izleyici kitlesi tarafından keyifle izlenip dijital medya platformlarında paylaşılıyor. Özellikle kadınların “erkekler yüzünden” yaptıkları tartışmalar ve kavgalar oldukça ilgi görüyor ve bu yolla da cinsiyetçi söylemlerle kadın alçaltılıyor.
 
Toplumda yaratılmak istenen algı: Erkek dediğin maço olmalı
 
Kişilerin kendilerini tanıttıkları videolarda kadın bedeninin ön planda tutulması, kadının aslında cinsel bir obje olarak gösterilmek istendiğini gözler önüne seriyor. Tanıtım videolarında “eş adayı kriterinde” kadınların hemen hepsinin karşılarındaki erkeklerden maddi çıkar beklentisi olması ve “kişisel bakım” adı altında yaptıkları harcamaları erkeğin karşılaması gerektiği gibi söylemleri, toplumda kadın ve erkek arasında asıl yaratılmak istenen ilişkiyi meşru bir zemine oturtmaya çalışıyor. Bu konuda en önemli nokta ise yine hemen hemen bütün kadınların, erkeklerin maço olması gerektiğini ve kadına söz geçirmesi gerektiğini söylemeleridir. Kadının sahiplenilmesi gerektiği fikri, zaten böyle düşünenlerin fazla olduğu bir toplum gerçekliği varken daha vahim bir durum haline geliyor. Bu programı izleyen herkesin eril yanını kabartan söylemler, elbette ki kadının yalnızca tüketen ve sonrasında kadını, erkeğin “annesi” rolünde görmek isteyenlerin de iştahını kabartıyor.
 
Annem gibiyse ve kısmetse olur
 
Bu iştah kabarıklığının nedeni ise programda kendilerini tanıtan erkeklerin karşılarındaki kadından beklentilerinin anneleri gibi olmaları oluyor. Bu durum fedakârlık, dürüstlük ve güvenilir olmak gibi özellikleri kapsıyor. Kadınlar, erkeklerin gözünde “oturmayı kalkmasını bilen hanımefendi” olurken elbette kadınların maddi veya manevi hiçbir şeyi erkekten esirgememeleri isteniyor. İlişki biraz daha ilerledikten sonra erkeğin, kadının ne giyeceğini belirlemesi aradaki “sevgi” ve “bağlılığın” bir nişanesi haline getiriliyor. Ayrıca erkeklerin, kadınların maddiyata çok önem verdiklerini söyleyerek bu durumdan rahatsız olduklarını ve çıkarsız bir sevgi istediklerini söylemeleri asıl sorunun kadınlarda olduğunun mesajını veriyor.
 
Medya-sistem kıskacında yaratılan zıt kutuplar
 
Tüm bunlar ele alındığında medyadaki bu sonu gelmez cinsiyetçilik söylemlerinin ve topluma mal edilmeye çalışılan ilişkilerin, sistemden çok da bağımsız olduğu söylenemez. Medya ve sistem arasındaki bu görünmez ve kirli anlaşma, toplumlar ve en çok da kadınlar üzerinden işlerken sistem içerisinde de zıt kutuplar yaratıyor. Türkiye’de kadınlar, bir yandan muhafazakârlıkla eve hapsedilmeye çalışılırken diğer yandan kadınların, sahte özgürlük anlayışlarıyla yaşamlarında, giyim kuşamlarında “özgür” oldukları söylenerek bir meta haline gelmeleri amaçlanıyor. Toplumda yaratılan bu kutuplaşma en fazla kadınlar üzerinden yaratılmakta ve her iki taraftan da kadınlar ayrıca hiçleştirilmekte. Bir tarafta muhafazakâr, eve hapsolmuş, kutsal aile yapısı adı altında dini manipülasyonlarla yok edilen kadın, diğer tarafta kapitalist sistemin çeşitli oyunlarıyla düşürülmeye çalışılan, bedeni meta haline getirilen, maddiyat ve sözüm ona “sekülerlik” ile yok edilen kadın. İkisine de izletilen programlar aynı. Kısmetse bu ne zaman son bulur?
 
 

Etiketler:

Okumadan geçme!