Yan yana geleceği konuşuyorlar: Görünmeyen emek, toplumsal inşanın öznesi (4)

  • 09:01 7 Kasım 2026
  • Güncel
Nazlıcan Nujin Yıldız 
 
ANKARA - Ev-Eksen Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu, barışın toplumsallaşmasının kadınların ortaklaşan emek ve yaşam mücadelelerinden geçtiğini belirterek, toplumsal inşanın birbirini duymak ve birlikte mücadele etmekle başlayacağını ifade etti.
 
Barışın ve demokratik toplumun inşası, yalnızca siyasal çözüm arayışlarıyla değil, kadınların gündelik yaşamda karşı karşıya kaldığı eşitsizliklerin, emek sömürüsünün ve güvencesizliğin ortadan kaldırılmasıyla da ele alınmalı. Özellikle ev eksenli çalışan kadınlar, görünmez kılınan emekleri, sosyal güvenceden yoksun bırakılmaları ve iç içe geçmiş üretim, bakım ve ev içi sorumluluklarıyla bu dönüşümün doğrudan muhatapları oluyor. 
 
Yazı dizimizin bu bölümünde, Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Eksen) Genel Başkanı Gülsüm Nazlıoğlu ile konuştuk.  
 
Kadınlar için emek meselesinin dönüşümü
 
Emek meselesinin, kadınlar için öncelikli olarak dönüşüme ihtiyaç duyulan alanlardan biri olduğunu ifade eden Gülsüm Nazlıoğlu, kapitalist dünyada emek konusunda sadece komün yaşamdan ve toplumsal yaşamdan söz edilemeyeceğini belirtti. Kırk yıla yakındır ev eksenli çalışan bir işçi olduğunu paylaşan Gülsüm Nazlıoğlu, “Evde dikiş diken, makarna yapan, nakış yapan, boyama yapan bir işçiyim. Yasa bunu vasıfsız işçi olarak tanımlıyor. Yani vasıfsız ama her şeyi yapan bir işçiydim. Şimdi ben altmış üç yaşına gelmişim ve bir gün bile sigortam yok. Aslında emekli olmam gerekiyor. Yani ne oluyor? Geçmişe dönüyorum; babaya muhtaç, kocaya muhtaç, oğula muhtaç oluyorum. Hane halkından kim erkekse, kim geliri sağlıyorsa, o gelirle kim iktidar sahibi oluyorsa ben ona muhtaç duruma düşüyorum. Yıllarca kendim kazanmışım. Çocuklarımın hayatta kalması ve kendi hayatımı kurma aşamasında o evde benim de maddi gelirim vardı. Ama şu anda yok, sağlığım el vermiyor. Sağlığım el verse de yine sigortasız çalışacağım. Doğal olarak sigortalı olma, sosyal güvenceli olma meselesi var. Örneğin hanenin işlettiği küçük bakkal da erkeğindir ama o bakkala kadın gider, çalışır. O bakkal ne kadının üzerinedir ne de kadının bir günlük sigortası vardır. Ücretsiz aile işçiliği de yapar. Aynı zamanda hem ev içi emeği hem de bakım emeği vardır. Tıpkı benim gibi. Benim de hem ev içi emeğim hem bakım emeğim hem de ev eksenli çalışmam var. Bizim tek farkımız, iş yerimizin evimiz olması. Dolayısıyla iç içe girmiş bir çalışma biçimimiz var” dedi.
 
‘Siparişlerimi geceye ayarlıyorum, gündüz örgütlenmemi yapıyorum’
 
