Figen Aras: Saç örgüsü değil, örgütlü kadın korkutuyor
- 09:05 8 Şubat 2026
- Güncel
Derya Ceylan
AMED - Kadının saçına dönük saldırılar, tarihsel hafızayı ve özgür yaşam iddiasını hedef alan bir politika olarak sürüyor. Jineolojî Akademisi üyesi Figen Aras, saç örgüsünün mitolojiden bugüne bereket, yaşam enerjisi ve direnişle kurduğu bağı anlatarak, Jina Emînî süreciyle Rojava’daki teşhirin aynı mesajı taşıdığını söylüyor.
Ortadoğu’da kadınların saçına dönük saldırılar, yalnızca bireysel bir şiddet biçimi değil; erkek egemen devlet aklının kadının iradesini hedef alan politik bir mesajı olarak karşımıza çıkıyor. İran’da Jina Emînî’ye dönük saldırılarla görünür hale gelen bu mesaj, Rojava’da bir kadın savaşçının saç örgüsünün kesilerek teşhir edilmesiyle yeniden üretildi. Kadınların saçını “itaat” ve “mülkiyet” sınırına çekmeye çalışan bu zihniyete karşı ise dünya kadınlarının verdiği yanıt, aynı anda ortak bir ruh ve ortak bir isyana dönüştü.
Jineolojî Akademisi üyesi Figen Aras, saç örgüsünün tarihsel, mitolojik ve kolektif hafızadaki anlamına dikkat çekerek “meselenin tek başına bir saç örgüsü olmadığını” vurguluyor.
Figen Aras, kadınların saçları üzerinden yürütülen işkence ve şiddetin tarihsel anlamıyla birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor. Figen Aras, “Kadınların saçlarına yönelik bir işkence durumu var. Devletlerin, erkeklerin kadına karşı da bir savaşı, şiddeti var. En sonda Rojava durumu vardı. Baktığımızda ana tanrıçadan bu yana saç örgüsü nasıl bir anlam taşıyordu” diyor.
Saçın anlam dünyası: Büyü, enerji ve kutsallık
Mitoloji ve tanrıçalık kültüründe saçın büyü ve yaşam enerjisiyle ilişkilendirildiğini vurgulayan Figen Aras, “İnsanlığın denemiş olduğu düşünce yöntemlerinden biri olan mitolojide, tanrıçalık kültüründe saç ve saç örgüsü sık sık karşımıza çıkıyor. Özellikle saçın kendisi sürekli uzadığı için insan vücudunun hiçbir organı saç gibi değildir. Tırnaklar bir noktaya kadar uzatılır, ama saçın kendisi sonsuz derecede uzadığı için toplumun anlam dünyasında… Tabii bunu tarihçiler ve antropologlar söylüyor. Muhtemelen büyülü ve eşit olduğu bir varlık olarak görülüyor, canlı, yaşam enerjisi taşıyan, büyüsü olan… Birçok yerde saç kutsal kabul ediliyor, kimi yerlerde de korkuluyor. Böyle kendi başına uzayıp giden bir saç” ifadelerine yer veriyor.
Mitolojide örgülü saç
Farklı mitolojik örneklerle örgülü saçın bereket ve yaşam enerjisiyle bağının kurulduğunu aktaran Figen Aras, bu bağı şu sözlerle anlatıyor: “Mitolojide, özellikle Mittani döneminde karşımıza çıkıyor örgülü saçlı kadınlar. Ya da İskandinavya mitolojisinde karşımıza çıkıyor. İşte Thor’un eşi var; Sif, saçı kesildiği zaman kıyametler kopuyor. Ya da bizim Mezopotamya’nın ilk tanrıçası olan Ninhursag’ın saçlarının kalın kalın bukle şeklinde örülmüş saçları var. Bunlar aslında bereketi, yaşam enerjisini, o anki anlam dünyasını karşılıyor. Tabii bunlar yorum, ama tarihsel sürece baktığımızda ya da karşılaştırma yaptığımızda bu yorumları yapan tarihçilerin çok da haklı olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla toplumun ihtiyacı olan bereketi, ihtiyacı olan enerjiyi kadının saçlarında görüyor olması anlaşılmayacak bir şey değil.”
