Yan yana geleceği inşa ediyorlar: Ekolojik onarım olmadan barış inşa edilemez (3)
- 09:02 6 Kasım 2026
- Güncel
Melike Aydın
ANKARA - Ekolojik onarımın barışın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirten siyaset bilimci Dr. Ecehan Balta, yaklaşık 50 yıllık savaş sürecinde Kürdistan’da doğaya verilen zararın tespit edilmesi ve ekolojik restorasyonun barış politikalarına dahil edilmesi çağrısında bulundu. Ecehan Balta, kadınların üretimden mülkiyete kadar her alanda özne olduğu ve halkın iradesinin tanındığı bir inşa sürecinin önemine işaret etti.
Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla birlikte Türkiye'de yeni bir sürecin tartışılmaya başlarken kadınlar, barışın çatışmaların sona ermesiyle sınırlı kalmaması, toplumsal yaşamın eşitlik ve özgürlük temelinde yeniden inşa edilmesi için ‘Kadınlar Yan Yana Barışı Konuşuyor’ konferansında bir araya geldi. Kadınların barışın öznesi olması ve inşa sürecinde aktif rol üstlenmesi amacıyla bir araya gelen kadınlar konferansta, demokratik toplumun inşası, kadınların örgütlü mücadelesi, toplumsal eşitlik, özgürlük ve ekolojik yaşam başta olmak üzere birçok başlığa dair söz kurdu. Konferansın forum şeklindeki oturumlarından birinde geniş yer tutan ekoloji başlığı ise savaşın doğada yarattığı tahribat, doğal varlıkların talanı, yerel halkların yaşam alanları üzerindeki söz hakkı ve ekolojik onarımın barış sürecindeki rolü üzerinden ele alındı.
Yazı dizimizin bu bölümünde Siyaset bilimci Dr. Ecehan Balta ile ekolojik yıkımı konuştuk.
Kalkınma anlayışı sorgulanmalı
Toplumsal yaşamın yeniden inşasında insanın doğayla kurduğu ilişkinin de dönüşmesi gerektiğine dikkat çeken Ecehan Balta, mevcut kalkınma anlayışının doğayı sınırsızca kullanılabilecek bir kaynak olarak gördüğünü belirtti. Ecehan Balta, “Kalkınma anlayışı temel olarak doğanın bedava bir hediye olduğu yaklaşımına dayanıyor. Yani doğa, dilediğimiz gibi kullanabileceğimiz, sıfır maliyetli bir etmen olarak algılanıyor. Bir yerden kum alırsınız, taş çıkartırsınız, su alırsınız ve bunlar için hiçbir bedel ödemezsiniz. Ama geldiğimiz noktada gördük ki aslında bu bedelleri halklar olarak ödüyoruz” dedi.
‘Gezegenimizin ayaklarımızın altından kaydığı bir noktadayız’
Doğanın talan edilmesinin yalnızca ekolojik dengeyi değil, halkların tarihini, kültürünü ve gelecek kuşakların yaşam hakkını da tehdit ettiğini kaydeden Ecehan Balta, “Barajların altında tarihimiz, kültürümüz, kültürel mirasımız kalıyor. Bütün bu bedellerin bir karşılığı var. Gelecek kuşaklar açısından baktığımızda, neredeyse gezegenimizin ayaklarımızın altından kaydığı bir noktaya gelmiş durumdayız. Bu kalkınma anlayışı, daha doğrusu kapitalist yayılmacılık anlayışı nedeniyle ekolojik yıkım öyle bir hale geldi ki gezegen artık insan dahil diğer türlerin yaşayamayacağı bir noktaya doğru gidiyor. Hep ‘Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız’ deriz ama o çocuklarımızın bir geleceği olup olmadığı bile artık sorgulanabilir hale geldi. Bütün eşiklerin sırayla aşıldığı bir ekolojik sistem var. Artık geri dönülemez eşiklere doğru gidiyoruz. Bu da bu sistemin böyle sürdürülemeyeceğini çok net bir şekilde gösteriyor” diye konuştu.