Kadın istihdamının öncelikli olarak dönüşmesi gereken konulardan biri olduğunu vurgulayan Gülsüm Nazlıoğlu, bunun da tek başına yeterli olmadığını dile getirdi. Ev eksenli çalışmada ve sendikal örgütlenme çalışmalarında tanıklık ettiklerine dair konuşan Gülsüm Nazlıoğlu, “Ev eksenli çalışmada biz şunu gördük: Ben aynı zamanda örgütlenmeyi yapan kadınlardan da biriyim. Bir eve giriyorsun, o kadının bütün hayatını dinlemen gerekiyor. Asıl kıymetli olan da sanırım bu. Kadını bütünüyle dinliyorsun ve oradan bir yoldaşlık hukuku oluşuyor. Orada eşiyle tanışıyorsun. Eşi, ‘Evet, bu sendikaya üye ol’ deyince kadın üye olabiliyor. Eşini de ikna etmen gerekiyor. Çalışmanın biçimini ve bu sendikanın talebini anlattığın zaman problem kalmıyor. Ama onu anlatana kadar bir yol izlemen gerekiyor. Toplumsal anlamda bu mücadelenin, yani kadınlar açısından evlere girerek örgütlenmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Çünkü başkaları, kadının evinde dikiş dikmesini problem olarak görebilir, ‘Evine kapanıyor’ diyebilir. O kadını görünce eve kapanmadığını anlıyorsun. Ben yıllarca evimde çalıştım, hiç kapandığımı düşünmüyorum. Aksine, evimde çalışmayı araç olarak kullandım. Siparişlerimi geceye ayarlıyorum, gündüz örgütlenmemi yapıyorum” şeklinde konuştu.
 
‘Bir an evvel emeklilik hakkını almamız lazım’
 
Ev eksenli ve sigortasız çalışan kadınların yaşadıklarından örnekler veren Gülsüm Nazlıoğlu, “Bir gün Muğla’da toplantımız vardı. Bir ablamızı bekliyoruz, gecikti ama normalde hiç gecikmez. Sinirle geldi ve ‘Bizim bir an evvel emeklilik hakkını almamız lazım’ dedi. ‘Ne oldu?’ diye sorduk. O gün dokumanın ücretini alamamış, yol parası yok. Kocasına, ‘Bana yol parası yetiştir, toplantıya gideceğim’ diyor. Kocası da gitmesin diye maaşı alıp gidiyor, dolaşıyor. Kadın da sinirlendiği için ‘Geç de olsa gideceğim’ diyor. Parasını alamadığı gün yine erkeğe muhtaç kalıyor. Oysaki aldığı parayla evi geçindiriyor. Onun için bizim emekliliğimiz çok önemli. Dolayısıyla bence inşa süreci buralardan başlamalı. Büyük siyaseti, kocaman şeyleri konuşmaya gerek yok. Herkesin olduğu alanda sesli konuşması, yanındakini duyması ve görmesi gerekiyor. ‘Birlikte ne yapabiliriz?’ sorusunun yanıtını oradan çıkarıyorsun. O dönüşümü de oradan yapıyorsun” diye ifade etti.
 
‘Toplantılara “terörist” diyerek başlayıp “gerilla da benim çocuğum” diyerek çıktık’
 
Ev eksenli çalışan kadınlarla birlikte süreci de tartıştıklarını paylaşan Gülsüm Nazlıoğlu, “Neden barış istiyoruz? Neden terörist demiyoruz da gerilla diyoruz? Bizim neye ihtiyacımız var? Ne yaparsak burayı bir adım daha aşarız? Bunları tartışıp atölye çalışmaları düzenliyorduk. Mesela toplantılara ‘terörist’ diyerek başlayıp o toplantılardan ‘Gerilla da benim çocuğum’ diyerek çıktık. Askerliğe hayır dedik. Köyünde yaşayan kadınlar, ‘Çocuğumu oraya mecbur gönderiyorum’ dedi ama mecbur göndermiyoruz. Ben buraya vergi veriyorum. Bir de çocuğumu alıyor. Biz ucuz çalıştığımızı, nerede, nasıl sömürüldüğümüzü çok iyi biliyoruz ama mecburuz. Bizim de hayatımızı sürdürmemiz gerekiyor. Ben evlere girerek örgütlenmenin temel alındığı her mücadelenin başarıyla sonuçlandığını söyleyebilirim. Bu çok zor ve süreklilik gerektiren bir durum. Orada her türlü dönüşüm de olacaktır, oluyor” diye belirtti.
 