Örtü ve süsleme
Figen Aras, saç süslemeleri ve örtülerin mitolojik anlam dünyasında bereket ve bilgelikle ilişkilendirildiğini ifade ediyor. Figen Aras, “Bir de saçın üzerine takılan örtüler var, tülbentler var. Kubaba diye bilinen bir tanrıçadan tutalım İnanna’ya kadar sürekli saçlar süslenmiş, sürekli bereketi temsil edenlerle bezenmiş. Özellikle başaklar şunu gösteriyor: Mitolojilerde kadınların tanrıçalık şahsında o bilgeliğin bereketi açığa çıkarması. Doğurganlık, toplumsallığın bir zeminidir. Bütün bunların doğayla ilişkisinin saç üzerinden dile getirildiğini görebiliyoruz” diyor.
Yılan sembolizmi ve saç örgüsü
Saç örgüsünün yılan sembolizmiyle bilgelik ve yenilenme üzerinden anlamlandırıldığını belirten Figen Aras, “Saç örgüsünü tarihçiler ve arkeologlar da yorumluyor. Kadının yılanla olan güzelliği ve ilişkisi saç örgüsüne de yansıyor. Çünkü yılan yeraltına girip çıkınca yeryüzünü, yer altını bilen bilgeliği var. Ya da derisini değiştirdiği için de ölümsüzlüğü, kendini de yenileme özelliği var. Kadında da bu özellik olduğu için bir benzetme yoluyla saçların kendiliğinden örüldüğünü söyleyen tarihçiler de çok.
Düğüm ve örgü
Bir de bağlama, düğüm meselesi var. Bu örgüyü yapma, düğüm yapma; aslında o enerjiyi birbirine bağlama, o yaşam kaynağını düğümle bir araya getirmek. Tüm bunlar anlam dünyasını oluşturuyor. Ama belli bir zamana kadar bu temelde bir anlam dünyası oluşturuluyor” diye kaydediyor.
Erkek egemenliğinin müdahalesi: Saç üzerinden kurulan denetim
Erkek egemen zihniyetin kurumsallaşmasıyla saç üzerinden kadına yönelik politikaların geliştirildiğini söyleyen Figen Aras, “Erkek egemen zihniyet, özellikle kurumsallaşmaya başladığında; Sayın Abdullah Öcalan’ın kastik katil olarak vurguladığı sürecin başlamasıyla birlikte kadının tüm iradesinin, tüm güzelliğinin, tüm saygınlığının yok edilmesi adına saça dönük politikalar geliştiriliyor, özellikle saça dönük. Örneğin kapatma; çok belirgin mitolojilerde var. Bir statü belirlemesi olarak Sümerlerde, Asurlarda kadınlara tülbent takılıyor. Tabii o anda olumlu bir anlamda düşünülüyor. Kadınlara saldırı olmasın diye seçkin aileye mensup kadınlara tülbentler takılıyor. O tülbentler geliyor, geliyor, geliyor; tek tanrılı dinlere kadar türban meselesine ya da peçeye dönüşüyor. Bunları böyle vurgulayabiliriz” diye belirtiyor.
Kozmik döngü ve arketip
Saç örgüsünün kozmik döngüyle bağ kuran bir mesaj taşıdığını ve çok eski dönemlerde büyüyle ilişkilendirildiğini belirten Figen Aras şunları dile getiriyor: ‘Yaşam, doğa, enerji, kozmik dünyayla bağlantılı olarak saçlarının örgüsünün, mutlak döngüsü bir mesaj ifade ettiğini görebiliriz. Mitolojilerde, hatta Paleolitik ve Mezolitik dönemde kadınların saçlarının büyü olarak kullanıldığı da neredeyse ispatlanmıştır. Çünkü o şu anlama geliyor: Avın daha bereketli gelmesi için, buğdayın daha çok çıkması için kadınlar saçlarıyla büyüler yapıyor. Birazdan belki de dile getireceğiz, ama bütün bunlara biz arketik diyoruz.