Doğa da barışın öznesi olmalı
Barışın toplumsallaşmasının doğayla barışmayı da içermesi gerektiğini vurgulayan Ecehan Balta, demokratik toplumun temel ilkeleri olan eşitlik, özgürlük ve adaletin doğayla kurulan ilişkide de karşılık bulması gerektiğini söyledi. Barışın, çatışmaların sona ermesi ve kurumsallaşmayla sınırlı tutulamayacağını belirten Ecehan Balta, “Doğayla da barış yapmak durumundayız. Barışın sadece negatif barıştan, barışın kurumsallaşması ve toplumsallaşması sürecine geçişten ibaret olmadığını görmeliyiz. Diğer taraftan doğanın da bu barış sürecinde bir özne olarak görülmesine ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
Kürdistan’dan Gazze’ye…
Savaşın doğa üzerindeki yıkıcı etkilerinin farklı coğrafyalarda benzer biçimlerde ortaya çıktığını ifade eden Ecehan Balta, Gazze’de zeytin ağaçlarının büyük bölümünün yok edildiğini, dağların ve derelerin bombalandığını hatırlattı. Kürdistan’da ise barajlar ve güvenlik barajları nedeniyle doğanın yaşam hakkının elinden alındığını dile getiren Ecehan Balta, “Barışın toplumsallaşması süreci, doğayla barışma sürecine de eşlik etmeli. Çünkü barış süreci otomatik olarak doğanın iyileşmesi anlamına gelmiyor. Savaşın durması, doğaya yönelik tahribatı kendi başına ortadan kaldıran bir şey değil” ifadelerini kullandı.
Barış süreci doğa talanını otomatik olarak durdurmuyor
Çatışmaların sona ermesinin doğaya yönelik yıkımın da sona ereceği anlamına gelmediğine dikkat çeken Ecehan Balta, Kürdistan’da farklı enerji ve madencilik projelerinin doğa üzerindeki baskıyı sürdürdüğünü belirtti. Amed’deki kaya gazı arama faaliyetlerini, Varto’daki güneş enerjisi santralini, farklı bölgelerdeki rüzgâr enerjisi santrallerini, barajları ve Gabar’daki petrol faaliyetlerini örnek gösteren Ecehan Balta, “Bütün bunlar dikkate alındığında, negatif barış süreciyle doğanın talanı durmuş olmuyor. Hatta devam ediyor, bazen hızlanıyor. Çünkü orada başka bir korumadan da mahrum kalmış bir doğa var. Dolayısıyla bütün bunları dikkate alan bir yöntem izlemeliyiz” diye konuştu.
‘Kürdistan’da eko-kırım envanteri yapılmalı’
Daha önce 114 ekoloji örgütünün imzasıyla hazırladıkları “Doğayla da Barış” raporunu ilgili komisyon üyelerine ilettiklerini dile getiren Ecehan Balta, ekolojik onarımın ilk adımının savaşın doğada yarattığı tahribatın tespit edilmesi olduğunu söyledi. Ecehan Balta, “Her şeyden önce bir envanter yapmamız lazım. Yaklaşık 50 yıllık savaş sürecinde Kürdistan’da ne oldu, doğaya ne tür zararlar verildi? Bazı türlerin ortadan kaybolduğunu biliyoruz. Ancak bunların bütünlüklü biçimde ortaya konulması gerekiyor” sözlerini kullandı.
Kadınların kadim bilgisine başvurulmalı
Ekolojik tahribatın tespitinde kadınların bilgisinin ve deneyiminin esas alınması gerektiğini vurgulayan Ecehan Balta, doğayla kurulan ilişkinin yalnızca bilimsel ve teknik veriler üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirtti. Mêrdin’de katıldığı bir toplantıda bir Barış Annesi’nin kendi köyündeki değişimi anlattığını aktaran Ecehan Balta, “Bir Barış Annesi, ‘Benim köyümdeki eski otlar yok, benim köyümden artık o kuşlar geçmiyor’ dedi. Bütün bunlar bir bütün olarak değerlendirilmeli. Bunu yaparken de kadınların bilgisine başvurulması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü zamanın kadim bilgisine sahip olanlar kadınlar” ifadelerini kullandı.
‘Doğaya verilen zararın giderilmesi barışın temel başlıklarından biri olmalı’
Kadınların tarih boyunca tohumdan toprağa, üretimden ürünün korunmasına kadar doğayla doğrudan ilişki kurduğunu belirten Ecehan Balta, “Erkekler, parayla ilişki söz konusu olduğunda devreye giriyorlar. Ama onun dışında tohuma, toprağa, tohumun ve ürünün bakımına kadınlar emek veriyor. Dolayısıyla kadınlar yüzyıllardır, bin yıllardır doğanın kadim bilgisini taşıyan insanlar. Kaybımızın nerede olduğunu onlar herhangi bir mühendisten, devlet adamından ya da siyasi partiden çok daha fazla bilirler. Bunu dikkate almamız gerekiyor” diye konuştu. Doğanın bir kaynak olarak değil, kendi hakları bulunan bir varlık ve hukuk öznesi olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Ecehan Balta, doğaya verilen zararın giderilmesinin barışın temel başlıklarından biri olması gerektiğini kaydetti.