Ev eksenli çalışan kadınların emeklilik hakkı
 
Ev eksenli çalışan kadınların emeklilik hakkı istemesinin birçok kesimde tuhaf karşılandığını dile getiren Gülsüm Nazlıoğlu, “Diyoruz ki: ‘Ben de çalışıyorum. Benim farkım, işimin eve gelmesi.’ Yıllarca bunu anlatamadık ama sonunda anlattık. Davalarımızı da kazandık. Şu anda süren davalarımız da var. İnatla bunun olduğunu gördük. Onun için de buna inanıyorum; toplumsal inşa konusunu da aynı yerden düşünüyorum. O inşa da birbirimize anlatarak, yanımızdakini dinleyerek, sokakta sesli konuşmayı becererek, bir şey olduğu zaman ses vermeyi becererek gerçekleşecek. Bunların da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yani gidip Meclis’te konuşmak tabii ki kıymetli. Ama hep Meclis’te oturmayacağız. Bir de kendi mahallemiz var, köyümüz var, apartmanımız var. Oralarda o inşa süreçlerini tamamlamamız lazım” sözlerine yer verdi.
 
‘Hem canımı alıyor hem paramı alıyor’
 
Ev eksenli çalışan kadınların, barışın ve demokratik toplumun inşasında neden yer almaları gerektiğine değinen Gülsüm Nazlıoğlu, şunları söyledi: “Devletten bir emeklilik hakkı istiyorum. Bu kadar hak kaybı oluyor. Bize niye sigorta versin? Niye emeklilik hakkı versin? Çünkü bu onlar için bir gider. Dolayısıyla bu mesele sadece bizim meselemiz değil. Bu toplumsal bir mesele. Bu ülkenin bütçesi nereye gidiyor? Bu savaşta kimler var? Asker var. Asker kim? Benim oğlum, kız kardeşimin oğlu, kardeşim. Hem canımı alıyor hem paramı alıyor. Öbür tarafa bakıyorsun, aynı. Onun orada yaşamasına izin vermiyor. Dilini alıyor, yaşama hakkını alıyor. Batı’daki kadın, oradakinin sorununu duymuyor. Zaten ulusal basın vermiyor, tırnaklaya tırnaklaya o haberlere erişiyoruz. Biz örgütlenmede şunu becerdik: Bölgede de örgütlendik. Bölgedeki kadın arkadaşlarımız, Batı’daki kadın arkadaşlarımıza meselesini doğrudan anlattı. ‘Bunları yaşıyorum’ dedi. Karşı karşıya gelip birbirimizi anladık. Demek ki meseleye böyle de bakmamız gerekiyor. Ben sadece sosyal güvence diyerek bir hak elde edemem. Bu savaş benim bütçemi alıyor. Bu savaş benim çocuğumu, öbür kadının çocuğunu alıyor. O zaman bizim buna karşı çıkmamız gerekiyor.”
 
‘Bu mesele hepimizin meselesi’
 
Gülsüm Nazlıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela Ankara’da bir toplantımız vardı. Hakkâri’deki arkadaşımız gelmişti. O gün o arkadaşın çocuğu tutuklandı. Hepimiz, ‘Hatice’yi nasıl göndereceğiz?’ diye bir derde düştük. Sonra baktık ki bu mesele hepimizin meselesi. Ona sırtımızı dönmedik, hepimiz birlikte uğraştık. O zaman o çocuk da bizim çocuğumuz. Yani bu bir günde olmuyor. Bu atölyelerden çıkıyor. O kendini anlatıyor, sen kendini anlatıyorsun. İnatla anlatıyorsun ve asıl o olayı yaşayan insanların karşılaşmasını sağlıyorsun.”
 
‘İnşa sürecinin toplumsallaşmasını sağlayacağız’
 
Savaşları çıkaranların erkekler olduğunu ifade eden Gülsüm Nazlıoğlu, “Biz kadınlara kalsa mümkün değil. Bizim içimizde mücadele ruhu var, beynimizde şiddet yok. Biz onunla büyümüyoruz; öyle büyüsek bile içselleştirmiyoruz. Hep kendimizi oradan nasıl çıkaracağımızı tartışıyoruz. Onun için eminim ki biz, bütün Kürdistan’ıyla, Türkiye’siyle bir araya gelerek inşa sürecinin toplumsallaşmasını sağlayacağız. Aslında birbirimizi nasıl örgütleyeceğimizi de biliyoruz. Nasıl cümle kuracağımızı, emeğimizi nasıl koruyacağımızı da biliyoruz. Nerede sömürüldüğümüzü de biliyoruz. Yan yana durmayı becermemiz lazım. Yediden yetmişe, hepsinin altından kalkabilecek bir mücadele ruhuna sahip olduğumuzu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
 
Yarın: İlkay Akkaya: Sanat ortak yaşamın inşasına katkı sunar