Lilith ve Medusa
Bugüne kadar gelen kolektif hafıza, kendisini sembollerle ifade etti. Saç örgüsünün kendisi de arketik olarak karşımızda. Kadınlar bu tarihsel hafızayı unutmuyorlar. Birçok yerde saçlar örülüyor. Ya da öfkelendiğinde saçlar kesiliyor. Ya da sevdiği bir insan hayatını kaybettiğinde saçını kesip onun mezarına bırakabiliyor.“
Ortadoğu’da saç politikaları
Lilith ve Medusa örnekleri üzerinden kadınların kötülenmesi ve tehlikeli gösterilmesi temasının tarihsel sürekliliğine işaret eden Figen Aras, ‘Lilith gibi bir varlık var. Lilith, darmadağın kabarık saçlarıyla kaosu, tehlikeyi barındırıyor; ama kim için? Erkekler için. Bu çok itiraz eden, erkeği terk eden. Bunu tanımlarken bir de mitolojide Medusa örneği vardır. Aslında güzelliğiyle dillere destan olan Medusa, başka bir tanrıçanın onu kıskanmasıyla birlikte o güzel saçların kendisi yılana dönüşür. Yani yok eden, kaosa dönüşen; tehlikeli, öldüren, donduran… Bakanları donduran. Buradan da şunu görüyoruz: Kadınları çirkinleştirme, kötüleme, tehlikeli görme dönemi en az 15 bin yıldır tarih sayfasında karşımızda duruyor. Mitolojiler ayağıyla da bugüne kadar politika şeklinde gelmeye devam etti’ sözlerine yer veriyor.
Kadim hafızayı bastırma mekanizması
Figen Aras, Ortadoğu’da saç üzerinden yürütülen politikaların çoğaldığını ve ‘saçı kapatma’ sorusunun merkezde durduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Ortadoğu halklarında ve Ortadoğu kadınlarında mitoloji döneminde açığa çıkan anlam dünyasının farklılaşarak, üzerine değerler katılarak devam ettiğini görebiliyoruz. Ama artık Ortadoğu’da kadın saçı üzerinde çok çeşitli politikalar gerçekleşmeye başladı. Bunlardan biri saçı kapatmak. Temel soru şu oluyor: kadınların saçı neden kapatılıyor?
Ritüeller ve cezalandırma
Burada psikologlar, psikanalistler devreye giriyor. Diyor ki asıl kadim hafızayı yok etmek için; saç büyülüdür, erkekte öfke uyandırır, kadın istediği her şeyi yapabilir. Dolayısıyla ne yapmak lazım? O güzelliği, tehlikeli nesneyi kapatmak gerekiyor. Kime açabilir? Eşine açabilir, babasına açabilir. Ama bir yanıyla da erkeğin malı, mülkü, statüsü olmaya dönüştürülüyor.
Sömürgecilik ve cemaat pratikleri
Başını örtme meselesi bir estetik unsur olarak mitolojilerde karşımıza çıkan, erkek egemenliğiyle devam eden örtünün kendisi… Kapatma, tamamen erkeğe bağlama şeklinde devam ediyor. Çeşitli toplumlarda farklı farklı uygulamalar, ritüeller karşımıza çıkıyor. Bunlar; özellikle savaş zamanlarında kadınların saçlarını kazıtması, ya da ceza olarak kazıtılması, ya da sevinç anında saçlarının açılması, ya da öfkelendiklerinde saçlarını bağlamaları… Bütün bunlar yerellerde değişerek karşımıza çıkıyor. Ama işin ilginç yanı bunlar, Ortadoğu’daki ritüellerde değil.”
Saçı saklama, büyüden koruma
Figen Aras, saçın kesilmesinin çeşitli toplumlarda onur kırma ve mülkleştirme gibi amaçlarla kullanıldığına dair şu örnekleri veriyor: “Yerli halklara, Latin Amerikalı halklara sömürgeciler gittikleri zaman, özellikle Kızılderililerde erkeklerin uzun saçlarını topluluk önünde kesiyorlar; hem de baltayla kesiyorlar. Bu nedir? Onurunu incitmektir, iradesini kırmaktır. Aynı şekilde Yahudilerde kadınların eskiden çok daha yoğunken, şimdi kimi cemaatlerinde kadınların ilk gecede saçlarının tümünü kazıttıkları bilinir ve peruk takarlar. Buradaki amaç nedir? O üzerindeki büyüsünü, enerjisini, kudretini, güzelliğini kaldırıp erkeğe mülk olarak gelmesi ve artık uzayacaksa da erkeğin evinde o saçın uzaması. Bunlar çok önemli şeyler. Kadının onurunu kırmak, güzelliğini yok etmek, toplum içerisinde saygınlığını yok etmek gibi çok bağlantılı uygulamalar saç üzerinden gidiyor.