‘Ekolojik restorasyon barış politikalarının kapsamına alınmalı’
Barışın, silahların bırakılması ve insanların evlerine dönmesiyle sınırlı bir süreç olarak ele alınamayacağını belirten Ecehan Balta, ekolojik restorasyonun da barış politikalarının kapsamına alınması gerektiğini söyledi. Ecehan Balta, “Barış sadece ‘Evet, silahları bıraktık, hadi herkes evine’ gibi bir şey değil. Aynı zamanda doğaya verilen zararın ortadan kaldırılmasını, restorasyonu ve iyileştirmeleri de kapsamalı. Bunun boyutu çok farklı olabilir. Örneğin ‘Barajları yıkacak mıyız, yerine ne koyacağız?’ gibi tartışmalar da olabilir. Ama bunun için esas olarak doğayı bir kaynak olarak gören yaklaşımdan vazgeçmemiz ve doğayı bir varlık, bir hukuk öznesi olarak görmemiz gerekiyor” diye belirtti.
‘Savaş sürecinin görünür bilançosu’
Savaşın ve güvenlik politikalarının nehirler başta olmak üzere bütün bir ekosistemi etkilediğini ifade eden Ecehan Balta, Dicle Nehri’nde yaşanan değişime dikkat çekti. Ecehan Balta, “Bu savaş süreci ve güvenlik barajları öyle şeyler yaptı ki Dicle Nehri’nin 100 kilometrelik bölümü nehir statüsünü kaybetti, artık dere. Bu çok önemli bir sorun. Orada Dicle Nehri etkileniyor ama nehrin etrafında yaşayan otlar, bitkiler, hayvanlar ve içinde yaşayan balıklar da etkileniyor. Bunu bütünsellik içinde görmemiz gerekiyor” şeklinde konuştu.
Yerel halk enerji politikalarının karar vericisi olmalı
Ekolojik bir barışın inşasında yerel toplulukların kendi yaşam alanları ve doğal varlıkları üzerindeki karar hakkının tanınması gerektiğini belirten Ecehan Balta, belediyelerin de bu süreçte önemli politik aktörler olduğunu söyledi. Ancak belediyelerin yasal sınırlamalar ve şirketler karşısında yaşadıkları yetki sorunları nedeniyle her zaman etkili olamadığına dikkat çeken Ecehan Balta, demokratik karar alma mekanizmalarının yerel halkın katılımıyla oluşturulması gerektiğini ifade etti. Belediyelerin enerji projelerini değerlendirirken yalnızca yatırım ve üretim boyutuna bakmaması gerektiğini kaydeden Ecehan Balta, “Enerji konusuna geldiğimizde şu soruları sormamız gerekiyor: Bu enerji kime lazım, ne için lazım, kim kullanacak, parasını kim alacak, kime yarayacak? Bana neye mal olacak? Belediyelerin halkla birlikte bu soruları sorarak hareket edebilmesi lazım” ifadelerini kullandı.
‘Halkın geçim kaynakları üzerindeki etkisi göz ardı ediliyor’
Şirketlerin yerel yaşam alanlarına getirdiği enerji projelerinde halkın ihtiyaçlarının ve projelerin geçim kaynakları üzerindeki etkilerinin göz ardı edildiğini belirten Ecehan Balta, “Bir meraya, bir müşterek alana, bir kamusal alana, hayvancılığı ve geçim kaynaklarını etkileyen bir alana güneş enerjisi sistemi kurulamaz. Çünkü bunun sonuçlarını bilmiyoruz, bu enerjiye kimin ihtiyacı olduğunu bilmiyoruz. Enerji elektrik şebekesine aktarılıyor, alım garantisiyle üretiliyor ve şirket parasını alıyor. Ama o enerjiyi kimin kullandığını bilmiyoruz. Oranın halkı mı kullanıyor? Hayır, oranın halkı kullanmıyor” diye konuştu.