Günümüzde, Ortadoğu’da, Kürdistan’da da belki duymuşsunuzdur. Kadınlar dökülen saçlarını çöpe atmazlar. Duvar oyuklarına koyarlar, toprağa gömerler ki başkaları almasın diye. Kimileri bunu canlı olduğu için, o saçlar gerçekten canlı görünüyor diye bu uygulamayı sürdürüyor. Bir kısmı da saçlarıyla büyü yapılmasın diye kadim hafıza bugünlere kadar gelmeye devam ediyor.”
Erkeklik rejimi
Kadının iradesinin ve bedeninin erkeğe ait görüldüğü anlayışın farklı coğrafyalarda farklı biçimlerle sürdüğünü belirten Figen Aras, “Kadının tümüyle, iradesi de, bedeni de, emeği de, doğurganlığı da erkeğe ait olarak görülüyor. Ortadoğu toplumlarında da böyle. Kısmen Avrupa’da da böyle. Avrupa’da çok daha sinsidir; çok daha görünmez. Uygulamalar, kapitalizmin eliyle sürdürülür” diyor.
Bir tel saçtan yükselen itiraz
Jina Emînî’ye yönelik işkencenin, kadına gözdağı verme biçimi olarak işletildiğine işaret eden Figen Aras, şu ifadeleri kullanıyor: “Jina Emînî olayında da gördünüz; saçının bir teli görünen kadın aslında itaat etmeyen kadındır. ‘Bu saç benimdir, ben istediğim gibi bu saçı açarım da kaparım’ diyen, özgür düşünmek isteyen kadındır. İran rejimi gibi erkek egemen, cinsiyetçi, dinci zihniyetler; itiraz eden kadını öldürüyor, itiraz eden kadını hapse atıyor. Diğer kadınları da klasik kadın rolleriyle eve kapatıyor. İşte isyan eden, kabul etmeyen, özgür düşünmek isteyen kadınlara karşı uygulanan bu cezalandırma yöntemi… Korkunç şekilde işkenceyle katledildi Jina Emînî. Diğer kadınlara da mesaj veriyor: ‘Sen benim sözümü dinlemezsen onun gibi olursun.”
Saçın özgürlükle kurduğu bağ
Figen Aras, Jina Emînî sonrası tepkinin küreselleştiğini ve ‘jin jiyan azadî’nin felsefi bir zeminde karşılık bulduğunu kaydederek, “İran, hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı. Gerçekten bütün dünyaya yayıldı. Ki bizim 90’lardan beri dile getirdiğimiz ‘jin jiyan azadî’ sloganı felsefik bir temelde yaşam buldu. Bu tek başına bir slogan değildi; kadının yaşamla, kadının özgürlükle bağını ele alan bir slogandı. Saç teli dediğimiz şey, çok basit bir biyolojik mesele değil. Orada özgürlüğün kendisi yatıyor. Değerlerin anlam dünyası yatıyor” sözlerine yer veriyor.
Ortak öfke, ortak eylem
Dünya kadınlarının ortak duygu ve eylemsellikte buluşma ihtimalinin görünür hale geldiğini vurgulayan Figen Aras, “Bütün dünya kadınlarına ilham oldu Jina Emînî direnişi. Ama daha da önemlisi; tüm dünya kadınlarının ortak bir duyguda, ortak bir öfkede, isyanda, eylemsellikte buluşabilmenin imkanının da olduğu karşımıza çıktı. İran bu konuda büyük bir şok yaşadı, beklemiyordu. Ama tüm kadınlar da ‘ona yapılan bana yapılan’ mesajıyla; ‘korkmuyoruz, alanlardayız’ mesajını bugüne kadar getirdiler. Bu çok kıymetliydi” diye belirtiyor.
Aynı mesajın yeniden üretimi
Halep’te bir savaşçı kadının saçının kesilerek teşhir edilmesinin aynı zihniyetin mesajını taşıdığını söyleyen Figen Aras, şunları dile getiriyor: “Rojava’da katledilen savaşçı bir kadının saçlarının kesilerek teşhir edilmesi, Jina Emînî sürecinde de benzer bir şey ama. Jina Emînî bireysel bir eylem yapmadı orada. Özgür kadının isyanını dile getirdi. Rojava’daki savaşçı kadın da, halkını korumanın, halkını yeni bir yaşamla buluşturmanın savaşını verirken şehit düştü ve saçı kesilerek de yine aynı mesaj gündeme geldi: ‘Bak, sen evinden çıkarsan, hele bize karşı savaşırsan, başın açıksa… Başın kapanmalı ve bana bağlı olmalısın. İşte bunun böyle olur mesajı.