Halkın iradesi tanınmadan ekolojik barış kurulamaz
Enerji projelerinin yerel halkın yaşam alanlarını ve geçim kaynaklarını ortadan kaldırabildiğini belirten Ecehan Balta, “Akbelen’de termik santralin alanını genişletmek için 43 köyü boşalttılar. Kürdistan’da da başka nedenlerle binlerce köy boşaltıldı. Ama bu, köy boşaltmalarının devam edeceği anlamına da geliyor. Çünkü insanların geçim kaynaklarını elinden alan bir enerji politikası var. O zaman kim karar verecek? Geçim kaynağının sahibi olan, orada yaşayan insanlar. Onların adına belediye, parti ya da başka biri değil, kendileri karar verecekler. ‘Ne için enerjiye ihtiyacımız var, nasıl bir enerji sistemi istiyoruz, nerelere yapılmasına izin veririz, nerelere izin vermeyiz?’ sorularına kendileri yanıt vermeli, bu kararı kendileri vermeli. Son 30-40 yıldır Türkiye’de ekoloji hareketleri çok güçlü, sürekli aktif halde. Ama onların iradesinin tanınması gerekiyor. O iradeyi tanıyan bir yapı kurulması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
Kadınların üretimdeki emeği görünmez kılınıyor
Ekolojik yaşamın yeniden örgütlenmesinde kadınların üretim bilgisi ve emeğinin belirleyici olduğunu söyleyen Ecehan Balta, “Tohumun hangi tohum olacağına kadın karar verir. Nereye ekileceğine, ne zaman ekileceğine, o tohumun nasıl büyütüleceğine kadın karar verir. Ürün pazara gidene kadar tarım doğrudan kadınların emeği üzerine kuruludur” dedi. Buna karşın kadınların tarımsal üretimdeki varlığının resmi kayıtlara ve mülkiyet ilişkilerine aynı oranda yansımadığını belirten Ecehan Balta, “Türkiye’de Çiftçi Kayıt Sistemi’nde kayıtlı çiftçilerin sadece yüzde 17’si kadın. Yüzde 83’ü erkek, yüzde 17’si kadın. Mülkiyet ilişkilerine baktığımızda kadınlar tarlaların yüzde 20’sine bile sahip değil. Yüzde 80’i erkeklerin elinde” diye konuştu.
Kadınların üretimdeki emeğinin resmi istatistiklerde ve çalışma yaşamında görünmez kılındığını vurgulayan Ecehan Balta, “Bu kadınlar ne yapıyor? Mevsimlik tarım işçisinin karısı olarak tarlaya gidiyor. Mevsimlik tarım işçisi olarak sayılan erkek ama daha çok kadınlar ve çocuklar çalışıyor. Urfa’dan, Antep’ten, Maraş’tan Adana’ya, pamuk ve tütün tarlalarına traktörlerle eşya gibi taşınıyorlar. Orada kurulan sistem tamamen kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü üzerine işliyor” ifadelerini kullandı.
Kadınları esas alan toprak reformuna ihtiyaç var
Kadınların doğayla kurduğu ilişkinin ve üretim bilgisinin barışın toplumsallaşması açısından vazgeçilmez olduğunu belirten Ecehan Balta, bu nedenle kadınları özne kabul eden köklü bir toprak reformuna ihtiyaç olduğunu söyledi. Ecehan Balta, “Bizim çok radikal bir toprak reformuna ihtiyacımız var. Hem de tarihte daha önce yapılmadığı şekilde, kadın özneyi esas alan, toplumsal cinsiyet bakış açısıyla yapılmış bir toprak reformuna ihtiyacımız var. Bunun için kadın çiftçilerin, kadın köylülerin, kadın mevsimlik işçilerin örgütlenmesi lazım. Bizim kalıcı ve uzun vadeli bir inşa sürecine girişmemiz gerekiyor” dedi. Bu inşa sürecinin temel araçlarından birinin kadınların ortak örgütlenmesi olacağını ifade eden Ecehan Balta, “Bu inşa sürecinde en önemli anahtar, en önemli kilit taşı kadınların sendikası olacak. Kadın çiftçilerin, kadın köylülerin, mevsimlik kadın işçilerin sendikası olacak. Mülkiyet ilişkilerindeki eşitsizlik ortada, ücret eşitsizliği ortada” diye konuştu.
Eşitsizlik ekolojik barışın önünde engel
Tarım alanında kadınlar, erkekler, çocuklar ve göçmen işçiler için farklı ücret tarifelerinin uygulandığını belirten Ecehan Balta, bu eşitsizliklerin ekolojik barışın önündeki engellerden biri olduğunu söyledi. Ecehan Balta, “Erkek işçi 100 lira, kadın işçi 80 lira, çocuk işçi 60 lira, Suriyeli işçi 40 lira diye başlayan ücret tarifeleri gördük. Bu eşitsizlik ortadan kalkmadan, kadınların doğa hakkındaki bilgisini kullanmadan ve kadınları örgütlemeden doğayla barışın sağlanabileceğini pek düşünmüyorum. Dolayısıyla barışın toplumsallaşabileceğini de düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
Barışın kalıcı hale gelmesinin uzun vadeli toplumsal örgütlenmeye ve inşa araçlarının oluşturulmasına bağlı olduğunu vurgulayan Ecehan Balta, kadınların bu sürecin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, “Uzun vadeli bir inşa için kendimize araçlar inşa etmeliyiz” dedi.
Yarın: Ev eksenli çalışan kadınlar, toplumsal inşada neden yer almalı?