Korkunun kaynağı örgütlü kadın
Yine İran’daki meselede olduğu gibi Rojava’daki bu saç örgüsünün kesilmesi, aynı anda, aynı günde tüm dünya kadınlarında ortak bir ruha dönüştü, ortak bir isyana dönüştü. Jina Emînî’de de saçlar kesildi, saçlar açıldı; ama bu sefer saçlar örülmeye başlandı. Sistem o kadar çok korktu ki bu eylem tarzından. Çünkü erkek egemen zihniyet şunu çok iyi biliyor: Kadınlar birazcık bir özgürlük kapısı yakaladığında, biraz iradeleri açığa çıktığında, örgütlü kadınları gördüklerinde, tanıdıklarında isyan başlatırlar.”
Saç örgüsünden soruşturmaya
Figen Aras, saç örgüsü üzerinden yürüyen baskının ideolojik bir mesele olduğunu ve Türkiye’deki pratiklerle bunun örneklendiğine işaret ediyor. Figen Aras, “Şu anda Türkiye’de gözaltılar oluyor, işten atılmalar oluyor. Kadını ekmeksiz bırakıyor. Neden? Saçını örmüş. Siyasi düşüncesi ne olursa olsun, Türkiye’dedir bu gözaltılar, ev baskınları; ya da pankartlar indiriliyor, pankart asanlara soruşturmalar açılıyor. Aslında mesele ideolojik bir meseledir. Meselenin kendisi tek başına bir saç örgüsü değildir. Ama o saç örgüsüne sahip olan, özgür yaşamı savunan, bunun için mücadele eden, ölmeyi göze alan kadının tüm dünya kadınları tarafından sahiplenilmesinin öfkesidir” ifadelerini kullanıyor.
Sistemin korkusu
Bu öfkenin barış ve demokratik toplum sürecinde kadınların öncülüğüne dönüşme ihtimalinin sistemin temel korkularından biri olduğunun altını çizen Figen Aras sözlerini şu şekilde tamamlıyor: “Bu öfke yarın, öbür gün neye dönüşebilir? Tam da bizim barış ve demokratik toplumun öncülüğünün kadınlar tarafından yapılması meselesine dönüşebilir. Korku budur. Kadınlar nerede olursa olsun; entegrasyon sürecinde de olabilir, barış süreçlerinde de olabilir, demokratik Avrupa toplumlarında da olabilir. Erkek egemen zihniyet her zaman kadının mutlak surette kendi çizdiği sınırlar dâhilinde kadın olmasını ister. Ama Rojava’daki o saç örgüsü, gerçekten kadınların bu sınırı kabul etmediğini söyledi.
‘O kesilen saç benim saçımdır’
‘O kesilen saç benim saçımdır. Bundan sonra da bunun örgütlenmesi, bunun mücadelesi sürecektir’ gibi cesur, direngen ve anlam dolu eylemliliklerle, mesajlarla dolu bir süreç yaşıyoruz. Bu çok değerlidir. Kadınların kolektif duruşu, eylemselliği moral oldu, ilham oldu; demek ki kadın buluşmasına, kadın birliğine, kadınların örgütlenmesine çok ihtiyaç var. Ortaya çıktı ki büyüyoruz, güçleniyoruz ve güçlendikçe çoğalıyoruz. Çünkü cesaret, moral, deneyimler, tecrübeler bir araya geldiğinde karşımızda duran hangi sistem olursa olsun mutlak suretle onlara biat etmeyeceğimiz ortaya çıkıyor.
Rojava devrimi: Kadın öncülüğüne duyulan öfke
Toplumsal olarak yeni yaşamı inşa ederken de öncülük yapabileceğimizin göstergesidir Rojava devrimi. En büyük öfke budur. Evet, Rojava devrimine kadınlar öncülük etti. Biz ‘kadın budur’ derken çıktı kadınlar, ellerinde silahlarıyla, bilgileriyle, direnişleriyle, birliktelikleriyle, saygınlıklarıyla. Devrim gerçekleştirdiler. Öfkenin kendisi budur diyebilirim.”







